|
Bukalemunlar
Bukalemunlar; aslında kertenkelelerdir ancak bir çok yönden öbür kertenkelelerden farklılıkları bulunduğundan, bazı bilim adamları kertenkeleleri onları ayrı sınıflandırırlar.

Bukalemunları diğer kertenkelelerden ayıran en önemli özelliği, ayakların, dilin ve gözlerin alışılmadık biçimleri ve renk değiştirme özelliğidir. Bukalemunlar 4 cinste toplanır, bunlardan da yaklaşık 90 kadar tür çıkar. Bukalemun türlerinin bütün üyeleri, Eski Dünya'da (Yarısından çoğu Madagaskar adasında, geri kalanlarsa Büyük Sahra Çölü'nün güneyinde) yaşarlar. Chamaeleo chamaeleon türü ise Akdenizin İspanya ile Suriye arasındaki bölümünde yaşar.
Bukalemunların büyük çoğunluğu Chamaeleo cinsinde toplanır bunlar ağaçlık ve makilik alanlarda yaşarlar. Brookesia cinsine girenler, yer altında ya da kayalıkların arasında yaşarlar. Leandria ve Evoluticauda cinslerin ise kuyrukları Chamaeleo cinsindeki gibi kavrayıcı değidir.
Bukalemunların uzunlukları 8-60cm. arasında değişse de genelde uzunlukları 30 cm. kadardır. Çok yavaş yürürler, bir dal üzerinde dakikada en fazla 12 adım atabilirler. Dilleri boylarının yaklaşık 1-1.5 katı uzunluğundadır ayakları ve kuyrukları ise dalları kavrayacak şekilde gelişmiştir.
Gözleri birbirlerinden bağımsız hareket edebilir, yani bir gözüyle yukarı bakarken diğeri ile aşağıya bakabilir.
Derilerinin rengini sarı, yeşilin çeşitli tonları, kiremit kırmızısı, kestane rengi ve siyaha çevirebilirler hatta bunlar üzerinde görünmemesini sağlayacak benekler veya çizgiler oluşturabilirler.
 Chamaeleo chamaeleon
Bütün bukalemunlarda olduğu gibi Chamaeleo chamaeleon'un da vücudu yanlardan basıktır. Parmaklar ikisi bir arada üçü bir arada bitişmiştir ve kavrayıcı bir kıskaç şeklindedir. Gövdenin üst ve orta kısmmında daha büyük pulların meydana getirdiği uzunlamasına bir sırt çıkıntısı vardır. Vücudun alt tarafında çeneden kuyruğa doğru uzanan ve biraz daha iri pullardan oluşmuş açık renkli bir çizgi vardır. Renk ve deseni sabit değidir, duruma göre, yeşil, gri, kahverengi, siyah ve bunların çeşitli tonlarına değişebilir. Zemin rengi üzerinde, koyu veya açık renkte şerit veya lekeler bulunur. Karın altında çeneden anüse kadar uzanan sarımsı çizgi çoğunlukla renk değiştirmez. Erginlerin boyu 24-30cm. arasındadır.
 Chamaeleo chamaeleon
Bukalemunlar ağaçlarda yaşarlar. Kavrayıcı ayakları ve kuyruğu ile dallar üzerinde rahatlıkla hareket edebilirler. Avlanmak için dalda sakin olarak durur, yakın bir mesafede bir böcek görürlerse, dilini birden dışarı fırlatarak avını yakalarlar. Dişi bir seferde 20 kadar yumurtayı toprağa kazdığı bir çukura bırakır, Elipsoid şeklindeki yumurtaların boyu 18-20mm. kadardır. Türkiye'de Akdeniz bölgesi ve Ege bölgesinin sıcak ve ağaçlık biotoplarında bulunur.
  Chamaeleo jacksoni Chamaeleo jacksoni (Erkek)
Bukalemun Beslenmesi ve Bakımı:
Bukalemunların evde beslenmesi zordur, zira bukalemunlar esaret altında uygun koşullar sağlanmadıkça fazlaca yaşayamazlar. Özellikle Akdeniz ve Ege bölgesinde yaşayan kişilerin haricindekilerin bukalemun beslemeleri pek doğru değildir. Zira bu bölgelerin dışında kalan bölgelerin iklimi bukalemunlar için fazla serttir.
Bukalemunlar böcek yiyerek beslenirler, yaşayabilmeleri için gerekli olan günde en az 20-30 canlı sineği veya hamam böceğini ona sağlamak doğal ortamda mümkünse de ev içinde mümkün olamayabilir.
| Pandalar |
|
Bambu seven, siyah beyaz renkli, sevimli mi sevimli fakat nesli tükenme tehlikesi altında olan hayvanlardır.

Bir diğer adı da bambu ayısıdır. Pandaların ağırlığı 120 kiloya kadar ulaşabilir. Zamanının büyük bir bölümünü bambu yiyerek geçiren pandaların sayılarının azalmasının başlıca nedenlerinden biri, çok sevdiği bambuyu yiyebilmek için Çin'den başka bir yere gitmemeleridir. Bugün dünyada yaklaşık 1000 adet panda var. Bu sevimli hayvanların nesillerini devam ettirilmesi için birçok uluslararası kuruluş çalışmaktadırlar.

Pandalar çok tembel hayvanlardır. Bir panda karnını doyurmak için günde 40 kg kadar bambu yemek zorundadır. Dişleri bambunun sert kabuklarına uygun olarak sağlam ve keskindir, fakat sert bambuları yemek pandaların 14 - 16 saatini alır. Hayvanat bahçelerinde yaşayan pandalar, doğal ortamlarında yaşayan pandalara göre çok daha farklı beslenebiliyorlar. Örneğin çikolata, meyve ve hatta tavuk bile yiyebiliyorlar.
Yemek yemediği zamanlar panda sürekli uyur. Uyumadığında ise hiç acelesi yoktur ve çok yavaş hareket eder. Düşmanları kovaladığında bile kurtulur kurtulmaz, ilk gördüğü ağaca atlar ve uykusuna veya yemeğine kaldığı yerden devam eder.
Pandalar çiftleşme dönemi dışında tamamen yalnız yaşar. Bu durum sadece Nisan-Mayıs aylarında değişir. Bu dönemlerde yalnızlıktan memnun olan panda sesler ve hırıltılar çıkartır, sesini duyurmak için çığlıklar atar. Baharın gelişiyle birlikte pandalar uygun bir eş ararlar. Fakat bu o kadar kolay değil, çünkü aynı bölgede yaşayan pandalar bile birbirinden çok uzakta bulunurlar. Dişi pandaların eş konusunda çok seçici olmaları erkeklerin işini daha da zorlaştırır. Eş adaylarının az olmasına rağmen yine de karşılarına çıkan her "yakışıklıyı" beğenmezler. Dişi panda, erkek pandayı ancak çok beğenirse yanına yaklaştırır. Diğer bir engel ise erkeklerin fazla flört edecek zamanlarının olmaması, çünkü dişi pandaların çiftleşmek için uygun dönemleri yılda en fazla 5 gün sürüyor.
Erkek panda dişi pandanın kalbini kazanır ve çiftleşme başarılı olursa yaklaşık dört ay sonra minik bir panda bebeği dünyaya gelir. Gerçekten miniktir, çünkü yeni doğan bir panda ancak bir fare büyüklüğünde ve 100 gr ağırlığındadır. Bebek panda küçük ve savunmasız olur. Doğduğunda gözleri kapalıdır ve uzun süre öyle kalır. Birkaç hafta sonra gözleri açılır fakat bebek panda hala göremez. Bununla birlikte, yetişkin pandalardan daha iyi işitir. Gözleri açıldıktan sonra bu durum değişir ve dengelenir. Bu dönemle ilgili en önemli ayrıntı pandanın çok şefkatli ve sevecen bir anne olmasıdır. Anne panda bebeğine çok düşkündür, onu kolların arasında insanların bebeklerini salladıkları gibi sallar ve sabırla emzirir. Zaten hayvanlar aleminde de yavrularına karşı en sevecen hayvan pandalardır.
Bebek pandanın gözlerinin açılması 6 hafta sürer. 3 aylık olduğunda tek başına yürümeye, 5 aylık olduğunda ise koşmaya ve bambunun tadına bakmaya başlar. Bebek panda bir buçuk seneden uzun bir süre annesinin yanında kalır. Ancak bu uzun dönemin sonunda tek başına yaşamaya hazırdır.

Her ne kadar İngilizce bir kaynak olsa da aşağıda bir bebek pandanın gelişimi ile ilgili çok güzel bilgiler veren bir sitenin adresi bulunmaktadır. Eğer İngilizce biliyorsanız bu sevimli hayvanlara ait daha çok fotoğrafa ulaşabilirsiniz.
www.liu.edu/CWIS/CWP/library/exhibits/panda/panda.htm
| Van Kedisi |
|
Temel Özellikleri Zeki, canlı ve insana bağlı bir yapısı vardır. Kendilerini temizlemede büyük bir titizlik gösterirler. Van kedisi iyi bir avcı olmanın yanısıra kendi isteğiyle suda yüzmeyi ve suyla oynamayı seven tek kedi türüdür. İyi bir arkadaş ve oyuncu olmakla beraber kucağa alınmaktan hoşlanmaz.
Görünüş ve Vücut Yapısı Uzun olmayan orta büyüklükte bir başı olan Van kedilerinin yüzü üçgen şeklinde ve çevresi belirlenmiştir. Elmacık kemikleri de çıkıktır. Boynu güçlü ama kısadır.
Gözler hafif şekilde basık badem şeklinde ve eğik olarak yüze yerleşmiştir. Göz bebekleri yuvarlak ve belirgindir. Van kedisini çekici kılan özelliklerden birisi de onun gözlerinin rengidir. Her iki gözü mavi, her iki gözü (kehribar sarı renk ve tonları) olabileceği gibi bir gözü mavi diğer gözü kehribar renkte de olabilir.
Kulakları büyük ve geniş, dibe doğru bir yuvarlaklık söz konusudur. Burun ucu, patiler ve kulak içleri pembe renktedir. Van kedilerinde sağırlığın yaygın olduğu kanaati varsa da her iki gözü farklı renkteki kedilerde ve mavi gözlülerde ancak %2-3 civarında sağırlık vardır.
Vücudu uzun, kaslı ve iri kemiklidir. Arka patileri öndekilerden daha uzundur. Bacaklar kaslıdır ve birbirlerinden iyice ayrılabilir. Parmakları da o derece sıktır. Tüyleri uzun ve diplere doğru ipeksi bir yapıdadır. Kuyruğu tilki kuyruğu gibi uzun ve tüylüdür.

Tüy Bakımı Van kedisinin tüyleri Ankara kedisine oranla daha kısadır. Günlük olarak yapılan fırçalamalar yeterlidir. Yazın diğer kediler gibi tüy değişimi yaşar ve o dönemde tüyleri azalır. Tüyler kışın yeniden eski rengini ve şeklini alır
Kökeni Türkiye'de üretilen ve saf Türk kedisi olan bu ırkın anavatanı ve kökeni Van yöresidir. Van kedisi korkmadan suya girip yüzen tek kedi ırkıdır ve 1969 yılında saf kan kedi ırkı olarak kabul edilmiştir.
Dünya üzerindeki kedi cinsleri arasında en doğal olan türlerden biri olarak tanınmaktadır. İlk kez bir ingiliz çift tarafından İngiltere'ye götürülmüş ve çoğaltılmış daha sonrada Avrupa'ya yayılmıştır. |
| Kutup Ayısı |
|
Nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan kutup ayıları fokla besleniyor. Zaten eksi elli dereceye kadar varan soğuğa dayanabilmesini, kalori yönünden çok zengin olan fok yağına borçlu. Yaklaşık 25 yıl yaşayan kutup ayıları, özellikle Kanada, Alaska ve Rusya olmak üzere kuzey buzul bölgesinde yaşarlar.

Kutup ayılarının koku alma duyusu çok özeldir. Yaklaşık 30 kilometreden fok kokusunu alıyorlar. Biz insanlar foklar kadar kokmadığımızdan bizim kokumuzu ise 20 kilometreden alıyorlar. Yani biz onu görmeden çok önce o bizden haberder oluyor. Kısa zaman aralıkları ile burnunu rüzgara doğru kaldırıp, havadaki değişimleri ve fırtınaları bile bu yolla önceden algılayabiliyor. İsterse kilometrelerce mesafe katedebiliyor. Kutup ayıları aynı zamanda, mükemmel yüzücü ve dalgıçlar.
Kutup ayıları dünyanın en saldırgan hayvanları. Kafaları ile santimetrelerce kalınlıktaki buzu kırabiliyorlar. Fokların hava almak için açtıkları deliklerin biraz uzağına yatıp, ellerini birleştirerek saatlerce bekliyorlar. Bir kutup ayısı, fok, delikten başını uzattığı anda sıçrayıp onu bu küçücük delikten yukarıya çekebilir.
Yatay olarak 5 metre sıçrayabilir. Büyük bir ustalıkla avının derisini soyar ve vücudu yağla kaplı olan fokun sadece yağını yer. Fokun diğer parçaları da boşa gitmez çünkü az sonra avı uzaktan izleyen kutup tilkisi, ayı oradan ayrılır ayrılmaz gelir ve avın geri kalanını yer.

Kutup ayıları kendi aralarında oyunsu kavgalarla sosyal davranışların çalışmasını yapıyorlar. Güçlü güreşçiler gibi birbirlerine sarılıp yere devirmeye çalışıyorlar. Bazen bu zorlayıcı güreş oyunlarında ayılar oldukça ısınıyor. Vücut ısıları alışılmışın üzerine çıkarsa kendilerini tekrar soğutabilmek için karınlarının üzerine buza uzanıyor veya bir buz banyosu yapıp karın üstüne kıvrılıyorlar.
Kutup ayıları için yatacak yer sorunu yok. Her yer onlar için yatak olabiliyor. Vücudundaki 3 kalın izolasyon katı, ısı kaybını hissedilmeyecek düzeye indiriyor. Öyle ki üzerlerine düşen hiç bir kar tanesi bile erimiyor. Ayrıca kalori yönünden çok zengin olan fok yağının da bu dayanıklılıkta payı var.
Kutup ayıları eksi 50 dereceyi bulan soğukta yaşayabiliyor ve donma derecesindeki okyanusta yüzebiliyor. Kar fırtınalarında ise kendilerini, bir kar çukuru kazarak saklıyorlar. Uykudan uyanınca zevkle gerinip esneyen Kutup ayıları, çevrelerinde alışılagelmişin dışında bir şey sezdiklerinde ve yavrularını korumak için iki ayak üstüne dikiliyor. Bunu çevreyi daha iyi görebilmek ve gözdağı verebilmek için yapıyor. Bu sırada boyu 3 metre 30 santime kadar ulaşıyor.

Yetişkin bir erkek ayının ağırlığı ise 600 kg’ı bulabiliyor. Fakat bu kadar güçlü ve büyük oldukları halde başlıca besinleri olan foku bulamadıkları koşulda açlık onları fare avına bile yöneltebilir. Dişi ayılar yavrularına çok düşkün. Hamilelik sürecinin yaklaşık son bir ayını kendi kazdığı kar mağarasına girerek geçiren dişi, bu süre içinde hiç bir şey yemez. Fakat bu sırada yavrusu için yağ oranı yüksek (%33) ve besleyici bir süt üretir. Bu süt balıkyağı tadındadır ve fok kokar.
Ortalama 400-450 kg ağırlığındaki dişi ayı hamilelik sırasında 90 kg’a kadar düşebilir. Doğan ve büyüdüğünde yüzlerce kilo ağırlığa ulaşacak olan yavru ise doğduğu anda sadece 500gr’dır.
Yavru kutup ayısının gözlerinin açılması ve tüylerinin uzaması bir buçuk ayı bulur. Bunun ardından annesi ile mağaradan çıkıp onun sırtına binerek daha soğuk bölgelere doğru birlikte yol alırlar. Yavrular et yemeğe başladıktan sonra bile 1,5 yaşına kadar süt emmeye devam eder.
| Kelebekler |
|
Kelebekler, ilk doğduklarında o muhteşem renkli kanatları yoktur. Kelebekler kanatsız doğarlar. Bizim gördüğümüz o güzel biçimlerine ulaşmaları için dört aşama geçirmeleri gerekir. Bazılarının 24 saat, bazılarının 1-2 ay ömre sahip olan kelebekler yumurtadan bir kurtçuk olarak çıkarlar. Kurtçuk büyüdüğünde küçük bir tırtıl olur ve kelebeğin ikinci devresi başlar.
Tırtılın vücudunda toplam 14-15 halka vardır. Başında küçük gözleri, ağız kısmında bizim dişlerimiz gibi çiğnemeye ve ezmeye yarayan çenesi bulunur. Gövdesinin ön kısmında, karnına kadar olan bölgede 8 bacağı vardır. Kelebek henüz tırtıl iken kanatları yoktur ve antenleri çok kısadır. Tükürük bezleri ise bir çeşit ipek salgılar.

Tırtılların diğer canlılar gibi büyüdükçe boyları uzamaz. Onlar büyüdükçe kendi derilerine sığamamayacak kadar şişmanlarlar. Sonunda tırtıllar yavaş yavaş derilerini yırtarak ondan kurtulurlar. Yerine kendi şişmanlamış bedenlerine daha uygun olan yeni bir deri çıkarırlar. Tırtıl, böcek yiyen kuşlar için çok lezzetli bir canlıdır. Bu yüzden tırtıllar kendilerini korumak için çeşitli saklanma tekniklerine sahiptirler. Bazıları dimdik ayakta durarak dal taklidi yapar, bir kısmı kendi rengindeki bir yaprağın üstünde durarak kendisini kamufle eder, bazıları ise ölü taklidi yapar. Bu saklanma teknikleri, tırtılın yaşamını sürdürüp ileride kelebek olabilmesi için çok önemlidir.
Tırtıl, bu kamuflaj tekniklerini, kelebek olduktan sonra da kullanır. Şöyle ki, kelebekler kendilerine uygun renkte olan bölgelerde yaşarlar. Böylece kolayca saklanabilirler.
Üstün korunma sistemiyle gelişimine devam eden tırtıl nihayet üçüncü devreye girer. Tırtıl bu devreye geçeceği vakit karnını tıka basa yaprakla doldurur ve çok şişmanlar. Bu üçüncü devrede tırtıl kendisini bir torbanın içine hapseder ve burada değişime başlar.
Bu evrede tırtılın etrafında oluşan sert kabuğa "krizalit" denir. Bu kabuğun içinde iken hareketsizdir ve hiç yemek yemez. Yalnızca tırtıl iken yediği yaprakların enerjisini kullanır. Krizalit kabuklar bir yaprağın, kayanın veya bir dalın üzerine tutturulmuştur. Bunlardan birine rastlarsanız içine bakın. Çünkü bu krizalitlerin içindeki tırtıla baktığınız zaman kelebeğin üzerinde oluşacak olan hortumunun ve bacaklarının yerlerini görebilirsiniz.
Aşağı yukarı 10 gün kadar bir süre geçtikten sonra kelebek birkaç dakika içinde, krizalitin kabuğunu yırtarak çıkar. O anda kelebeğin kanatları henüz normal boyutlarına ulaşmamıştır. Dördüncü evrede yeni kelebek kanatlarını germek için kanatlarının üzerindeki damarları vücut sıvısıyla şişirir. Kanatlarını kuruttuğu an ise hiç eğitim almadan anında uçar. Kanatlar aynı zamanda kelebeğin solunumuna da yardımcı olur.
Kelebeklerin sırtlarının üzerinde simetri harikası desenler vardır. Pullar öylesine bir düzende dizilmişlerdir ki, iki kanat üzerindeki desenler birbirinin aynıdır. |
| Karıncalar |
|
Karıncalar
Doğada gözlemlenen en karmaşık sosyal örgütlenmeyi sergileyen ordu karıncaları, avlarını, sayılarının çokluğuyla şaşkına çeviriyor. * Karıncalar 100 milyon yıldan uzun süredir dünya üzerinde yaşamaktadır ve gezegenin her yerine yayılmış durumdadırlar. * Bugün yaşayan tüm karıncaların toplam ağırlığı, yaşayan tüm insanların ağırlığından daha fazladır. * Karıncalar kendi vücut ağırlıklarının 20 katını kaldırabilirler. * Dünya üzerinde 35 bin karınca türü mevcuttur. * Çoğu karınca türü sıcak iklimlerde yaşar. * Yaklaşık 9.500 karınca türü bilinmektedir. Bilim adamları bunun yaklaşık iki katının henüz keşfedilmeyi beklediğine inanmaktadır. * Tüm böcekler arasında en büyük beyin karıncanınkidir. * Bir karıncanın ortalama ömrü 45 ila 60 gündür. * Bir karıncanın beyninde yaklaşık 250 bin beyin hücresi bulunur. (Bir insanın beyninde 10 bin milyon beyin hücresi mevcuttur. Dolayısıyla, 40 bin karıncalık bir koloninin toplam beyin hücresi toplamı bir insanınkine denktir.) * Bazı karıncalar günde yedi saat uyur. * Bir karıncanın dışı sert kabuktandır, buna dış iskelet adı da verilir. * En büyük karıncanın uzunluğu 2,54 santimdir. En küçük karınca bir milimin onda biri uzunluğundadır. * Bir karınca kolonisinin nüfusu yüz binlerden milyarlara varabilir. * Karıncalar sadece dokunmak değil, koku almak için de antenlerini kullanırlar. * Karıncanın karnında iki mide vardır. Bir mide yiyeceği kendi için saklar; diğeri ise diğer karıncalarla paylaşılacak yiyecekleri depolar. * Karıncaların akciğeri yoktur. Oksijen vücutlarına tüm bedene yayılmış küçük deliklerden girer; karbondioksit de aynı deliklerden çıkar. * Tüm böcekler gibi, karıncaların da altı bacağı vardır. * Karıncalar gri, kırmızı, kahverengi, sarı, mavi ya da mor olabilirler. * Karıncanın vücudu üç bölümden oluşur: Kafa, gövde, ve metasoma (kuyruk kısmı). * Karıncalar koloni denen büyük gruplar hâlinde yaşarlar. Her karıncanın kolonide belirli bir görevi vardır. * İşçi karıncalar yuvadan çöpü alıp, dışarıya, özel çöplüğe taşımakla görevlidirler. İşçi karıncalar dişidir. Koloninin çoğunluğunu dişi karıncalar oluşturur. * Köle-Yapıcı karıncalar başka karıncaların yuvalarına saldırır ve yumurtalarını çalar. Bu yumurtalar kırılıp, yavru karıncalar çıktığında kolonide köle olarak çalışırlar. * Kraliçe karıncaların doğduklarında kanatları vardır. Başka koloniler kurmak için uçup giderler; sonra kanatları düşer. * Kraliçe karınca 15 yıla kadar yaşayabilir ve bir kez eşlemesi gerekir. * Her karınca kolonisinin en az bir, bazen de birden fazla Kraliçe’si vardır. * Ahşap karıncaları önemli yırtıcı böceklerdir ve geniş bir koloni oldukları takdirde günde binlerce böcek toplayabilirler. * Ahşap karıncaları düşmanını ağzını açarak tehdit edebilir. * Normal şartlarda, Marangoz karıncalar canlı ya da ölü ağaçlarda yuva yapıp, kütükleri ya da ağaç gövdelerini çürütürler. Öte yandan, yuvalarını evlere, telefon direklerine ve diğer insan elinden çıkma ahşap yapılara da yapabilirler. * Karıncaların başlıca düşmanı insanlardır. Yuvalarını ve yaşam ortamlarını yok edip, böcek ilaçlarıyla onları öldürüyor, hatta bazı yerlerde onları yiyor. |
|
Kene |
|

-
Kırmızı - kahve renginde yassı, oval bir dış parazittir.
-
Keneler evcil ve yabani hayvanlara ve insanlara yapışıp kan emerek büyürler.
-
Evcil hayvanlar vasıtası ile evlerin içine kadar gelebilirler.
-
KKKA virüsünün bulaşmasında Hyalomma türüne ait keneler daha büyük bir yere sahip olmakla beraber, tüm keneler de bu virüsü bulaştırabilir.
-
Hyalomma soyuna ait keneler ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir.
Bulunduğu Yerler
- Hayvan barınakları ve hayvanların üzerinde, - Su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde, - Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerde, - Çayırlarda yaşarlar.
Hangi Kaynaklar İle Bulaşabilir?
Bir çok kuş ve yaban hayvanı virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında önemli rol oynar. Keneler virüsü enfekte hayvanlardan (küçük kemiriciler, yaban hayvanlar evcil memeli hayvanlar ve kuşlar) alırlar.
 
-
Hastalık (Virüs bulaşması) enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır.
-
Keneler, insanları kan emmek amacı ile ısırmaları sırasında virüsü bulaştırmaktadırlar.
-
Virüs, kene ısırmasının yanı sıra hasta hayvan ve insanların kan, ifrazat ve dokularıyla direkt temasla da bulaşmaktadır.
-
Her kene bu virüsü taşımadığından, her kene ısırdığında bu virüs bulaşmayabilir. Kene ile temaslarda başka virüslerde bulaşabileceğinden hassas davranmakta fayda vardır.
Özellikle Nisan ve Ekim aylarında aktif hale geçerek çevrelerindeki hayvanlar ve insanlarla (hayvan barınaklarında , avcılık sırasında, piknik doğa yürüyüşü v.b. yapılan kırsal alan gezileri sırasında ayaklara atlayarak ve/veya tutunarak ormanlık alanlarda ağaçtan düşerek v.b.) temas ederek derinin açık bulunan kısımlarından vücuda dolayısı ile kan kaynaklarına ulaşırlar.
Bir süre sonra kenenin tutunduğu bölge kızarır ve kaşınır.

Eğer, kene vücut üzerinde iken tespit edilmiş ise en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Vücuda yapışmış keneyi kesinlikle elle öldürmemek, patlatmamak ve kenenin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, gaz yağı gibi) dökmemek gerekir. Çünkü bu işlemler kenenin kusmasına neden olur ve mikrobun vücuda girmesini kolaylaştırır. Herhangibir sağlık kurumuna ulaşmanın zor olduğu durumlarda; cımbızla sağa sola oynatılarak çıkarılması daha uygundur.

Kenelerin kesinlikle çıplak elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerekir. Çünkü kenenin taşıdığı virüsler bu sırada da bulaşabilir.
| Balarıları |
|
Yirmi bin türden oluşan geniş bir familyaya sahip olan arılar, hayvanlar dünyasındaki en çarpıcı mühendislik ve mimarlık bilgisine sahip, sosyal hayatları ile diğer pek çok canlıdan ayrılan, aralarındaki iletişim ile kendilerini inceleyen bilim adamlarını hayretler içinde bırakan canlılardır.
Balarıları ise diğer arılardan farklı özelliklere sahiptir. Koloniler halinde ağaç kovuklarında veya benzeri kapalı mekanlarda kendilerine yuva yaparlar. Bir arı kolonisi, bir kraliçe, birkaç yüz erkek ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş olarak birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar dişidir.
Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur ve bu kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür. Temel görevi ise yumurtlamaktır. Üreme sadece kraliçe arı vasıtasıyla olur, onun dışında diğer dişiler erkeklerle çiftleşemezler. Kraliçe, yumurtlamadan başka, koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli maddeler de salgılar.
Erkekler ise, dişilerden iridirler ama ne iğneleri vardır, ne de kendileri için besin toplayabilecek organları. Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm işleri ise işçi arılar yaparlar.
Arı kovanındaki hayatın her aşamasında bir düzen vardır. Larvaların bakımından, kovanın genel ihtiyaçlarının teminine kadar her görev hiç aksamadan yerine getirilir. Bu düzenin en belirgin örneklerinden biri de kovandaki yavruların bakımı sırasında ortaya çıkar.
KOVANIN EN ÇALIŞKAN ELEMANLARI: İŞÇİ ARILAR
Kovandaki işlerin aksamamasında ve düzenin sağlanmasında en büyük etken işçi arılardır. Sayının çokluğu nedeniyle arı kovanlarında yapılması gereken çok fazla iş vardır. Yavru arıların bakımı, temizlik, beslenme, yiyecek toplama ve depolama, güvenlik gibi pek çok işten işçi arılar sorumludur. Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden çıkar çıkmaz, büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar. İşçi arıların görevlerinin detaylarına geçmeden önce, yaptıkları belli başlı işler şöyle maddelendirilebilir:
1. Kovanın temizliği 2. Arı larvalarının ve yavrularının bakımı 3. Kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi 4. Bal yapılması 5. Peteklerin inşası ve onarım işleri 6. Kovanın havalandırılması 7. Kovanın güvenliği 8. Nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su, reçine gibi malzemelerin toplanması ve depolanması
KOVANIN DEVAMLILIĞINI SAĞLAYAN KRALİÇE ARI
Arı kovanında kısa bir gözlem yapılacak olunursa işçi arıların kendilerine göre daha büyükçe olan bir arıya özel bir ihtimam gösterdikleri görülecektir. Beslenmesi, temizliği, güvenliği gibi tüm ihtiyaçları diğer arılar tarafından karşılanan bu arı, koloninin devamlılığını sağlayan kraliçe arıdır. Bir kovanda yaşayan işçi arıların sayısı on binlerle ifade edilirken, sadece bir tane kraliçe bulunur. Kraliçenin varlığı arılar için hayati bir öneme sahiptir. Çünkü yumurtlayarak koloninin devamını sağlayan, kraliçe arıdır. Bundan başka kolonideki disiplin de kraliçenin salgıladığı bir madde ile sağlanır.
ERKEK ARILAR
Her arının çok fazla görevinin olduğu arı kolonilerindeki tek istisna erkek arılardır. Erkek arılar ne kovanın savunmasına, ne temizliğine, ne de besin toplamaya bir katkıda bulunurlar. Erkek arıların kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçe arıyı döllemektir. Çiftleşme organları dışında diğer arılarda bulunan özelliklerin hemen hemen hiçbirine sahip olmadıkları için erkek arıların kraliçe arıyı döllemekten başka bir iş yapması mümkün değildir. Dişi arılar ve erkek arılar arasında çok belirgin farklılıklar vardır. Bu farklardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:
-Dişi arıların polen keseleri vardır, erkeklerinse yoktur. -Dişi arıların zehirli iğnesi vardır, erkeklerde ise yoktur. -Dişi arıların ayaklarında polen toplamaya yarayan fırçalar, karınlarında tüyler vardır, erkeklerde bunlar yoktur. -Dişi arıların balmumu bezleri vardır, erkeklerde yoktur. -Dişi arılar petek inşa eder, erkekler edemezler. -Dişi arılar yön bildirme dansı gibi yeteneklere sahiptir, erkeklerin ise böyle yetenekleri yoktur. -Dişi arılar besin toplayabilir, erkekler toplayamaz. -Dişi arılar dadılık yapar, erkek arılar yapamazlar. |
| Penguenler |
|
PENGUENLER
Penguenler paytak yürüyüşleriyle doğadaki pek çok sevimli hayvanlardan biridir. Aslında penguenler bir kuş türüdür fakat uçamazlar. Topluluk halinde yaşarlar. Bir penguen ömür boyunca aynı penguen ile birlikte olur. Yani anne-baba penguenler hep beraberdirler.
Penguenler çoğunlukla kutuplarda yaşarlar. Çok soğuk olmasına karşın üşümezler çünkü derilerinin altında onları soğuktan koruyacak yağ tabakaları vardır.
Kış geldiğinde 400 bin penguenden oluşan penguen topluluğu hep beraber güneye doğru giderler. Bu göç, tamamen hayvansal içgüdülerle gerçekleşir. Göç mevsimi, penguenlerin çiftleşme dönemidir ayrıca. Önce penguen kendine bir eş seçer ve bu toplulukta eşini kaybetmemek için, eşinin sesini diğerlerinden ayıracak şekilde hafızasına kazır. Eğer birbirlerini seslerinden ayırt edemeseler bu kadar kalabalık ve birbirine çok benzeyen hayvanlardan oluşmuş toplulukta birbirlerini bulamazlar. Tıpkı yavru penguenlerin anne-babasını seslerinden doğru tanıması gibi.

Çiftleşmenin ardından anne penguen sadece bir tane yumurta yumurtlar. Ve baba penguen yumurtanın üzerine kuluçkaya yatar. Bu sırada anne penguen de yiyecek aramaya gider. Bir yavru penguen 65 gün sonra yumurtadan çıkar. Annenin görevi yavrusuna yiyecek bulmak ve onu korumaktır. Kuluçkadan çıkan yavru penguen, ilk iki ayı anne ve babasının ayaklarının arasında geçirir. Bu korunma yavru için çok önemlidir. Çünkü, yanlışlıkla kısa bir süre için dahi buradan çıkması, donarak ölümüne sebep olacaktır.
Penguenler büyük gövdeli olmalarına karşın, yürüyüşlerini zorlaştıracak kadar küçük bacaklara sahiptir. Ama buna rağmen kilometrelerce yürüyebilmektedirler.
Penguenler tıpkı bir hacıyatmaz gibi sağa sola sallanarak yürürler. Aslında penguenler enerji tasarrufu yapabilmek için sarkaç benzeri bir yürüyüş yapmaktadırlar. Aşırı kısa bacaklı olan penguenler, yana doğru adımlar atarak kaslarının daha az yorulmasını sağlar. Böylece her adımın sonunda bir sonraki adım için enerji depolarlar. Normal yürümüş olsalar kendi heybetlerindeki bir hayvandan iki kat daha fazla enerji harcamaları gerekirdi.
Penguenler topluluk halinde uyumla yaşayan çok sevimli canlıdırlar. |
| Baykuş |
|
130'u aşan türüyle baykuşlar yerkürenin nerdeyse her noktasına (Kutup Dairesi'nden Arizona Çölü'ne, Amazon'dan Ceyhan'a kadar düşünebildiğiniz hemen her alan) dağılmışlardır. Bu familyadaki kuşlar 15 cm'den 75 cm 'ye kadar değişen büyüklükteki fertleriyle yırtıcıların en olağandışı üyeleridir.
Her ne kadar yırtıcı parantezi altında incelenseler de baykuşlar, gece müddetince avlanmaları ve besinlerini hızlarıyla değil de çok gelişmiş duyu sistemleriyle avlama kabiliyetleriyle diğer yırtıcılardan ayrılırlar. Besinleri söz konusu olduğunda baykuşların favori menüsünü genelde küçük memeliler ve kemirgenler oluşturur. Tüm bunların yanına küçük kuşları orta büyüklükteki memelileri ya da böcek ve balıkları da eklersek yanılmış sayılmayız. Aslında farklılıklarını sayarken bir eksiklik de su yüzüne çıktı: Baykuşlar hem farklı avlarını, farklı yollarla, farklı zamanlarda avlıyor; hem de onları farklı bir biçimde mideye indiriyorlar! Baykuşlar bilinenin aksine gece gördükleri gibi, gündüzleri de görebilirler.
Ülkemizdeki Türler

İshakkuşu (19 cm): Ülkemizin en küçük baykuş türü olup böcekle beslenir. Kışın güneye yolculuk eden bu tür park bahçelik alanlarda geniş yapraklı ağaçlı bölgelerde yaşar.
Küçük ishakkuşu (20-21 cm): Güneydoğu Anadolu 'da yaşayan bu tür, ishakkuşundan 1-2 cm büyükçedir, bazen küçük kuşlara da saldırır ve kukumavdan görünüş olarak tek farkı yan duruş da kukumavdan daha sarı görünen kanat çizgisi ve önden bakıldığında dik değil de paralel görünen kısa çizgili tüylerdir.
Kukumav (23-25cm): Ülkemizin her yerinde, özellikle kumluk veya taşlık harabe bölgelerde bulunurlar. Başlarındaki kulak tüyleri fark edilemediğinden kel görünürler. Genellikle yiyecek olarak kuş, böcek ve sürüngenleri tercih ederler.
Kulaklı orman baykuşu (31-36 cm): Kış aylarında gruplar oluşturup ağaçlarda tüneyen bu tür, tehlike, kamuflaj ve alarm anında kulak tüylerini havaya diker. Açık alanları gören ağaçlı bölgeleri kendilerine üs seçerler ve kullanılmış eski yuvaları kullanırlar.
Kır baykuşu (34-40): Açık kırlarda yaşarlar. Yerde yuva yaparlar ve de gündüz de aktiftirler. Tüyleri sırtında kahverengi üzerine beyaz benekli, alt bölümleri soluktur.
Alaca Baykuş (37-43 cm): Yapraklı ve karışık ormanlarda yaşar. Yıllanmış meşeler onun için iyi bir yapı özelliği taşır. Gövde tüyleri enine ve boyuna çizgilerle alacalanmıştır.
Peçeli Baykuş (33-38 cm): Peçe tüyleri çok belirgin olup tüy rengi beyazdan açık kahveye kadar varyasyon gösterebilir. Bu özellikleri onların en fotojenik baykuş türü olmalarını sağlamıştır. Ansiklopedilerde avlanan baykuş resimlerinden bir çoğu peçelilere aittir.
Balık Baykuşu (50-58 cm): Ülkemizin en nadir rastlanabilen kuş türüdür. Kaya başlarından gözetlediği balık ve su canlılarıyla beslenir. Bazen alçaktan su üstünde arama yaptığı da olur. 
Puhu (60-75 cm): Baykuşlar aleminin kesin hakimidir. Kendisinden büyük avlara (küçük bir geyik!) bile saldırır. Bir oturuşta bir kuzuyu mideye indirebilir. Bölgesinde yırtıcıya tahammülü yoktur. Kayalık veya taşlık arazi ve sık ormanların olgun yaşlı ağaçlarını yuva için seçer. Martılar, kirpiler, sıçanlar, orman horozları menüsünün nadide seçenekleridir. |
| Aslan |
|
Hayvanlar Kralı olarak da adlandırılan aslanın yelesi, keskin dişleri ve güçlü patileri ile muhteşem bir görünüşü vardır. Yele yalnızca erkek aslanlarda bulunur. Çevikliği ve gücü çok üstündür. Ancak ağaçlara tırmanamaz.
Aslanlar gruplar halinde yaşar. Belli bir alanı paylaşan ve kendi içlerinde oldukça uyumlu bir yaşam süren bu gruplarda erkek aslanların hemen hemen iki katı sayıda dişi aslan ve yavrular bulunur. Bazı gruplar üç ya da dört, bazıları ise otuz beş ya da daha fazla aslandan oluşur. Aslan gruplarının ana üyeleri sayılan dişiler, neredeyse bütün işleri üstlenir. Bölgelerini diğer aslanlardan korur, ava gider, yavrulara bakar, hatta birbirlerinin yavrusunu emzirirler. Aslanlar doğdukları zaman annelerinin sütüyle beslenirler.
Biraz daha büyüdüklerinde anneleri onlara kendi yakalamış olduğu yiyeceklerin bir kısmını verir. İki yaşına geldikten sonra kendi kendilerine avlanarak yiyecek bulmayı öğrenirler. Bu eğitimi onlara anneleri verir. Bir dişi aslan öldüğü takdirde, onun yavrularını gruptaki diğer aslanlar büyütür. Aslanlar bu bakımdan yalnız yaşayan diğer kedilere göre daha şanslıdır.
Aslanlar yaygın olarak Afrika'da yaşarlar. Bu bölgelerde gündüzler son derece sıcak geçtiği için, aslanların günlerinin büyük bölümü uyumakla geçer. Hatta bazen günde 20 saat bile uyudukları olur. Aslanlar günbatımından sonra hareketlenir ve alaca karanlıkta ortaya çıkarlar. Kükremeleri neredeyse bütün gece boyunca Afrika savanlarında duyulabilir.
| |
|
| |
0 yorum yazılmıştır