|
Muğla ili, 1.124 km. uzunluğundaki kıyı şeridi, bu kıyı şeridini kaplayan birbirinden güzel koyları, sayısız plajları, hızla gelişen nitelikli turizm işletmeleriyle, ülkemiz turizminin cazibe merkezlerinden biridir ve her yıl 2 milyondan fazla turisti misafir etmektedir.
Doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle ülkemiz turizminin rengi konumundaki ilimiz, "Mavi Yolculuğu" ile ünlüdür. Bodrum'dan güneydoğuya uzanan Gökova Körfezi, Halikarnas Balıkçısı ve Azra Erhat'ın keşfettiği bir deniz yolculuğu olarak onların bu adı vermelerinden beri "Mavi Yolculuk" olarak anılır. Mavi Yolculuğun güzergahı İstanbul'dan başlayıp Antalya'ya kadar uzanmakta ise de, Bodrum'la Antalya-Demre arasındaki Ege ve Akdeniz koyları Mavi Yolculuğun esas ve ağırlıklı bölümünü oluşturur.
Muğla Müzesi, Bodrum Kalesi ile Sualtı ve Arkeoloji Müzesi, Milas Müzesi ve Fethiye Müzeleri'nin yanısıra; Yatağan ilçesindeki Stratonikeia ve Lagina; Milas ilçesindeki İassos, Labranda, Herakleia, Euromos antik kentleri ve Gümüşkesen Anıt Mezarı ve Beçin Kalesi; Fethiye ilçesindeki Kaya Köyü ile Kadyanda, Letoon, Telmessos, Pınara, Sdyma ve Kaya Mezarları; Datça ilçesindeki Knidos; Köyceğiz ilçesindeki Kaunos antik kenti; Gökova Körfezi'ndeki Sedir Adası, ilin kültür turizmi için önemli tarih değerleridir.
| 1881 - 1900 |
|
19 Mayıs 1881 – Mustafa, Selanik'te doğdu.
1887- Mustafa, Hafız Efendi'nin Mahalle Mektebi'nde öğrenim hayatına başladı.
1887- Mustafa, Babası tarafından Şemsi Efendi Okulu'na kayıt edildi.
1888- Babası Ali Rıza Bey vefat etti.
1893 – Mustafa, Selanik Askeri Rüştiyesi'ne yazıldı ve öğretmeni Mustafa Efendi kendisine "Kemal" adını taktı.
1895 - Mustafa Kemal, Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirerek Manastır Askeri İdadisi’ne girdi.
13 Mart 1899 - Mustafa Kemal, Manastır Askeri İdadisi'ni bitirerek İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. |
| 1900 - 1920 |
|
10 Şubat 1902 - Mustafa Kemal, Harp Okulu'nu teğmen rütbesiyle bitirerek Harp Akademisi'ne geçti.
11 Ocak 1905 - Mustafa Kemal, Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademisi'nden mezun oldu ve merkezi Şam'da bulunan Beşinci Ordu emrine verildi.
Ekim 1905 - Mustafa Kemal, bazı arkadaşlarıyla birlikte Şam'da gizli "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurdu.
20 Haziran 1907 - Mustafa Kemal, Kolağalığı’na (Kıdemli Yüzbaşı) yükseltildi.
13 Ekim 1907 - Mustafa Kemal, Selanik'te III. Ordu'ya atandı.
15-16 Nisan 1909 - Mustafa Kemal, 31 Mart (13 Nisan) ayaklanması üzerine Hareket Ordusu'nun kurmay başkanı olarak İstanbul'a hareket etti.
6 Eylül 1909 - Mustafa Kemal, Selanik'te III. Ordu Piyade Subay Talimgahı Komutanı oldu. (Aynı yıl içinde Kolağası rütbesiyle 38. Piyade Alayı komutanı olmuştur.)
Mayıs 1910 - Mustafa Kemal, Mahmud Şevket Paşa'nın kurmay başkanı olarak Arnavutluk harekatında bulundu.
Eylül 1910 - Fransa'da yapılan manevralara Türk Ordusu temsilcisi olarak katıldı.
13 Eylül 1911 - Mustafa Kemal, İstanbul'a Genelkurmay'a nakledildi.
27 Kasım 1911 - Mustafa Kemal, Trablusgarb'ta Binbaşılığa yükseltildi.
22 Aralık 1911 - Mustafa Kemal, İtalyan - Osmanlı Trablus Savaşı'nda Tobruk Taarruzu'nu başarıyla idare etti.
25 Kasım 1912 - Mustafa Kemal, Bahrısefid Boğazı (Çanakkale) Kuva-yı Mürettebesi Harekat Şubesi Müdürlüğü'ne atandı.
27 Ekim 1913 - Mustafa Kemal, Sofya Ataşemiliteri oldu.
1 Mart 1914 - Mustafa Kemal, Yarbaylığa yükseltildi.
2 Şubat 1915 - Mustafa Kemal, Tekirdağ'da 19. Tümeni kurmaya başladı. (25 Şubat 1915'te tümen kuruluşunu tamamlayarak Maydos'a gelmiştir.)
25 Nisan 1915 - İtilaf Devletleri’nin Arıburnu'na asker çıkarmaları üzerine Mustafa Kemal, tümeniyle düşmanı önleyerek durdurdu.
1 Haziran 1915 - Mustafa Kemal, Albaylığa yükseltildi.
8-9 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal, Anafartalar Grubu Komutanlığı'na atandı.
10 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal, bizzat idare ettiği taarruzla Anafartalar cephesinde düşmanı geri attı.
17 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal, Kireçtepe'de zafer kazandı.
21 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal, II. Anafartalar Savaşı'nı kazandı.
14 Ocak 1916 - Mustafa Kemal, Edirne'de XVI. Kolordu Komutanlığı'na başladı.
1 Nisan 1916 - Mustafa Kemal, Mirlivalığa (Tümgeneral) yükseldi.
7-8 Ağustos 1916 - Mustafa Kemal, Bitlis ve Muş'u düşman elinden geri aldı.
7 Mart 1917 - Mustafa Kemal, Diyarbakır'daki II. Ordu Komutanlığı vekilliğine atandı.
16 Mart 1917 - Mustafa Kemal, Diyarbakır'daki II. Ordu Komutanlığı'na asil olarak atandı.
5 Temmuz 1917 - Mustafa Kemal, Halep'teki VII. Ordu Komutanlığı'na atandı.
20 Eylül 1917 - Mustafa Kemal, VII. Ordu Komutanı sıfatıyla memleketin ve ordunun durumunu açıklayan tarihi raporunu gönderdi.
15 Ekim 1917 - Mustafa Kemal, VII. Ordu Komutanlığı'ndan ayrılarak İstanbul'a döndü.
15 Aralık 1917 - Mustafa Kemal, Veliaht Vahidettin ile Almanya'ya gitti.
16 Aralık 1917 - Mustafa Kemal'e "Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidi Nişanı" verildi.
4 Ocak 1918 - Almanya gezisinden döndü.
7 Ağustos 1918 - Mustafa Kemal, Filistin'de bulunan VII. Ordu Komutanlığı'na ikinci defa tayin oldu.
26 Ekim 1918 - Mustafa Kemal, komuta ettiği VII. Ordu Birlikleri tarafından düşman taarruzunun Haleb'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde durdurdu.
31 Ekim 1918 - Mustafa Kemal, Yıldırım Orduları Grubu Komutanı oldu.
13 Kasım 1918 - Mustafa Kemal, Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'nın lağvı üzerine İstanbul'a geldi.
30 Nisan 1919 - Mustafa Kemal, 9. Ordu Müfettişi oldu.
 16 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal, Samsun'a gitmek üzere Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrıldı.
19 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal, Samsun'a çıktı.
21-22 Haziran 1919 - Mustafa Kemal, Amasya'dan yolladığı genelgeyle, milli kuvvetleri bir gaye ve bir teşkilat çevresinde toplamak amacıyla Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı.
26 Haziran 1919 - Amasya'dan Sivas'a hareket etti.
3 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal, Erzurum'a ilk defa geldi.
8-9 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal, resmi görevinden ve askerlikten çekildi.
23 Temmuz 1919 - Erzurum Kongresi'nin toplandı ve Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi'ne Başkan seçildi.
4 Eylül 1919 - Sivas Kongresi'nin toplandı ve Mustafa Kemal, Sivas Kongresi'ne Başkan seçildi.
11 Eylül 1919 - Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi Başkanlığı'na seçildi.
20-22 Ekim 1919 - Mustafa Kemal, İstanbul'dan gelen Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Amasya'da görüştü.
7 Kasım 1919 - Mustafa Kemal, İstanbul'da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum'dan milletvekili seçildi. (TBMM'nin birinci dönemi için yapılan seçimde ve ondan sonraki seçimlerde Ankara'dan milletvekili seçilmiştir.)
27 Aralık 1919 - Mustafa Kemal, Heyeti Temsiliye ile birlikte Ankara'ya geldi. |
| 1920 - 1981 |
|
16 Mart 1920 - İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgali üzerine Mustafa Kemal, durumu bütün devletlere ve Millet Meclislerine protesto etti ve Ankara'da yeni bir Millet Meclisi toplama teşebbüsüne geçti.
23 Nisan 1920 - Mustafa Kemal, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açtı.
24 Nisan 1920 – TBMM, Mustafa Kemal'i başkanlığa seçti.
11 Mayıs 1920 - Mustafa Kemal, İstanbul Hükümetince ölüm cezasına çarptırıldı. (Bu karar 24 Mayıs 1920'de Padişah tarafından onanmıştır.)
13 Eylül 1920 - Mustafa Kemal tarafından hazırlanan Halkçılık programı, Büyük Millet Meclisi'ne sunuldu.
5 Aralık 1920 - Mustafa Kemal, İstanbul'dan gelen Osmanlı delegeleri İzzet ve Salih Paşa'larla Bilecik tren istasyonunda görüştü.
10 Mayıs 1921 - Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun kuruldu ve kendisi Grup Başkanlığı'na seçildi.
13 Haziran 1921 - Mustafa Kemal, Fransız temsilcisi F. Bouillon ile Ankara'da görüştü.
5 Ağustos 1921 - Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal'e Başkomutanlık görevi verildi.
23 Ağustos 1921 - Mustafa Kemal, 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesi'ni idare etmeye başladı.
13 Eylül 1921 - Mustafa Kemal, Sakarya Zaferi'ni kazandı.
19 Eylül 1921 - Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından müşirlik (mareşallik) rütbesi ve Gazi unvanı verildi.
26 Ağustos 1922 - Gazi Mustafa Kemal, Kocatepe'den Büyük Taarruz'u idareye başladı.
30 Ağustos 1922 - Gazi Mustafa Kemal, Dumlupınar'da Başkomutanlık Meydan Savaşı'nı kazandı.
10 Eylül 1922 - Gazi Mustafa Kemal, İzmir'e girdi.
1 Kasım 1922 - Gazi Mustafa Kemal, teklifi üzerine Büyük Millet Meclisi'nin saltanatın kaldırılmasına karar verdi.
14 Ocak 1923 - Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım, İzmir'de vefat etti.
29 Ocak 1923 - Gazi Mustafa Kemal, İzmir'de Latife (Uşaklıgil) Hanım'la evlendi. (5 Ağustos 1925'te ayrılmışlardır.)
17 Şubat 1923 - Gazi Mustafa Kemal, İzmir'de ilk Türkiye İktisat Kongresi'ni açtı.
13 Ağustos 1923 - Gazi Mustafa Kemal, ikinci defa Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçildi.
11 Eylül 1923 - Gazi Mustafa Kemal, Halk Partisi'ni kurdu.
29 Ekim 1923 - Cumhuriyetin ilanı ve Gazi Mustafa Kemal, ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
1 Mart 1924 - Gazi Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi'ni açtı ve halifeliğin kaldırılması ile öğretimin birleştirilmesi gereğini konuşmasında belirtti.
23 Ağustos 1925 - Gazi Mustafa Kemal, Kastamonu'da ilk defa şapka giydi.
3 Ekim 1926 - İstanbul Sarayburnu'nda, Mustafa Kemal’in ilk heykeli dikildi.
1 Temmuz 1927 - Gazi Mustafa Kemal, Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk defa İstanbul'a geldi.
15-20 Ekim 1927 - Gazi Mustafa Kemal, CHP İkinci Kurultayı'nda tarihi büyük nutkunu söyledi.
1 Kasım 1927 - Gazi Mustafa Kemal, ikinci defa Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
4 Kasım 1927 - Gazi Mustafa Kemal’in Ankara Etnografya Müzesi önünde ve Yenişehir'de dikilen heykelleri açıldı.
20 Mayıs 1928 - Afgan Kralı Amanullah Han, Gazi Mustafa Kemal'i Ankara'da ziyaret etti.
9-10 Ağustos 1928 - Gazi Mustafa Kemal, Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu söyledi.
12 Nisan 1931 - Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu kuruldu.
4 Mayıs 1931 - Mustafa Kemal, üçüncü defa Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
12 Haziran 1932 - Irak Kralı Emir Faysal, Ankara'da Mustafa Kemal'i ziyaret etti.
12 Temmuz 1932 - Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Dil Kurumu kuruldu.
4 Ekim 1933 - Yugoslavya Kralı Aleksandre, Gazi Mustafa Kemal'i İstanbul'da ziyaret etti.
29 Ekim 1933 - Gazi Mustafa Kemal, Cumhuriyet'in onuncu yıldönümü dolayısıyla tarihi nutkunu söyledi.
16 Haziran 1934 - İran Şehinşahı Rıza Pehlevi, Gazi Mustafa Kemal'i Ankara'da ziyaret etti.
24 Kasım 1934 - Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal'e ATATÜRK soyadını veren kanunu kabul etti.
1 Mart 1935 – Atatürk, dördüncü defa Cumhurbaşkanı seçildi.
4 Eylül 1936 - İngiltere Kralı VIII. Edward, İstanbul'da Atatürk'ü ziyaret etti.
11 Haziran 1937 - Atatürk, çiftliklerini devlete ve bir kısım gayrimenkullerini Ankara Belediyesi'ne bağışladı.
30 Mart 1938 - Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nce ilk defa resmi tebliğ yayınlandı.
19 Haziran 1938 - Romanya Kralı Karol II, Atatürk'ü İstanbul'da ziyaret etti.
5 Eylül 1938 – Atatürk, vasiyetnamesini yazdı.
16 Ekim 1938 - Atatürk'ün hastalık durumu hakkında günlük resmi tebliğler yayımına başlandı.
10 Kasım 1938 - Büyük Atatürk vefat etti.
21 Kasım 1938 - Atatürk'ün cenazesi, Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre törenle konuldu.
28 Kasım 1938 – Atatürk’ün vasiyetnamesi açıldı.
10 Kasım 1953 - Atatürk'ün nâşı, Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrinden Anıtkabir'e nakledildi.
1981 - UNESCO'nun aldığı bir kararla Atatürk'ün doğumunun 100. yılının bütün dünyada ATATÜRK YILI olarak kutlandı. |
| Finlandiya |
|
Kuzey Avrupa, Baltık Denizi kıyısında, İsveç ve Rusya arasında yer almaktadır. Resmi dilleri; Fince ve İsveççe'dir.Başkenti Helsinki'dir. Yüzölçümü bakımından tüm dünyadaki ülkeler arasında 64'üncüdür. 2003 nüfus sayımlarına göre ülkede 5.211.311 kişi yaşamaktadır. Para birimi Avro'dur.

İklimi: Tipik kuzey iklimi etkisini gösterir. Finlandiya'nın güneyinde kış ve yaz mevsimi ülkenin kuzey bölümüne oranla bir ay erken başlar.

Arazi yapısı: Çoğunlukla alçak, düz ve inişli çıkışlı ovalar göllerin ve yüksek olmayan tepeliklerin arasında yer almaktadır. En yüksek noktası, 1,328 m ile Haltiatunturi Dağı'dır. Ülkede sıkça bulunan doğal kaynaklar; kereste, bakır, çinko, demir, gümüştür.

Finlandiya 1155 tarihinde İsveç Krallığına dahil edilmiştir. İsveç hakimiyeti altında olduğu 1809 tarihine kadar süren dönemde batı tarzında yargı, kamu idaresi, siyasi sistem ve sosyal hizmetler alanlarında sağlam kuruluşların temelleri atılmıştır. 18. yüzyılın sonunda, İsveç gücü azaldıkça, bağımsız Finlandiya fikri ortaya çıkmıştır. 1809 tarihinde Finlandiya Rus Çarına bağlı Özerk Çar Dukalığı olmuştur. Finlandiya kendi hukuk sistemini, gelişen ulusal ekonomisini ve ordu birimlerini korumuştur. 1865 tarihinde Finlandiya kendi para birimi olan Markka’yı çıkarmıştır.
Parlamenter bir hükümet sistemi ile hukukun üstünlüğüne dayalı bir hükümet geliştirmiştir. Böylece Bağımsız Finlandiya yolunda önemli bir adım atılmıştır. Rusya devrimi ile Finlandiya bağımsızlığını ilan etmek için 6 Aralık 1917 tarihinde büyük bir fırsat elde etmiştir. Fransız sistemine benzeyen Finlandiya Anayasası 17 Temmuz 1919 tarihinde kabul edilmiştir.
|
| Avustralya |
|
Avustralya, güney yarımkürede yer alan bir ülkedir. Hint ve Büyük Okyanusu arasında uzanır. Tüm bir kıtayı kaplayan tek ülkedir. Komşuları Endonezya, Doğu Timor, Papua Yeni Gine, Solomon Adaları, Vanuatu, Yeni Kaledonya ve Yeni Zelanda'dır. Başkenti Canberra, en büyük şehri Sidney'dir.
Avustralya, 7.617.930 km² karada, 68.920 km² sularda olmak üzere toplam 7.686.850 km²'lik bir alana kurulmuştur. Hiçbir ülkeyle kara sınırı yoktur. Çevresinde sadece 25.760 kilometrelik bir sahil şeridi vardır.
İklimi: Kıtanın hemen hemen üçte biri tropik ve kalanı ılıman bölgedir. En soğuk bölgeler Tasmanya'nın yayla ve yüksek yerlerinde ve anakaranın güney doğu kıyılarındadır. Yıllık ortalama sıcaklık kuzeyde 27 dereceden güneyde 13 dereceye kadar değişir.

Arazi yapısı: Genellikle yüksek olmayan yaylalar, güneydoğuda verimli ovalar yer almaktadır. Erozyonla ortaya çıkan asıl ana kara 3 milyar yıldan daha yaşlıdır.
En alçak noktası -15 metre ile Eyre Gölü (Güney Avustralya), en yüksek noktası da 2.228 metre ile Kosciuszko Dağı'dır.

Doğal kaynakları: boksit, kömür, demir yatakları, bakır, kalay, gümüş, uranyum, nikel, tungsten, mineraller, kurşun, çinko, elmas, doğal gaz, petrol

Avustralya'daki ilk insan yerleşimlerinin 42.000 ila 48.000 yıl öncesinde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir. İlk Avustralyalılar günümüzdeki Avustralya yerlisi olan Aborijin'lerin atalarıdır. Avustralya kendi isteği ile 1. Dünya Savaşı'na katıldı. Birçok Avustralyalı, Avustralya ve Yeni Zelanda Askeri Gücü'nün (ANZAC - Australian and New Zealand Army Corps) Gelibolu Savaşı sonrası mağlub olmasını, saygı ile hatırlar ve bu tarihi ulusun doğuş tarihi olarak kabul eder. Bu tarih aynı zamanda, ülkenin ilk önemli askeri olayıdır. |
| Çek Cumhuriyeti |
|
Çek Cumhuriyeti Orta Avrupa'da denize kıyısı olmayan bir ülkedir. Kuzeyinde Polonya, batı ve kuzeybatısında Almanya, güneyinde Avusturya ve doğusunda Slovakya yer alır. Tarihi Prag kenti, ülkenin başkenti ve en büyük kenti olmasının yanısıra, çok ilgi çeken bir turizm merkezidir.

Ülke, Bohemya ve Moravya bölgelerinden oluşur ve daha büyük Silezya bölgesinin bir parçasıdır. Çek Cumhuriyeti 1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliği'nin üyesi olmuştur. Yüzölçümü 78.866 kilometrekare, nüfusu 10,25 milyon, para birimi Çek Korunasıdır.
Ülkede karasal iklim hakimdir. Kışlar soğuk, yazlar ise sıcak olur. Yağış özellikler nemli yaz ve ilkbahar mevsimlerinde görülür.
PRAG
Prag (Çekçe Praha) Çek Cumhuriyeti'nin başkenti ve en büyük şehridir. Çek Cumhuriyeti ve Slovakya birleşik ülkeler iken de başkentti. Orta Bohemya'da Vltava Nehri'nin üzerinde yer alır ve 1.2 milyon nüfusu vardır. Prag, geniş bir kitle tarafından, dünyanın en güzel şehirlerinden biri olarak gösterilir.
Prag'ın takma adları, "Altın Şehir", "Doksanların Sol Bankası", "Masal Şehri", "Şehirlerin Anası" ve "Avrupa'nın Kalbi" gibi isimlerdir. 1992'den beri Prag'ın tarihi merkezi, UNESCO'nun listesinde yer almaktadır.

Prag'ın bir özelliği de 2. Dünya savaşında pek zarar görmemiş olmasıdır. Onun için birçok eski ev ve tarihi yerler vardır. Bu yerler arasında St. Vitus Katedrali de yer alır.Turizm alanında son yıllarda çok fazla ragbet görmektedir.
Mayıs, Haziran ve Eylül ayları hava şartlarının gezmeye elverişli olduğu aylardır. Nisan ve Ekim her ne kadar biraz soğuk olsa da gidilebilecek aylar arasında sayılabilir.

Tarihi 9. yüzyıla dayanan Prag kenti, 1918 yılında yeniden yapılanmış ve Çek Cumhuriyeti'nin başkenti olmuş. 1968 yılında Prag Baharı olarak bilinen olay bir seri reformun ard arda sıralanmasına sebep oldu. |
| Mısır |
|
Mısır adıyla bilinen Mısır Arap Cumhuriyeti, Kuzey Afrika'nın en kalabalık ülkesidir. Nüfusun büyük bir bölümü Nil Nehri boyunca yerleşmiştir. Asya kıtasında yer alan bölümü Sina Yarımadası ile birlikte 1.020.000 km²'lik bir yüzölçüme sahiptir. Batıda Libya, güneyde Sudan ve kuzeydoğuda Filistin ve İsrail'le kara sınırı bulunmaktadır. Mısır'ın kuzeyde Akdeniz'e, doğuda Kızıldeniz'e kıyısı bulunmaktadır.
Mısır antik medeniyetiyle ünlü bir ülkedir ve dünyanın en çok ilgi çeken tarihsel anıtları yine buradadır. Gize Piramitleri, Karnak Tapınağı ve Krallar Vadisi en önemli tarihsel anıtlardır.

Coğrafik olarak, Aşağı ve Yukarı şeklinde tanımlanan Mısır'da ekonomi; turizm, Nil ve aluvyonlu mümbit topraklarda yetişen Dünya'nın en kaliteli uzun elyaflı pamuğu Gize ile tekstil ürünleri ihracatına dayanmaktadır.
Nil boyunca dünyanın en önemli üç medeniyetinden biri olarak tanımlanan Eski Mısır'ın tapınaklarını görerek Assuan'a kadar gerçekleştirilen gemi turları ilgi çekicidir. Asvan Müzesi'nde Yukarı Mısır medeniyetinin örnekleri ve günlük yaşamın sergilenmesi, Sudan ile etkileşimin yerli figürlerle desteklenen sergilenişi enteresan gelebilir.
Kendisine yetecek kadar olan petrolünü halkına ucuz olarak sunan Mısır'da ücretler oldukça düşüktür. Ancak hayatın sürdürülmesi için gereken zorunlu ihtiyaçlar da son derece ucuzdur. Genelde istihdam devlet tarafından sağlanmaktadır. Çalışma saatleri; iklimsel özellikler nedeniyle genel olarak sabah 8 ile 15 arasındadır.
Tarihi turizm gelirine dönüştürmekte başarılı olan Mısır'da görülmesi tavsiye edilecek bir mekan da Kahire'deki Firavunlar Köyü'dür. Nil'in kenarında ayrılmış özel bölümde Firavunlar çağındaki yaşam canlı oyuncular tarafından tasvir edilmektedir.
Uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalan Mısır'da Osmanlı Paşalarının sülalelerinden gelmekle öğünen birçok yerli aile sosyal hayatta önemli yerlerdedir. Osmanlı sonrasında yerleşen İngilizler'in getirdikleri "kulüp" anlayışı Mısırlılar için ayrıcalığın simgesidir. Nesilden nesile verasetle de geçen üyelikler kişinin sosyal statüsünü belirlemekte önemli role sahiptir.
Herbiri ayrı mimari özellikler taşıyan camilerin yanında inşa edilmiş kilise ve sinagoglar ilginç bir dinsel doku görüntüsü vermektedir. Müslümanlar için hafta tatili Cuma günü olup Hıristiyan ve Yahudi Mısır vatandaşları Cumartesi ve Pazar günleri tatil yapmaktadırlar.

Keops Piramidi Gize’de antik Memfis mezar kentinde bulunan üç piramitten biridir. Bugün Mısır’ın başkenti Kahire’nin bir parçasıdır. Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eserdir.
Binlerce yıl boyunca Keops piramidinin bir mezar olduğuna inanılmıştır. Keops piramidinin 30 yılda yapıldığı düşünülmektedir. Önce bir kent yapılmış taş bloklar taşınmış ve yığılmıştır. Yüzeyin düzleştirilmesi için uzun zaman çalışıldığı sanılıyor. Taş blokların nasıl yerleştirildiği henüz anlaşılmış değil çeşitli kuramlar üretilmektedir. Bir kurama göre yapılan spiral bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyordu. Rampa çamur kaplanıyor sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu. |
| Sicilya |
|

Akdeniz’in en büyük adası olma özelliğine sahip Sicilya, İtalya anakarasından Messina Boğazı ile ayrılır. Peloritani, Nebrodi, Madonie, Iblei gibi önemli dağlara sahiptir. Ovalar açısından fakir olan Ada Catania’da bir istisna yapar. Kıyışeridi manzarası hemen hemen her yerde büyüleyici bir güzellik sunmakta; küçük şirin adalar (Eolie veya Lipari, Ustica, Egadi, Pantelleria Adası ve Pelagie) sahilde oraya buraya yayılmış görünüm arzeder. Doğu Sicilya’nın iç kısmında bulunan Etna Yanardağı Avrupanın en yüksek (3323 m) aktif yanardağı olarak bilinir. Stromboli ve Volcano Adaları da aktif yanardağlar arasındadır.

İtalya'nın 1948 Anayasası ile kısmi bölgesel özerklik verilmiş 20 bölgesinden birisidir.
Önemli Şehirleri:
Palermo bölgenin merkezi olarak kabul edilmekte, kendi çevresinde merkez durumundaki diğer kentler Messina, Catania, Agrigento, Siracusa, Trapani, Ragusa, Enna, Caltanissetta olarak sıralanabilir.

Kaydadeğer bir antik Roma mirası vardır (Siracuza, Gela, Agrigento, Selinute and Eraclea). Taormina, Etna Yanardağı ve Agrigento Tapınakları Vadisi görkemli anıtları gezilecek yerler arasındadır.
Bölgenin ünlü geleneksel festivali Agrigento Badem Çiçeği Fuarıdır. |
| İrlanda |
|
 İrlanda Cumhuriyeti ya da kısaca İrlanda, Atlantik Okyanusu'nda Britanya Adaları'nın batısındaki İrlanda Adası üzerinde kurulu Avrupa Birliği üyesi bir ülkedir. İrlanda, 1973'ten beri AB üyesi olmasına karşın NATO üyesi değildir.
Ülkenin nüfusu 1996 sayımlarına göre yaklaşık 3.620.000'dir. Ülke, 19.yy'ın başından itibaren önemli bir dış göç olayıyla karşı karşıyadır. Geçen yüzyıl başında yaşanan kıtlık bu dış göç sürecini daha da hızlandırdı. Günümüzde İrlanda'nın yarısından fazlasının yaşadığı ABD'nin ve Büyük Britanya'nın batısına doğru göçler yaşandı. Dış göç İngiltere’ye doğru olmak üzere hala devam etmektedir.

Nüfusun ancak %5'i günlük yaşamda İrlanda' nın resmi dili olan Galce' yi birinci dil olarak kullanmaktadır, %95'i ise günlük yaşamda sürekli İngilizce kullanır. Toplam nüfus içerisinde % 10' luk bir oranın her iki dili de kullandığı söylenebilir.
İrlanda' nın küçük ölçekli ekonomisinde tarım bir zamanlar en önemli sektör iken endüstrideki gelişmeler sonucunda ekonominin büyümesi ile ticarete yönelinmiş ve ihracattan elde edilen gelirin %80’lik kısmı bu sayede elde edilmiştir. 1987 sonrasında alınan tedbirler ile hızla düşen ekonomi ve kapatılan dış borçlar ülkenin yıllık gelirlerini önemli ölçüde arttırmıştır.
Yetişkin nüfusun %95'inin okur-yazar olduğu İrlanda'da devletin finanse ettiği fakat değişik dini toplulukların yönettiği okullarda 6-15 yaş arasında parasız ve zorunlu ilköğretim hizmeti verilmektedir. Ortaöğretim ise devlet tarafından finanse edilen özel okullarda ve genel eğitim veya uzmanlık eğitimi veren kamuya ait okullarda yapılmaktadır. Yüksek öğretim hizmeti Limerick'teki Ulusal Enstitü ve iki üniversite tarafından verilmektedir.
İrlanda ılıman bir deniz iklimine sahiptir. Temmuz ayında elde edilen sıcaklıklar güneyde 16 derece ile kuzeyde 14 derece arasında değişir. Kışlar nispeten sıcak geçer ve sıcaklık Ocak ayında 4 ile 7 derece arasında değişir. Ülkeye hakim olan Atlantik Okyanusu'ndan gelen nemli rüzgarlar ülkenin yıl boyunca yağış almasına neden olur.

İrlanda hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz. bu site ilginizi çekecektir. www.tr.wikipedia.org
Eğer bir gün bu ülkeyi ziyaret etmek isterseniz İrlanda'nın İstanbul'daki Konsoloslosluğunun web sitesini ziyaret edebilirsiniz. www.irlconsulist.com |
| Brezilya |
|
1500 yılında Portekizli denizci Pedro Alvares Cabral tarafından keşfedilen Brezilya, önce bir Portekiz kolonisi iken 1822 yılında bağımsızlık ilanından sonra Brezilya İmparatorluğu ve 1889 yılında başkanlık sistemiyle yönetilen Brezilya Federe Cumhuriyeti şekline dönüştü.
Resmi dili Portekizce olan Brezilya’da başkan, milletvekilleri, senatörler, valiler, belediye başkanları, eyalet ve şehir meclisleri üyeleri dört senede bir yapılan seçimlerle belirlenir. 110 milyon seçmenin katıldığı 2002 yılı seçimlerinde tüm bölgelerde elektronik seçim sandıkları kullanılmıştır.
1 milyonun üzerinde nüfuslu on üç şehri olan Brezilya’nın en büyük şehirleri São Paulo (10 milyon) ve Rio de Janeiro’dur (5,6 milyon).
Kişi başına gelirin 3,060 dolar oldugu nüfusunun %81’i Katolik, %18’i Protestan, %1’i ise Müslüman ve Musevidir. Katoliklerden 20 milyon kadarı aynı zamanda Afrika kökenli dinlerin ayinlerine de gitmektedirler. Brezilya’da 8 senelik zorunlu eğitim devlet okulları tarafından ve ücretsiz sağlanmaktadır. Buna rağmen ilk ve orta eğitim kadar yüksek eğitimde de devlet okullarının yanı sıra özel okullar da etkinlik göstermektedirler.

Beş kez dünya şampiyonu olduğu futbolun yanı sıra voleybol, basketbol, tenis, yüzme, plaj voleybolu, sörf, otomobil yarışları ve yelkencilik Brezilya’nın dünya çapında başarılar elde ettiği spor dallarıdır.
Brezilya Halkı
Brezilya halkı beşyüz yıllık geçmişinde tüm ırkların karışması nedeniyle dünyanın başka hiç bir ülkesinde rastlanmayan bir çeşitlilik ve renkliliğe sahiptir. Portekizli, Fransız ve Hollandalı kolonicilerin eşleriyle gelmemesi nedeniyle yerli halk ile karışmasıyla başlayan ırk ve kültür çeşitliliği, önce Afrika’dan getirilen köleler sonra 20nci yüzyılda gelen Alman, İtalyan, Polonyalı, Japon ve Arap göçmenlerin de bu karışıma yeni öğeler katmasıyla bu günkü haline gelmiştir. Bu ilginç karışım, kolonileştirilmiş diğer ülkelerde olduğunun tersine Avrupa kökenli olmayanlara karşı ırkçılığın çok daha az olması nedeniyle yalnız ten rengi düzeyinde kalmayıp günlük adetler, yemekler, müzik, danslar, el sanatları ve hatta çeşitli dinler gibi nice kültürel değerlerin hem korunmasını hem de biribirleriyle iç içe girmesini sağlamıştır.

İklim Brezilya çeşitli iklim kuşaklarına ayrılmıştır. Ülkenin %92si Ekvator çizgisi ile Oğlak Dönencesi arasındadır. Bu nedenle Brezilya ikliminin çoğunlukla tropik olmasına rağmen %8 oranında ekvatoryel ve subtropikal kuşakta olduğunu söyleyebiliriz. Ülke topraklarının çoğunun deniz seviyesine yakın olması da ortalama sıcaklığın 20ºC’den yüksek olmasına neden olmaktadır. Brezilya'da iklim bölgenin yüksekliğine ve enlemine göre değişmektedir. Mevsimler Türkiye’dekinin tam tersidir. Yani Türkiye’de yaz iken Brezilya’da kış, Türkiye’de ilkbahar iken Brezilya’da sonbahardır. |
| Bulgaristan |
|
Avrupa'nın güneydoğusunda yer alan Bulgaristan; doğusundan Karadeniz'e komşudur. 354 km kıyısı olan Bulgaristan'ın, toplam 1 808 km olan kara sınırının; 240 km'si Türkiye, 494 km'si Yunanistan, 148 km'si Makedonya, 318 km'si Yugoslavya ve 608 km'si de Romanya iledir. Toplam 110 910 km² alan kaplar.
Bulgaristan'a M.Ö. 7. yüzyılda Orta Asya'dan gelen Hun Türkleri yerleşerek buradaki Slavlarla kaynaşmışlardır. Takip eden yıllarda Balkan ülkelerini ele geçirmek için Bizans İmparatorluğu ile mücadeleye giren Bulgaristan 14 yy'dan itibaren (1396) Osmanlılar tarafından alınarak yaklaşık 500 yıl Osmanlı idaresinde kalmıştır. 1878'de Berlin Antlaşması ile özerklik verilmiştir. 5 Ocak 1908'de Osmanlı Devleti'nden ayrılarak bağımsızlığını almıştır. Bulgaristan girdiği her iki Dünya Savaşında da kaybeden tarafta yer aldığı için Sovyetler Birliği'nin etkisi altına girdi ve ve 1946 yılında ülkede Halk Cumhuriyeti ilan edildi. Bu dönemde Bulgaristan'da yaşayan Türklere sürekli zulüm yapılmış, dil ve dinlerini değiştirmek için uğraşılmıştır. Bugün reformlarını büyük ölçüde tamamlayıp demokratikleşen Bulgaristan nihayetinde NATO ve AB'ye girecektir ki, 2000'de AB ile üyelik müzakereleri başlamıştır.
Dağlık bir ülke olan Bulgaristan'da Balkan ve Rodop Dağları olmak üzere iki ana dağ kuşağı vardır. Türkçe, sarp ve ormanlık sıradağlar anlamına gelen Balkanlar, Alp dağ kuşağına girer ve ülkenin orta bölümünde yer alır. Yüksek kısımları 2000 m'yi aşan bu dağlar, doğu da Dobruca bölgesine kadar devam eder.
Balkanların kuzeyinde Romanya ile Bulgaristan arasında Tuna nehri boyunca uzanan ovalara ve alçak platolara geçilir. Bu kesimde Balkanlar'ın etekleri, Tuna'ya kavuşan akarsular tarafından yer yer yarılmıştır. Güneyinde ise Meriç nehrinin geçtiği alçak oluklar uzanır. Ülkenin güneybatısında uzanan Rodop dağları, Trakya'da Yıldız dağları ile birleşir. Bu dağlar üzerinde en yüksek tepeler 3000 m'ye yaklaşır (Musala tepesi 2925 m). Bulgaristan'ın Karadeniz'e bakan kesimlerinde yer yer düzlükler görülür.
2002 yılı tahminlerine göre ülke nüfusu, 7 621 337 kişidir. Nüfusun çoğunluğunu Bulgarlar oluşturur. Türkler ise çoğunlukla Rodop ve Dobruca kesiminde yaşamakta olup ülke nüfusun % 10'a yakın kısmını meydana getirir; geriye kalan azınlıklar ise Makedonlar, Romenler, Ermeniler ve Çingenelerdir. Nüfus artışının az olduğu bu ülkede genç nüfus ülke nüfusunun % 30 kadarını meydana getirir. |
| Fas |
|
Osmanlılar’ın Afrika’da ulaşamadıkları tek yer olan Fas; Marakeş, Fez ve Meknes gibi dünyanın en iyi korunmuş ortaçağ şehirleri ve İslamiyet’in görkemli eserleriyle bezenmiş yerleşim birimleriyle ziyaretçilerini hayal kırıklığına uğratmayan, egzotik bir diyar.
Akdeniz ve Atlas Okyanusu’na sahili olan bu ülkede plajlarda güneşin tadını çıkarabilir, çöl safarileri ve dağ köyleri gezilerinde görüntüleri hafızalarınıza ve kameralarınıza kaydedebilirsiniz.
Portakal ağaçlarıyla süslü bulvarları, renkli Suk’larıyla (Pazar yeri) meşhur olan Marakeş, Fas Sultanlığı’nın ilk başkenti ve 1062 yılında kurulmuş. Sahra Çölü’ne açılan kervan yollarının bu kuzey kapısına, binalardan yollara, duvarlardan toprağa kadar her yer kızıl olduğundan “Kızıl Şehir” deniyor.

Kokuların dışarıya taştığı baharatçılar, halıcılar, kuyumcular, seramikçiler, bakırcılar, tahta oymacıları gün boyu müşterilerini bekliyor. Marakeş’in ünlü meydanı Cema ül Fena, zamanın durduğu bir ortaçağ panayırı gibi. Her türlü yemeği pişirip satan satıcılar, müzisyenler, falcılar, akrobatlar, şifalı ot satıcıları, yılan oynatıcıları, sokak bahisçileri baş aktörler olarak sahnedeki yerlerini alıyorlar.
Marakeş’in sembolü olan ve 67 metrelik görkemli minaresiyle dikkat çeken Kutubiye Camii ise yaklaşık 800 yıldır dimdik ayakta. 19. yüzyılda inşa edilmiş olan Bahya Kraliyet Sarayı, Fas’ın en çok fotoğraflanan yerlerinden olan Menara Bahçeleri ve Ahmet El Mansur tarafından 1602’de yaptırılan El Badi Sarayı şehrin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden.
Fas’ın kültürel başkenti olan Fez, Arap dünyasındaki en iyi korunmuş ortaçağ şehrinin de merkezi. Eski Fez (Fez ül Bali) dar sokakları, camileri, medreseleri, çarşıları ve atölyeleriyle ünlü. 1357 yılından kalma Bou İnania Medresesi Fas’ta Müslüman olmayanların girebildiği nadir dini eserlerden biri.
Yeni Fez’deki (Fez Cedid) başlıca tarihsel yapılar ise renkli minaresiyle ünlü Büyük Cami ve bitişiğindeki Kraliyet Sarayı. Fas, Mekke’den sonra dünyanın ikinci en büyük camisinin (Kral Hasan) bulunduğu yer.

Fas’ta görülecek çok yer var. Bir yandan bembeyaz zirvelere ev sahipliği yapan, kayak pistleriyle süslenmiş Atlas Dağları, diğer taraftan gizemiyle büyüleyen ve büyüklüğüyle insanda hiçlik duygusu yaratan Sahra Çölü. |
| Japonya |
|
Teknoloji alanındaki büyük gelişmelere imza atmış Japonya Honshu, Hokkaido, Kyushu ve Shikoku isimli 4 büyük adadan ve 4.000’e yakın irili ufaklı adadan oluşur. Başkenti Tokyo’dur. Deprem ve tsunamilerin ülkesi Japonya’da teknoloji sayesinde çok yüksek dereceli depremlere dayanıklı binalar inşa edilmiştir.
2. Dünya Savaşı’nda Hiroşima’ya atılan atom bombası ülkenin kaderini değiştirmiştir. Atom bombasından sonra insanlar, işlerine ve ülkelerine daha çok sarılmışlardır ve Japonya dünyanın en zengin ve başarılı ülkelerinden biri haline gelmiştir.
İnsanların en uzun yaşadığı ülkelerden biridir.
Kağıt katlama sanatı (Origami), çiçek düzenleme sanatı (İkebana) ve minik ağaçlar yetiştirme sanatı (Bonzai) gibi değişik sanatlara sahip ülkenin geleneksel sporları karate, judo ve sumo’dur.
Coğrafya

Japon takımadaları Asya kıtasının doğusunda yer alır. 3800 kilometre uzunluğunda, yay görünümlüdür. Toplam yüzölçümü 377.815 kilometrekaredir. Alan itibariyle dünya karalarının binde 3'ünden daha az bir büyüklüğü sahiptir. Japonya'nın toplam yüzölçümünün yüzde 71'i dağlıktır. Ülkenin en yüksek dağı Fuji 3776 metredir. Fuji Dağı, Japonya'daki 77 aktif volkandan biridir. Popüler dinlenme ve turizm odaklarından biri olan sıcak su kaplıcaları da bu volkanların ürünüdür. Bu volkanik faaliyetlerin bir diğer sonucu da sarsıntı ve depremlerdir.

İklim
Japonya, muson bölgesi ile ılıman bölgenin birleştiği noktada yer alır. İklim, okyanusun ve karasal hava akımlarının etkisi altında genelde ılıman bir karakteri vardır. Japonya'da genellikle dört mevsim yaşanır.
Nüfus
Japonya'nın nüfusu 123 milyon dolayındadır. Bu bakımdan dünyanın en kalabalık yedinci ülkesidir. Ancak nüfus artış hızı sıfır düzeyindedir. Eski dönemlerde adalardaki yerli halk ile kıtada yaşayan halkların karışması sonucu bugünkü Japon halkı oluştu. Ülkede nüfus yoğunluğu yüksektir. Kilometrekareye 332 kişi düşmektedir. Arazinin genelde dağlık ve iskan edilemez nitelikte olduğu, ülkenin ancak yüzde 10'unda yaşanabildiği de unutulmamalıdır. Nüfusun 4/5'inden fazlası şehir ve kasabalarda yaşamaktadır. En büyük kent olan Tokyo'nun nüfusu ise 12 milyon dolayındadır.
OKİNAWA
Okinawa Adası, Japonya’nın güneyindeki Ryukyu Adaları’nın bir parçası. 1000 km uzunluğunda yüzlerce adadan oluşan bölgenin en büyük kara parçası. 1201 kilometrekare yüzölçümü olan ada, 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikan askerlerinin kontrolüne geçmiş ve 1945-72 arasında Amerikan toprağı olmuştu. Sonra tekrar Japonya’ya verildi. Nüfusu yaklaşık 1.2 milyon. Bunun içinde yerli Okinawalılarla birlikte, Japonlar, dışarıdan çalışmaya gelenler ve halen adada üssü bulunan Amerika’nın asker ve aileleri de var. Adanın kuzeyi nüfus olarak daha seyrek. Güneye indikçe, adanın gelişmiş şehirleri sayılan Nago ve Okinawa City’den adanın başkenti Naha’ya kadar uzanan geniş bir şehir koridoruyla karşılaşıyorsunuz. Şehirleşme, nüfus arttıkça yavaş yavaş kuzeye doğru ilerliyor. Yine de Japonya’nın en fakir bölgesi sayılıyor. Kişi başı milli gelirleri 5 bin dolar seviyesinde
UZUN YAŞAMIN 5 SIRRI
Okinawa’da yaşamın uzun sürmesinin 5 temel sebebi var:
1) Doğu-Batı tıbbı sentezi uyguluyorlar. Doğu tıbbı, önleyici tıptır. İnsanların hasta olmamasını amaçlar. Batı tıbbı ise erken teşhis ve tedavi üstüne kuruludur. Okinawa her ikisini de içeriyor.
2) Ruh ve bedeni birlikte ele alıyorlar. Bütünleyici tıp. Bedensel problemlerin ruhsal sorunlar yaratacağını, ruhsal problemlerin fiziksel marazlar ortaya çıkaracağını biliyorlar.
3) Bireyin topluma entegrasyonu çok sağlam. Kültürüne, geçmişine, akrabalarına çok bağlı, aidiyet duygusu gelişmiş kişiler.
4) Öbür alemle entegrasyonu da sağlamışlar. Ölümden korkmuyorlar. Huzurlu karşılıyorlar. Şehirlerinde de ölüleriyle iç içe yaşıyorlar.
5) Maneviyatları sağlık üstüne kurulu. Duaları hep sağlığa yönelik. Arabam olsun, evim olsun diye değil, sağlıklı olayım diye dua ediyorlar. |
| Yunanistan |
|
Yunanistan, yurdumuzun batısında bulunan komşu bir devlettir. Ülkenin doğusunu Ege denizi, güneyini Akdeniz, batısını Yunan denizi çevreler. Kuzeyinde Makedonya ve Bulgaristan, kuzeybatısında ise Arnavutluk bulunur. Gökçeada ve Bozcaada dışında kalan, Ege denizindeki irili ufaklı bütün adalar Yunanistan’a aittir. Akdeniz’deki Girit Adası da Yunanistan’ındır.

Yunanistan’ın yüzölçümü 132.000 kilometre karedir. Nüfusu 2003 verilerine göre 10.623.835 kişidir. Sıradağların yarımadalar ya da ada zincirleri biçiminde denize uzandığı yer yer dağlık bir araziye sahiptir. Ülkenin en yüksek noktası 2.917 m yükseklikle Olympus Dağı’dır.

Yunanistan cumhuriyetle yönetilir. Başkenti Atina’dır. Önemli şehirleri Pire, Selanik ve Gümülcine’dir. Halk geçimini balıkçılık, gemicilik ve ticaretle sağlar. Yunanistan’ın büyük bir deniz ticaret filosu vardır. Deniz taşımacılığında dünya ülkeleri arasında önemli bir yeri bulunmaktır.
Yunanistan’da zeytin yağcılık, sabunculuk ve şarapçılık gelişmiştir. Bu ülkede dokuma, çimento, kimyasal gübre ve madeni eşya yapımı da ileridir.
Yunanistan ile olan ilişkimiz çok eskidir. Yunanistan topraklarının tamamı, Osmanlı Devleti zamanında 400 yıldan fazla bir süre Türk egemenliğinde kalmıştır. Atatürk, bugün Yunanistan’ın sınırları içinde kalan Selanik’te doğmuştur. Yunanistan’ın birçok yerinde Türk eserlerine rastlamak mümkündür. Yunanistan 1829 yılında Osmanlı Devleti’nden ayrılarak bağımsız bir devlet olmuştur.
Belki de bu yüzden Yunanistan ile ülkemizin birçok ortak özellikleri vardır. Yemeklerimiz, kültürlerimiz birbirine benzemektedir. Bir Yunanlı ile tanıştığınızda çok çabuk iletişim kurabilme ve rahatça arkadaş olabilme ihtimaliniz çok yüksektir.
|
| İtalya |
|
Avrupa'nın güneyinde, Akdeniz'e uzanmış çizme şeklinde bir yarımada olan İtalya, tarihi abidelerle dolu bir ülkedir. 301 bin 323 kilometrekarelik yüzölçümü ve 56 milyon 960 bin kişilik nüfusuyla Almanya, Fransa ve İngiltere'yle beraber Avrupa'nın en büyük dört ulusu içinde yer almaktadır.
Sınır komşuları kuzeyde İsviçre, kuzeybatıda Fransa, kuzeydoğuda Slovenya'dır. Güneyde ve batıda Akdeniz, doğuda Adriyatik Denizi ile çevrelenmiştir. En önemli şehirleri Milan, Cenova, Venedik, Torino, Floransa, Roma, Napoli ve Palermo'dur.
Coğrafya

İtalya, sadece çizme şeklinde olan yarımadadan ibaret değildir. Sicilya ve Sardinya isimli iki adası da bulunmaktadır. Sicilya, İtalya'nın güneyinde, tüm dünyaca bilinen büyük, güzel bir adadır. Akdeniz, kuzey kısımları hariç İtalya'yı çevrelemiştir.
İtalya'nın kuzeyinde ise komşularıyla sınırını oluşturan Alp sıradağları bulunmaktadır. Avrupa'nın en önemli sıradağları olan Alpler dağcılık, yamaç paraşütü gibi doğa sporlarının en önemli merkezlerinden biridir. Ülkenin kuzeyinde birçok gölün yanısıra Po Nehri de bulunmaktadır. İtalya orman bakımından da oldukça zengindir.
İklim
Ülkenin kuzeyindeki dağlık bölgelerde kış oldukça sert geçer. Aralık ve Ocak aylarında bu kesimlerde devamlı kar yağar. Güneyde ise kışlar daha ılıktır. Yazlar, dağlık bölgeler haricinde çok sıcak geçer. İlkbahar ve sonbaharda da yağmurlu günler yaşanır.
 İtalya'da, bir gün içerisinde, farklı mevsimler yaşanabilir! Milano'da (kuzey) yağmurlu ve sisli bir kış günü geçiyorken, Napoli'de insanlar sıcaktan bunalmış bir halde olabilirler.
Nüfus
 İtalya 56 milyon 960 bin olan nüfusuyla bir kilometrekarede 191 kişilik nüfus yoğunluğuna sahiptir. Üçte birinden fazlası dağlık olan bir ülke için bu oran oldukça yüksektir. Yaklaşık 4 milyon kişi başkent Roma'da yaşamaktadır. Nüfus açısından diğer büyük şehirlerse Milan, Torino, Venedik, Bolonya ve Napoli'dir. Diğer önemli bir şehir ise ünlü kulesiyle Piza'dır.

İtalya kültüründe aile ilişkileri çok önemlidir. Pek çok geleneksel törenleri ve festivalleri vardir. Dünyada eğlence düşkünü uluslardan biri olarak tanınırlar. Yerel olarak değişik ağızlarla konuşulsa da resmi dilleri İtalyanca'dır. Bazı kuzey sınır bölgelerinde Almanca, Fransa ve İsviçre sınırlarında Fransızca konuşulmaktadır. Ayrıca turistik bölgelerinde de Almanca, İngilizce ve Fransızca konuşulmaktadır. |
| Küba |
|
Küba Cumhuriyeti, Karayipler'de bulunan en büyük adadır. Bu adayı çevreleyen sular Karayip Denizi ve Atlas Okyanusu'dur. Christopher Columbus bu adayı keşfettiğinde adını 'Juana' olarak koymuştur. Ada daha sonraları Küba adını almıştır.
Küba adasında konuşulan resmi dil İspanyolca'dır. Eskiden bir İspanyol kolonisi olan Küba Karayipler'deki tek komünist devlettir. Ülkenin başkenti Havana sokaklarında 50'li ve 60'lı yılların Amerikan otomobillerini görürseniz sakın şaşırmayın!

Karayipler'deki en büyük devlet olan Küba, dünyanın en büyük 15. adasıdır. Adada yetiştirilen tütün Küba'nın simgesi haline gelmiştir.
Coğrafya
Ülkenin başkenti Havana'nın Florida sahillerine olan uzaklığı sadece 170 km'dir. Adaya diğer yakın komşular ise Jamaika, Bahama Adaları ve Haiti'dir.

Küba topraklarının çoğu, verimli düz alanlardan oluşur. Bu alanlarda büyükbaş hayvancılık yapılır, şekerkamışı, kahve ve tütün yetiştirilir. Adanın üç tarafını çevreleyen ve %25'ini kaplayan dağlar vardır. Küba'nın en uzun nehri 343 km uzunluğundaki Rio Cauto'dur. Küba adasında bulunan palmiye ağaçlarının sayısının 20 milyonu aştığı söylenmektedir.
İklim
 Küba adasında tropikal iklim görülmektedir. Kasım - Nisan ayları arasında kuru kış mevsimi hakimken, adada yağışlar Mayıs - Ekim ayları arasında gerçekleşir.
Mevsim sıcaklıklarının pek değişmediği adada tüm yıl boyunca %80'e varan nem oranı görülür. Ortalama sıcaklık Temmuz Ağustos aylarında 27°C'yi (81°F), Şubat ayında ise 22°C'yi (72°F) bulur.
Nüfus
Temmuz 2000 verilerine göre ülkede 11 milyon kişi yaşamaktadır. Ülkenin başkenti olan Havana, 2.2 milyon nüfusu ile en gelişmiş şehirdir. Bugünün Kübalıları koloniyel İspanyollar ve Afrikalı kölelerin karışımıdır. Küba, çalışan insanların ülkesidir. Diğer ülkelerde olduğu gibi Küba'da büyük evlere ya da çalışmayan insanlara rastlamak mümkün değildir. Onlar için hayat, diğer ülkelerde olduğundan daha zordur. İnsanlar günlük hayatta bir yerden bir yere gidebilmek için arabadan daha çok otobüs ve bisiklet kullanırlar.
|
| Kenya |
|
Kenya'nın halen Afrika'ya yapılan macera gezileri içinde bir numara olduğunu biliyor muydunuz? Kenya dünyada en iyi ve en ünlü safari yeri olarak kabul edilmektedir. Safari macerasının yanısıra Kenya'nın zengin kültürü de insanları buraya çeken nedenlerin başında gelmektedir. Ülkede pek çok ulusal park ve doğal yaşamı koruma alanı var; bunların hepsini birden görmek için en iyisi steplerin ve savanların üstünden uçan bir balon gezisine katılmak olduğunu söyleyebiliriz.
Kenyalıların yerel müziğine Benga adı verilir. Dans etmeyi çok seven Kenya halkının bu müzik eşliğinde değişik dans figürleri vardır. Kenya mutfağına gelecek olursak; yemeklerinde ya çok fazla et sosu ya da çok fazla fasulye kullanmaktadırlar. Eğer bir gün yolunuz oralara düşerse ulusal bir yemek olan Nyama Choma (ızgarada keçi eti) yemeğini deneyebilirsiniz.
Coğrafya
Ülkeye adını 5.200 m yükseklikteki Kenya Dağı vermiştir. Ülkenin yüzey şekilleri çöller, savanlar, dağlar ve bembeyaz kumsallardan oluşur. Kenya kıyılarının uzunluğu ise 700 km kadardır.
1. Nambale 2. Katakwa 3. Maeno North 5. Mumias 6. Maseno West 7. Maseno South 8. Southern Nyanza 9. Eldoret 10. Kirinyaga 11. Nakuru 12. Mount Kenya Central 13. Mount Kenya West 14. Narok 15. Embu 16. Machakos 17. Kitui 18. Mombasa 19. Taita Taveta 20. Nairobi
İklim
Ocak ve Şubat aylarında hava sıcaklığı yaz ayları kadar olmasa da yine de sıcaktır. Hava sıcaklığının en güzel olduğu aylar bu aylardır. Haziran - Eylül arası çok sıcak ve kuru geçmektedir. Mart - Mayıs ve Ekim - Aralık ayları arası da yağmurludur.
Nüfus
Kenya'da 70'den daha çok kabile grupları vardır. Nüfusu 22 milyonu aşan bu ülkede çoğunlukla İngilizce ve Savahilice konuşulmaktadır, ama bunun yanında birkaç farklı kabile dilleride vardır. (Örneğin: kikamba, luo...) Hıristiyanlık ve müslümanlık bu ülkede görülen dinlerdendir. Bunun yanında birkaç küçük kabilede de hıristiyanlıkla müslümanlığın karışımı olan bir din görülmektedir.

|
| Brezilya |
|
Güney Amerika'daki en büyük ülke olan Brezilya, 1822'de Portekiz'den bağımsızlığını kazanmıştır. Brezilya, Amazon Nehri civarında ve Amazon Deltası'nda ülke topraklarının üçte birini kaplayan büyük yağmur ormanlarıyla kaplıdır. Güneyde Rio de la Plata havzası dışında ülkenin hemen hemen tamamı yüksek platolarla kaplıdır. Dağlık kuzey bölgesinin bir bölümü ormanlarla kaplı, bir bölümü de çöllüktür.

Brezilya dünyanın önde gelen kahve üreticilerinden biridir. Zengin altın, elmas, petrol ve demir cevheri madenleri bulunur. Büyükbaş hayvancılık gelişmektedir. Sao Paulo 17 milyon nüfusuyla dünyanın üçüncü en kalabalık şehridir.
Coğrafya
Amazon Nehri'ni korumakla yükümlü kurumlar kaynak ve personel sıkıntısı çekmekte ve yozlaşmayla suçlanmaktadır.Amazon yağmur ormanlarının dünyadaki bütün bitki ve hayvanların %90'ını barındırdığı söylenir ve bu ormanlar bilinen en karmaşık ekosistemdir. Ancak tarım alanı elde etmek amacıyla saatte dört kilometrekarelik orman yok olmaktadır.Boksit madenleri nehirlerde kirliliğe yol açmakta ve Kızılderili kabilelerinin yaşam olanaklarını tüketmektedir. Şehirlerde endüstrinin neden olduğu kirlilik ve kanalizasyon sisteminin yetersizliği başlıca çevre sorunlarıdır.

İklim
 Brezilya'nın yarısını kaplayan Amazon havzasında ekvator iklimi hakimdir. Bölgelere göre bazı dönemler diğerlerinden daha yağışlı geçer, yıllık yağış miktarı 150-200 cm arasındadır. Hava sıcaklığı yüksektir ve mevsimlere göre önemli bir değişiklik göstermez, sıcaklık nadiren 38°C'nin üzerine çıkar.
Ülkenin geri kalanını kaplayan Brezilya platosunda sıcaklık farkı daha yüksektir. Ekim ve nisan ayları arası yağışlı geçer. Ülkenin kuzeydoğusu en verimsiz bölgedir ve son yıllarda yaşanan kuraklık, var olan sorunları daha da derinleştirmiştir. Güneyde yazlar sıcak, kışlar serindir, arada sırada don görülür.
Nüfus
Halk, çeşitli etnik gruplardan oluşur. Dış dünyayla fazla ilişkileri olmayan Kızılderililer, Portekiz asıllılar ve 17. yüzyılda şeker tarlalarında çalıştırılmak üzere getirilen Afrikalıların torunları başlıca etnik gruplardır. Daha sonra İtalya ve Japonya'dan da pek çok kişi bu ülkeye göç etmiştir.
Kızılderililer ayrımcılıkla karşı karşıyadırlar. 1900'den bu yana 87 Kızılderili kabilesi hastalık, açlık ya da topraklarının zorla ellerinden alınması nedeniyle yok olmuştur. Bugün Kızılderili nüfusunun yalnızca 220.000 olduğu sanılmaktadır. Ülkenin kuzeydoğusundan büyük şehirlere göç edenler de ayrımcı tavırlarla karşılaşırlar.

Katolik kilisesinin toplum ve aile yapısında güçlü bir etkisi vardır. Ancak kentlerde aile yapısı çeşitli baskılarla karşılaşır. Kuzeydoğudan büyük şehirlere göç edenler çoğu zaman ailelerini geride bırakmak zorunda kalırlar. Kadınlar 1934'ten beri oy verebilirler, ancak bugün bile iş ve politika dünyasında ayrımcılıkla karşılaşırlar. |
| İtalya |
|
Avrupa'nın güneyinde, Akdeniz'e uzanmış çizme şeklinde bir yarımada olan İtalya, tarihi abidelerle dolu bir ülkedir. 301 bin 323 kilometrekarelik yüzölçümü ve 56 milyon 960 bin kişilik nüfusuyla Almanya, Fransa ve İngiltere'yle beraber Avrupa'nın en büyük dört ulusu içinde yer almaktadır.
Sınır komşuları kuzeyde İsviçre, kuzeybatıda Fransa, kuzeydoğuda Slovenya
| Daniel Gabriel Fahrenheit |
|
Daniel Gabriel Fahrenheit, ya da Gabriel Daniel Fahrenheit, 24 Mayıs 1686 Gdansk'da doğan, 16 Eylül 1736 Den Haag'da ölen Alman fizikçidir. Hollanda ve İngiltere gezilerinde deneysel fizik ve meteoroloji alanlarında kullanılan kimi araçların yapımını öğrendi. 1710'da yaptığı termometre başlangıç noktası olarak soğuk bir karışımın sıcaklığını bitiş noktası olarak da ağız boşluğunun sıcaklığını ilke saydı. Daha sonra bu termometreyle ölçtüğü suyun donma sıcaklığını 32, kaynama sıcaklığını da 212 derece olarak saptayarak kısaca °F simgesiyle gösterilen Fahrenheit derecesi ölçeğini ortaya koydu.
1720 termometresini daha da geliştirerek ispirto yerine ilk kez civayı kullandı. İngiltere'de, Royal Society üyeliğine seçildi. Maddenin kaynama noktasının hava basıncıyla değiştiğini gösterdi. 1721'de suyun aşırı soğuma özelliğini 1724'te de içine tuz karıştırılan suyun donma ve kaynama sıcaklıklarının değiştiğini ortaya koydu. Günümüzde İngiltere ve ABD'de sıcaklık ölçü birimi olarak kullanılmakta olan Fahrenheit derecesi ile Celcius derecesi arasında
- TFahrenheit = 1,8 x TCelsius + 32
şeklinde bir bağıntı vardır. |
| Jesse Reno |
|
Yürüyen merdiven, Jesse Reno isimli bir Amerikalı girişimci tarafından icat edilmiştir. Reno'nun yürüyen merdiveni güvenli bir ray üzerinde devamlı hareket eden meyilli bir yüzeyden oluşuyordu. İlk kullanımı 1894 yılında New York Coney Island'da gerçekleştirildi. Londra'nın metro istasyonunda tahta bacaklı bir adama bütün gün boyunca yürüyen merdivenle inip çıkması ve böylece güvenliğini tespit etmesi için para verilmişti.
New Yorklu işadamı Jesse Reno'nun tasarımı olan bu düzeneğe eğimli asansör adı verildi. Taşıma bandı eğimli bir rampa üzerinde hareket ediyordu ancak rampa yere 30°'lik bir eğimde olduğundan yolcular için tehlike oluşturmaktaydı.Bunun üzerine Reno, rampanın yerine bir dizi döner basamak kullandı. 1980'lerin başında Japon şirketi Mitsubishi büyük mağazalarda kullanılması amacı ile ilk yürüyen sarmal merdiveni yaptı.
|
| Benjamin Franklin |
|
Benjamin Franklin, 17 çocuklu bir ailenin 15. çocuğu olarak 1706 yılında Boston'da doğdu. İlk önce matbaacı olarak çalışan Franklin daha sonra gazeteci oldu. Sonraları politikaya atılarak ABD'nin kuruluşunda önemli rol üstlendi.
30'lu yaşlarında, Franklin tabiat ilmine ilgi duymaya başladı. Şimşeğin elektiriksel bir aktivite olduğunu ispatlamak amacıyla, şimşekli bir fırtınada metal anahtara bağlanmış uçurtma uçurdu. Deneyde şimşek, anahtardan eline kıvılcım saçarak vücudundan doğru yeryüzüne hareket etti. Bu deney Franklin'e paratoneri yapması için esin kaynağı oldu ve yaptığı paratoneri Philadelphia'da bir binanın çatısına yerleştirdi. Franklin aynı zamanda çift odaklı gözlük icadıyla da tanınmıştır. |
| Percy Spencer |
|
1946 yılında radarla ilgili bir araştırma projesinde Dr. Percy Spencer da görevliymiş. Dr. Spencer magnetron denilen vakum tüpü üzerinde çalışırken cebindeki çikolataların eridiğini farketmiş ve şaşırmış. Sonra bir deney yapmış. Mısır tanelerini magnetronun yanına koymuş ve görmüş ki mısırlar patlamış, her tarafa saçılmış. Sonra çiğ bir yumurtayı koymuş ve ne olacağını beklerken yumurtanın piştiğini ve patladığını görmüşler. Dr. Spencer yumurtayı bile pişiren bu mikrodalga enerjinin yemekleri de pişirip pişiremeyeceğini düşünmüş. İşte mikrodalga fırınlar üstündeki ilk çalışmalar bu tesadüf sonucu başlamıştır.
|
| Theodore Maiman |
|
Theodore Maiman 11 Haziran 1927'de Los Angeles'ta doğdu. Fizik öğrenimini gördükten sonra, yoğun ışık hüzmeleri üretmenin yolları üzerinde çalıştı. İlk çalışmalarının sonucunda, radyoastronomide uzun dalga boylu radyasyon ışınlarını büyütmek için kullanılmış olan mazeri üretti. 1960'da o zamana kadar üretilmiş en yoğun ışığı yaptı ve bu makineye lazer adını verdi.
"Lazer Yolculuğu" isimli kitabın yazarıdır. Lazer çalışmaları ile iki kere Nobel Ödülü'ne aday gösterilmiştir.
" Laser" sözcüğü Light Amplification by Stimulated Emission of Radiation sözcüklerinin baş harflerinden oluşur. Uyarılmış radyasyon salınımıyla ışığın güçlendirilmesi anlamına gelmektedir. Laser, değişik frekanstaki ışıkların çok yoğun, dar ve dağılmayan, tek renkte bir ışık haline gelmesidir. Bütün ışınların aynı yönde ilerlediği, tek dalga boyunda ışıktan oluşan bir ışık çeşididir. Zayıf ışınlar, aynalar ve mercekler yardımıyla odak noktasında toplanarak çok kuvvetli bir hale getirilebilirler. Laser ışınının yönü, odak noktası, yoğunluğu ve salınımı büyük bir hassasiyetle ayarlanabilir. |
| Evangelista Torricelli |
|
Toricelli, 15 Ekim 1608'de İtalyanın Feanza şehrinde doğdu, 5 Ekim 1647 in Floransa'da öldü. Açık hava basıncı üzerine yaptığı deneyleriyle tanınan İtalyan fizik ve matematik bilginidir. Çocukluğunda matematiğe olan merakıyla dikkatleri çekti. 1627'de Roma'ya giderek, hidrolik biliminin kurucusu ve Galilei'nin talebesi olan Benedetto Castelli ile birlikte çalıştı. 1641'de Galilei ile mektuplaşmaya başladı. Aynı sene, Castelli nin tavsiyesi üzerine Galilei, Torricelli'yi Tuscany'ye davet etti. Galilei ile görüştükten birkaç hafta sonra, Galilei ölünce, Tuscany büyük dükü Torricelli'yi onun makamına tayin etti. 1644 yılında geometri ve mekanik üzerinde bir kitap yayınladı. Matematik sahasında mühim bir boşluğu dolduran bu kitapta aynı zamanda Galilei'nin mekanik üzerindeki ilk çalışması, birbirine bağlı cisimlerin ortak ağırlık merkezleri aşağıya doğru hareket ederken, ani hareket edebilecekleri prensibi bir neticeye bağlanıyordu. Torricelli, bu çalışmalarını yaparken açık hava basıncı üzerindeki deneylerinde de devam etti. Basınçtan faydalanarak, civa doldurulmuş tüplerle yaptığı deneyler neticesinde, deniz seviyesinde 1cm²ye düşen basıncı 1033 gr/cm² olarak tespit etti. Geometri ve mekanik alanındaki fikirlerini ise ilk önceleri kimse önemsemedi. Torricelli aynı zamanda hocası Galilei'nin teleskobunu ve kendi mikroskobunu geliştirmeye uğraştı.
1643 Torricelli, hava basıncını ölçmek için şimdi cıvalı barometre denilen cihaz icat etti. |
| Chester Carlson |
|
Fotokopi makinesinin mucidi Chester Carlson fakir bir ailenin çocuğu olarak 1906 yılında Amerika'da dünyaya geldi. Küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başlayan Chester Carlson, zor koşullara rağmen eğitimini sürdürdü ve Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde Fizik eğitimi aldı. Okuldan sonra bir tescil ofisinde asistan olarak çalışmaya başlayan Chester Carlson'un kağıt ağırlıklı bir işi vardı ve sürekli olarak belge çoğaltıyordu. O zamanlar bir belgenin çoğaltılması için ya fotoğrafının çekilmesi ya da elle yazılarak kopyalanması gerekiyordu. Bu iki yöntem de, çok pahalı ve zaman alıcıydı. Bu şekilde belge kopyalamanın çok zor olduğunu gören Carlson, kopyalamanın daha kolay bir yolunu bulmaya karar verdi.
Aylarca fotoğrafçılık üzerine yazılmış bilimsel araştırmaları inceledi ve bu konuda deneysel araştırmalar yapmaya başladı. Carlson, fotoiletken özellikli materyaller üzerinde elektrostatik denemeler yaptı ve elektrik ışığına maruz kalan nesnelerin görüntülerini yansıttıklarını keşfetti. Carlson, 22 Ekim 1938 tarihinde ilk Xerografik görüntüyü keşfettiğinde 32 yaşındaydı. Bu buluşa daha sonra eski Yunan'da kuru ve yazma anlamlarına gelen kelimelerin birleşiminden Xerografi adı verildi.
Chester Carlson'un keşfinin, kolay ve hızlıca siyah beyaz fotokopi çeken bir ürün haline gelme süreci yıllar aldı. 1949 yılında kamuoyuna tanıtılan ilk ürün denemesinden sonra, 1961 yılında piyasaya sürülen Xerox 914, basitçe ve çabukça siyah beyaz kopyalama yapan ilk otomatik fotokopi makinasıydı.
Chester Carlson 1968 yılında öldüğünde 62 yaşındaydı. Chester Carlson buluşçu kimliğinin ötesinde hayatını başkalarına yardım etmeye adayan bir kişi idi. Ölmeden önce Xerografi keşfi ile elde ettiği 100 milyon Dolar'ın üzerindeki servetini hayır kurumlarına bağışladı. |
| Carl Friedrich Benz |
|
Carl Friedrich Benz (1844 - 1929)
Alman mühendis Benz, Gottfried Daimler ile birlikte, otomobilin babası sayılmaktadır. Teknik çalışmalarıyla Daimler, Benz şirketinin 20. yüzyıldaki yükselişi için temel taşı koymuş oldu. Benz, Karlsruhe'de bir makinistin oğlu olarak 25 Kasım 1884 tarihinde dünyaya geldi. Babası öldükten sonra, doğduğu kentte liseye devam ederken doğa bilimlerinde üstünlük gösterdi. Politeknik okulda birkaç yıl okuduktan sonra makine mühendisliği eğitimi aldı. Ardından da lokomotif, binek araçları ve köprü inşasında pratik bilgisini ilerletti.
26 yaşındaki genç, kendisine Mannheim'de demir dökümcü olarak bir yaşam kurdu ve aynı zamanda mekanik aletler üreten küçük bir imalathane işletti. Ne var ki buradan beklediği geliri sağlayamadı. Benz, 70'li yılların başında yeni yükselen bir branş olan motor üretimine yöneldi.
Hemen hemen hiç parası olmadığı halde, 1 beygir gücünde iki zamanlı bir gaz motoru inşa etmeye yönelik düşüncesini gerçekleştirmek için, çok çalışmaya başladı. 1880/81 yılbaşına kadar karısıyla birlikte bütün teknik problemleri çözdü ve kısa bir zaman sonra, gerekli anaparayı sağlamak amacıyla bir anonim şirket kurdu. Hissedarlarla tartışınca Benz şirketten ayrıldı ve 1883'te Benz & Cie Gazlı Motor Fabrikasını Mannheim'de kurdu. Sabit makinalar için motor üreten bu şirketi son derece başarılı olunca, titiz bir yaratıcı olan Benz, geleneksel motorlara karşı ilgisini çabuk kaybetti ve çocukluk düşüne yöneldi. Benz, yollarda raysız çalışabilen bir binek aracı üretmek istiyordu.
Yorulmaksızın çalışan Benz 1885'e kadar üç tekerlekli motorlu bir araba inşa etti, onu giderek geliştirdi ve 1886 yılının Ocak ayında bu araç için 37435 numaralı devlet patentini aldı. Benz dünyada ilk kez bir otomobil `Lingroin gazıyla çalıştırılan bir Velosipet' icat etmişti. Arabalarını karısıyla birlikte ilk kez yazın Mannheim'de göstermeye cesaret ettiler. Bundan birkaç ay sonra Suebyalı Gottlieb Daimler Stuttgart yakınlarında Cannstatt'ta benzin motorlu, dört tekerlekli bir binek arabası üretti. Birbirleriyle hiç karşılaşmamış olan bu iki mucit, o zamandan beri otomobilin babası sayılmaktadır.
Benz, 4 Mart 1929'da 84 yaşında Ladenburg'da vefat etti. |
| Albert Einstein |
|
Albert Einstein 1879 - 1955
Einstein Almanya'nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Daha sonra İsviçre'ye taşındı ve 1900'de Zürich Polytechnic'ten mezun oldu. Akademik bir başarı gösteremeyince memur olarak çalışmaya başladı.
1905'te Özel Görecelik Teorisi de dahil olmak üzere, bilim dünyasında deprem etkisi yapan üç makalesi yayımlandı. Kuramları hemen kabul görmedi, ama yeteneği kısa zamanda fark edildi. 1909'da Zürich Üniversitesi'nde profesör oldu. Daha sonra Berlin Üniversitesi'ne geçti. Berlin'deki Kiser Wilhelm Enstitüsü'nde Fizik Direktörü oldu. 1915'te Genel Görecelik Teorisi ile ilgili yazısı yayımlandı.
Einstein, bütün hareketin göreli olduğunu, bütün ölçebildiğimizin, bir başka şeye göre ne kadar hızlı hareket ettiğimiz olduğunu gösterdi (E=mc2). Yazısında, ışığın bir kütlesi olduğu, bunun için de yerçekiminden etkilendiği düşüncesini ortaya attı. Bu kuram, 1919'daki güneş tutulması sırasında iki yıldızdan gelen ışığın fotoğrafı çekildiğinde, ışığın yerçekimiyle büküldüğü fark edilince doğrulanmış oldu ve Einstein tüm dünyada tanındı.

1929'da Birleşik Alan Teorisi'nin ilk versiyonu yayımlandı. Nazilerin ölüm tehditlerinden sonra, 1933'te ABD'ye göç etti. Princeton'daki İleri Çalışma Enstitüsü'nde sürekli bir görevi kabul etti. 1939'da atomun parçalanması haberini alıp ABD Cumhurbaşkanı Roosevelt'i uyardı. Daha sonraki yıllarda nükleer silahlara karşı tutumu yüzünden komünist yandaşı olmakla suçlandı. 1950'de Einstein, Birleşik Alan Teorisi'nin yeni bir versiyonunu yayımladı. Bozulan sağlığına karşın sınırlarını zorluyordu. Çok sevdiği kemanını bile çalamaz olmuştu. 1955'te 76 yaşında Princeton'da öldü. Yatağının yanı başında, üzerinde Birleşik Alan Teorisiyle ilgili yarım kalmış hesapların bulunduğu bir kağıt vardı. |
| Alexander Graham Bell |
|
Alexander Graham Bell 1847 - 1922
Telefonu icat eden Alexander Bell, 3 Mart 1847'de doğdu. Edinburgh Üniversitesi'nde eğitim gördü. İşitme engellilere konuşmayı öğretebileceğine inanmıştı. En büyük hayali olan birbirlerinden uzak iki kişinin konuşmasını, ilk telefon mesajını gönderen kişi olarak gerçekleştirmiştir.
"Watson, buraya gel; sana ihtiyacım var."
Alexander Bell'in Thomas Watson'a 1876 yılında seslendiği bu kelimeler dünya çapında iletişim devrimini başlatmıştır. Bu popüler buluş sayesinde Alexander Bell, 1880 yılında Fransız Volta Ödülünü ve 50,000 frank kazanmıştır. Bu para ile Bell "Telephone Company" adlı şirketi kurmuştur. Bu şirket günümüzde hala iletişim alanında önemli bir rol oynamaktadır.
Diğer Buluşları Alexander Bell telefonu icat etmekle kalmamış, modern uçakların kanat hareketlerini kontrol eden kanatçığı da geliştirmiştir. |
| Arthur Korn |
|
Arthur Korn 1870 - 1945
Arthur Korn, 20 Mayıs 1870'de Almanya'da dünyaya geldi. 1903-1908 yılları arasında Berlin Üniversitesi'nde Fizik Profesörü olarak çalıştı. Ardından 1914-1936 yılları arasında Berlin Teknoloji Enstitüsü'nde profesör olarak çalışan ünlü Alman fizikçisi Korn, 1903'te Paris'te yapılan fototelgraf deneyleri ile tanındı. Arthur Korn, ilk faks gönderimini 1907’de Münih ve Berlin arasında yaptığı bir fotoğraf iletimi ile gerçekleştirdi.
1902'de ilk pratik fotoelektrik kopya sistemi, Alman kaşif Arthur Korn tarafından tanıtıldı. Korn'un sisteminin ticari kullanımı beş yıl sonra Almanya'da başladı. 1910 yılında Paris, Londra ve Berlin, telefon ağının üzerinden yapılan kopya iletimi yoluyla birbirine bağlandı.
Korn'un fototelgraf olarak adlandırılan çalışması İspanyol iç savaşında ve Rusya, Polonya, İtalya, Almanya gibi ülkelerin askeri çalışmalarında kullanıldı.

Arthur Korn, 39 yaşında ailesiyle birlikte Amerika'ya göç etti ve New Jersey'de bir enstitünün Elektrik Mühendisliği bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. |
| Aykut Barka |
|
Aykut Barka 1952 - 2002
Prof. Dr. Aykut Barka, 1952 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Jeoloji Yüksek Mühendisliği Bölümü'nden 1975 yılında mezun olan Barka, yüksek lisansını aynı üniversitede yaptı. Doktorasını Bristol Üniversitesi Jeoloji Bölümü'nde yapan Barka, 1975-1976 yıllarında Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü'nde Jeoloji Yüksek Mühendisi olarak çalıştı.
Aynı kurumda 1981-1985 yılları arasında teknik uzman olarak çalışan Barka, 1985 yılında İngiltere Bristol Üniversitesi'nde, 1986-1990 yıllarında ise Massachusetts Teknoloji Enstitiüsü ve California Teknoloji Üniversitesi'nde ziyaretçi bilim adamı olarak bulundu. Barka, 1990 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü'nde, 1992'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Genel Jeoloji Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi olarak görev yaptı.
1996 yılında profesörlüğe yükselen, 1997 yılında İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü'nde öğretim üyesi olarak göreve başlayan Barka, bu görevini sürdürüyordu. TÜBİTAK, MAM, Yer Bilimleri Araştırma Enstitüsü ve BÜ Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü'nde de danışmanlık yapan Prof. Dr. Aykut Barka'nın Kuzey Anadolu fay zonu konusunda çok sayıda araştırması bulunuyor.
Prof. Dr. Barka, 1 Şubat 2002'de beyin damarlarındaki tıkanıklık nedeniyle hayata veda etti. |
| Cornelius Drebbel |
|
Cornelius Drebbel 1572 - 1633
Mühendis ve bilgin Cornelius Drebbel 1572 yılında Hollanda'da doğdu. Gençliğinde oymacılık üzerine eğitim aldı.
Drebbel'in oymacılık öğretmeni aynı zamanda da simyacıydı. (Simya, metalleri altına dönüştürmeyi araştıran bir ilimdir.) Drebbel'e 1500'lü yılların kimya bilimlerini de öğretti. Fakat Drebbel haritacılık ve ressamlık üzerine çalışmaya başladı.
1604'te İngiltere'ye taşındı ve Kral I. James'in Kraliyet Sarayı'nda yaşadı. Drebbel ilk denizaltıyı 1624'te inşa ederek Thames Nehri'nde denedi. Bu denizaltı, yağlanmış deriden ve su geçirmez olan flaplardan çıkan sekiz kürek tarafından hareket ettirilerek su yüzeyinin 5 metre altında seyir etti.
DİĞER BULUŞLARI Drebbel bugün bile kullanılan pek çok buluşa imza atmış verimli bir bilgindi. Termometre, kimya ve bacalar üzerine yaptığı araştırmaların neticesinde ilk termostatı (bir ortamı sabit sıcaklıkta tutmak için kullanılan alet) yapmıştır. |
| Elisha Graves Otis |
|
Elisha Graves Otis 1811 - 1861
Altı çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olan Elisha Graves Otis, Halifax, Vermont'da doğdu. New York'ta bir karyola fabrikasında teknisyen olarak çalışırken makineleri üst katlara çıkarmak için kullandığı ipler genellikle kopuyor ve platformun aşağıya kaymasına neden oluyordu. 1852'de Otis, dişli rayları olan güvenli palanlar geliştirmeyi başardı ve Otis Steam Elevator Company adlı kendi şirketini kurarak asansör işine girdi.
1857'de Otis'in şirketi NewYork'ta E.V. Haughwout adlı bir porselen mağazasına ilk yolcu asansör sistemini döşedi. Asansörün güvenilirliğini kanıtlamak amacıyla Otis, asansörün içinde ayakta durarak ipin kesilmesini emretti. Otis'in güvenlik aleti çalıştı ve o günden beri kullanılmaya devam etti.
Otis'in asansörleri sayesinde mimarlar birkaç kattan daha yüksek binaları tasarlama imkanına kavuştu. Böylece tüm dünyayı saran gökdelen devrimi başladı. |
| Galileo Galilei |
|
Galileo Galilei 1564 - 1642
"Ama dünya yine de kendi etrafında dönüyor"
Dünya'nın döndüğünü söylediği için kilise tarafından tövbe ettirilen Galileo Galilei mahkemeden çıkarken kendi kendine kısık bir sesle böyle demiş.
İtalyan Gökbilimci ve Fizikçi Galilei, 1564'te İtalya'nın Pisa şehrinde dünyaya geldi. Babası Vincenzo Galilei, müzik üzerine çalışmaları ile ünlü bir seçkindi. Galilei daha sonra bir profesörü olacağı Pisa Üniversitesi'nde 1589-1592 yılları arasında matematik eğitimi gördü.
Galilei genellikle teleskobun mucidi olarak gösterilir. Gerçekte, Hollanda'lı bir gözlükçü, ilk teleskobu 1609 yılından önce icat etmiştir. Ama Galilei bu yeni buluşu öğrenir öğrenmez kendine bir teleskop yaptı ve bu teleskobu geliştirmek için çalıştı. Galilei teleskobuyla gökyüzünü inceledi. Birkaç ay içinde şaşırtıcı keşifler yaptı. Ay'ın yüzeyinde dağlar ve vadiler keşfetti ve Jüpiter gezegeninin uyduları olduğunu gözlemledi. Bu gözlemler Kopernik'in Güneş Merkezli Sistemi'ni destekliyordu. Galilei teleskobunu kullanarak, Samanyolu galaksisinin (bir yıldız olan bizim güneşimizin de içinde bulunduğu yıldızlar topluluğu) sayısız yıldızdan oluştuğunu gördü.
Galilei'nin Kopernik Sistemi'ni doğrular görüşleri tutucu çevrelerin hoşuna gitmedi. O zamanlar Avrupa'da çok güçlü bir kurum olan Kilise Mahkemeleri'nde (Engizisyon) yargılandı ve görüşlerini reddetmeye zorlandı. Galilei'nin çalışmaları yasaklandı ve bu büyük bilgin hayatının sonuna kadar evinde hapis hayatı yaşadı.
Gözlem ve deney sonucunda elde edilen bilgiyi sorgusuz inançlara dayanan bilgiye tercih eden ve bu yolda hayatını ortaya koyan Galileo Galilei, ölümünden sonra modern, akılcı insanın sembolü olmuştur.
Gökbilimciler
Nicolaus Copernicus Tycho Brahe Johannes Kepler Galileo Galilei Isaac Newton |
| Johannes Gutenberg |
|
Johannes Gutenberg 1400? - 1468
Gutenberg, bir Alman matbaacısı ve mucididir. Gutenberg'in hayatına dair pek fazla bilgi yoktur. 1400 yılı civarında Mainz'da dünyaya geldiği tahmin edilmekle birlikte kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Öncelikle kıymetli taşları işlemekle uğraşan Gutenberg, baskı üzerine çalışmalarına, 1438 yılı civarında Andreas Dritzehn ile ortaklık yaptığı zaman başlamıştır. 1450 yılı yakınlarında Johann Fust ile yaptığı ortak çalışmalar sonucu ilk matbaa makinesini geliştirmiştir.
İlham Kaynağı
Johannes Gutenberg baskı üzerine yaptığı çalışmalarda dört önemli buluşu bir araya getirmiştir: kağıt, harf kalıpları, mürekkep ve baskı. Aslında bunların hiç biri yeni fikirler değildi. Kağıdın olduğu gibi harf kalıpları da Çin'den gelen bir fikirdi. Mürekkep, aslında o tarihin 50 yıl öncesinden beri ressamların kullandığı yağlı boyaydı. Çiftçiler yüzyıllar boyu zeytinden elde edilen yağ ile baskıyı gerçekleştirmişlerdi. Fakat önemli olan bu teknolojilerin bileşimini oluşturmak ve baskıyı icat etmekti.
Kutsal Kitap
Johannes Gutenberg'in bastığı elli kadar kitap arasında, bugün dünyada ancak on nüshası bulunan 1282 sayfalık bir Kutsal Kitap da bulunmaktadır. |
| Sergei Korolev |
|
Sergei Korolev 1907-1966
Rus bilim adamı Sergei Korolev, Kiev yakınlarındaki küçük bir Ukrayna kasabası olan Zhitomir'de 12 Ocak 1907'de doğmuştu.
Çok genç yaşlarda iken Rus uzay teorisyeni ve ilk roket araştırmacılarından Konstantin Tsiolkovsky'nin çalışmalarından çok etkilenmiştir. Odessa'daki bir teknik okuldan mezun olduktan sonra Korolev, 1929 yılında Tsiolkovsky ile tanışır ve ondan sonra tüm hayatını Tsiolkovsky'nin roket yapma konusundaki kavramlarını hayata geçirmek işine vakfeder. Roket araştırmaları için kurulan bir teşkilatta çalışırken dönemin Sovyet hükümeti tarafından çalışmalar durdurulur ve Korolev casuslukla suçlanıp mahkum edilir. Önce beden işçiliği yapar daha sonra 1940 yılında bilim adamları için hazırlanmış bir kampa alınır. Rusya'nın Nazi Almanya'sını yenmesi üzerine ise 1945 yazında Korolev tümüyle itibarı iade edilerek tahliye olur. Albay rütbesiyle Kızıl Ordu'ya alınır. Korolev hızla Sovyet Uzay Programı'nın baş tasarımcılığına yükselir. 1954 yılında içinde ABD ve Rusya'nın da bulunduğu 67 ülkenin bilim akademilerinin inisiyatifinde Uluslar arası Jeofizik Yılının başlayacağı 1 Temmuz 1957'den itibaren yeryüzünün haritasının çıkartılmasına yarayacak bir uydu yerleştirilmesi projesi benimsenir. Amaç sadece bir gezegen olarak yeryüzünün incelenmesi ve uydu ile bazı çevre ve fiziksel verilerin toplanmasıdır. Korolev ve ekibinin yoğun çalışmaları sonucunda 4 Ekim 1957'de Sputnik adlı yapay uydu Sovyetler Birliğince uzaya gönderilir.
|
| Thomas Edison |
|
Thomas Edison 1847 - 1931
"Her başarısız deneme, yine de ileri doğru atılmış bir adımdır."
Thomas Edison'un hikayesi bundan 150 yıl önce Amerika'nın Ohio Eyaleti'nde küçük bir kasabada başladı. Thomas küçük bir çocuk iken devamlı sorular soran ve herşeyin nasıl çaliştığını bilmek isteyen biriydi. Kendi bodrumunda kimya ve elektrik üzerine çalışmalar yaptı, hatta burada bir telgraf seti bile üretti.
1868'de Thomas 21 yaşında iken, Boston'un Batısı Birleşik Telgraf Şirketi için çalışmaya başladı. Bir süre sonra işini bıraktı ve icatları üzerinde çalışmaya başladı.
İlk icadı insanlar tarafından pek beğenilmedi ama o yılmadı. "Her başarısız deneme yine de ileri dogru atılmış bir adımdır." diyerek yoluna devam etti. Edison'un ilk çıkışını Wall Street Borsası için geliştirdiği Edison Evrensel Stok Baskı Cihazı ile yaptı. Bu icadı ona bir anda $40,000 kazandırdı. Edison bu parayla bir fabrika kurdu, sonra da icatları üzerinde daha çok çalışabilmek için kendisine ait özel bir laboratuvar yaptırdı.
Bundan sonraki birkaç yıl boyunca Edison yüzlerce icada imza attı, aynı anda 40 icat üzerinde çalıştığı oluyordu. 1789'da en ünlü icadını yaptı: Elektrikle çalışan ampul! Edison'un bu buluşundan önce sokaklar ve evler mumlarla ve gaz lambalarıyla aydınlatılıyordu. Edison bunlar gibi verimsiz ve zor aydınlatma yöntemleri yerine mükemmel ve ucuz bir icat getirdi.
DİĞER BULUŞLARI
Edison bu icadıyla çok büyük paralar kazandı ve dünyaca ünlü Edison Laboratuvarları'nı kurdu. Bu laboratuvarı daha önceki fabrikasının 10 katı büyüklüğünde idi. Edison burada bugün kullandığımız bir çok buluşa imza attı: alkalin pil, kamera, projektör vs... |
| Tim Berners-Lee |
|
Tim Berners-Lee 1955 - ... "1990 yılında World Wide Web'i icat eden kişi"
World Wide Web (Dünya Çapında Ağ) bugün birçok insanın İnternet'i (International Network) keşfetme yoludur. Bilgi, web sayfası dediğimiz, 'www' üzerinde mevcut olan dökümanlarda bulunur. Bu sayfalar bir kişi ya da kuruluş tarafından biraraya getirilerek Web Sitesi oluşturulur. Ağ üzerinde tutulan bu dökümanları bulmak ve incelemek için 'Web Browser' (Tarayıcı) denilen bir programa gerek vardır.
WWW ile ilgili en harika özellik ise sayfalar arasında yapılan yolculuktur. Bu yolculuk sayfalardaki bağlantılar (link) aracılığıyla yapılır. Bir pasta tarifini okurken kendinizi bir anda İtalya turu yapan bir sitede bulabilirsiniz. İşte sayfaları bu şekilde birbirine bağlamayı keşfeden ve onları görebilmemizi sağlayan ilk tarayıcı programını yazan kişi Tim Berners-Lee'dir. Bu programa World Wide Web adını vermiştir.

Tim Berners-Lee Londra'da doğmuş, 1976 yılında Oxford Üniversitesi Fizik bölümünden mezun olmuştur. Ailesi de bilgisayarla ilgili işlerde çalışmış olan Tim Berners-Lee çeşitli kartonlardan bilgisayar maketleri yaparak büyüdüğünü söylemektedir. |
| Wright Kardeşler |
|
Wright Kardeşler Wilbur W. (1867 - 1912) - Orville W. (1871 - 1948) Başarıyla uçan ilk uçağı yapan mucit kardeşler...
Orville ve Wilbur çocukken babaları iş gezisinden küçük bir armağan getirdi. Bu armağan iki kardeşin ve dünyanın kaderini değiştirecekti. Bu hediye bambudan ve kağıttan yapılmış bir helikopterdi. Helikopterin pervaneleri basit bir lastiğin sıkıştırılması ile döndürülüyordu. Wright Kardeşlerin çocukluklarında (1878) uçmak hala bir rüyaydı. Ama o sıralarda 7 yaşında olan Orville, ve 11 yaşında olan Wilbur hemen bu oyuncağın kopyalarından yapmaya başladılar. Yaptıkları büyük modeller hiç uçamasa da iki kardeşin uçma tutkusu böylece başlamış oldu.
Yıllar sonra 1899'da iki kardeş ilerde ilk uçağı yapamalarına giden çalışmalara başladılar. Wright kardeşler o yıllarda artık birer yetişkin olarak kendilerine ait bisiklet dükkanlarını işletiyor ve boş zamanlarında da uçuş ile ilgili çalışmalar yapıyorlardı. Kardeşler uçuş ile ilgili iki probleme odaklandılar: 1- Uçağı kaldıracak kuvveti sağlayacak kanatlar; 2- Uçağı uçuracak gücü sağlayacak motorun tasarlanması.
1901 yılında kardeşler ilk uçaklarını yaptılar. Uçakları güvercinlerden esinlenerek yaptıkları bir dümene ve basit bir buhar makinesine sahipti. İlk uçuş denemelerini 1902 yılında yaptılar. Uçak, tekerlekleri yerden kesildikten birkaç saniye sonra yere çakıldı. Yaralanan olmadı; ama uçak da uçmadı.
İlk başarısız denemeden sonra Wright kardeşler 1903 yılının 17 Aralık günü yeni bir denemeye hazırdılar. Bu kez modellerini rüzgar tünellerinde defalarca deneyerek çok daha iyi kanatlar yapmışlardı.
Uçağı piste kasabadan birkaç kişi yardımıyla getirdiler. Bir önceki başarısız uçuşta yazı-tura atmışlar ve pilot olarak Wilbur seçilmişti. Bu sefer sıra Orville'deydi. Orville uçağa yerleşti ve uçak pistte ilerlemeye başladı. Uçağı oraya getirenlerden biri de bu tarihi olayı kameraya alıyordu.
Pistte hızla hareket eden uçak sonunda havalandı. Wright Kardeşlerin yaptığı uçak sonunda uçmayı başarmıştı. Dünyanın bu ilk uçuşu sadece 12 saniye sürdü ve uçak 75 metre uçtuktan sonra yere kondu. Bu mesafe bugünkü büyük yolcu uçaklarının boyundan daha azdır. Ama uçak gün boyu üç kez daha uçuruldu. Wilbur'un pilot olduğu son uçuşta uçak aralıksız yarım kilometre kadar uçtu. Bu mesafeler bugün kıtalar arası uçan büyük jet uçakları için çok küçük olsalar da o tarihler için önemli adımlardı.
|
| Buzdolabı |
|
Evimizdeki Soğutucu - Buzdolabı

Yaşamı tümüyle değiştiren sihirli ürünlerden biri de buzdolabı. Bir buzdolabına sahip olmanın temel amacı, yiyeceklerin bozulmasını geciktirerek ömürlerini uzatmak. Yiyeceklerde bazı bakteriler bulunur. Bakterilerin çoğalarak bir yiyeceğin yapısını değiştirmelerinde sıcaklık önemli rol oynar. Sıcaklık azaldıkça bakterilerin etkinlikleri azalır. Düşük sıcaklıklar, yiyeceklerin daha uzun süre taze kalmasını sağlar. Yiyecekleri soğuk bir ortamda saklamanın arkasında yatan düşünce bu. Örneğin, bir mutfakta oda sıcaklığında duran süt, bakteriler nedeniyle iki-üç saat içinde kolayca bozulabilir. Oysa, sütün buzdolabında saklanarak sıcaklığının azaltılması, en az bir - iki hafta daha taze kalmasını sağlar; Çünkü buzdolabının içindeki düşük sıcaklık, sütün içindeki bakterilerin etkinliğini azaltır. Soğutma, günümüzde yiyeceklerin korunmasında en yaygın kullanılan yöntem.
Yazın, yüzmekte olduğunuz bir havuzdan çıktığınızda, güneşin altında olmanıza karşın bir serinlik hissedersiniz. Bu serinliğin nedeni, derinizin yüzeyindeki suyun buharlaşmasıdır. Hava su buharını taşırken, buharla birlikte bir miktar ısıyı da beraberinde götürür. Bu olay, aslında bir buzdolabının nasıl çalıştığını açıklamaya yardımcı olur, ama buzdolaplarında su yerine, soğumayı sağlayan bazı gazlar kullanılır.
Soğutmanın dayandığı iki temel fizik yasası var:
1. Genleşen gaz soğur ve yeterince soğuyan bazı gazlar sıvılaşır. 2. Farklı sıcaklıktaki iki nesneyi birbirine yaklaştırırsanız ya da dokundurursanız sıcak olan soğur, soğuk olan ısınır. Bu iki yasa, bir buzdolabının nasıl soğuttuğunu açıklar. Bir buzdolabı, içinde dolasan gazı önce sıvılaştırır, sonra sıvının ısısını soğurur. Bu sayede de soğutur. Buzdolabı, beş temel bölümden oluşur sıkıştırıcı (kompresör), buzdolabının dış arka bölümünde bulunan ve ısıyı değiştiren kıvrımlı borular, bir tarafında yüksek basınç alanı, diğer tarafında düşük basınç alanı bulunan bir delik olan genişletme valfi, buzdolabının içinde bulunan ve ısıyı değiştiren kıvrımlı borular, sıvı haldeyken buharlaşarak soğutmayı sağlayan gaz.
Bu bölümlerin temel işleyişi şöyle:
Bir buzdolabının yapısı
A Buzdolabının içi
B Sıkıştırıcı
C Genişletme vaifi
Sıkıştırıcı, soğutucu gazı sıkıştırır. Bu sıkıştırma, gazın basıncını ve sıcaklığını artırır. Böylece buzdolabının dışındaki ısı değiştirme boruları, soğutucunun sıkışmasıyla oluşan ısının dışarıya bırakılmasını sağlar. Soğuyan gaz sıvılaşır ve genişletme valfıne akar. Sıvı, genişletme valfine aktığında, yüksek basınç bölgesinden düşük basınç bölgesine doğru bir hareket oluşmasına neden olur. Böylece genişler ve buharlaşır. Buharlaşma sırasında sıvı ısıyı soğurur ve ortamı soğutur. Buzdolabının içindeki ısı değiştirme boruları, soğutma maddesinin ısıyı soğurmasını sağlayarak buzdolabının içini soğutur. Bu döngü, böylece devam eder.
Günümüzde üretilen buzdolapları, aynı soğutucu maddeyi birçok kez kullanmaya olanak tanıyan bir tür tazeleme döngüsüyle çalışırlar. Saf amonyak gazının soğutucu madde olarak kullanıldığı bir buzdolabı şöyle çalışır Sıkıştırıcı, amonyak gazını sıkıştırır. Sıkışan gaz basınç nedeniyle ısı yayar. Buzdolabının arkasındaki ısı değiştirme boruları, sıcak amonyak gazının ısısını dışarıya salarlar. Yüksek basınçta sıkışan amonyak gazının yoğunluğu artar ve sıvılaşır. Yüksek basınç, sıvılaşmış amonyağı genişletme valfine doğru iter. Sıvı amonyak, düşük basınç alanına geçer geçmez kaynar ve buharlaşır. Bu, buzdolabının içinin soğumasını sağlar. Soğuk amonyak gazı sıkıştırıcı tarafından emilir ve döngü devam eder.
Saf amonyak gazı insanlar için oldukça zehirli. Bu nedenle buzdolabında oluşacak herhangi bir senti, hemen engellenmeli. Bu yüzden çoğu ev tip buzdolabında saf amonyak kullanılmaz. Bunun yerine 1930da geliştirilen, amonyakla aşağı yukarı aynı kaynama noktasına sahip olan freon gazı da kullanılırdı. Ancak I970terde freon gazının atmosferin ozon tabakasına zarar verdiği anlaşıldı. Bu nedenle yeni tür buzdolaplarında, çevreye ya da insan sağlığına daha az zararlı olabilecek soğutma maddeleri kullanılıyor.
Buzdolabının Soğutma Derecesi Nasıl Hep Aynı Kalır? Ne tür bir buzdolabı olursa olsun, içinde hangi sıcaklığa kadar soğutma yapılacağını denetleyen basit bir düzenek bulunur. Bu, aslında bir tür ısıölçer olan, ısıya duyarlı bir aygıt Buzdolabının hangi sıcaklıkta soğutma yapması isteniyorsa, bu aygıt o sıcaklığa getirilir. Buzdolabının içi belirtilen sıcaklığa ulaştığında, bu aygıt sıkıştırıcının elektriğini kendiliğinden keser ve sıkıştırıcıyı durdurur. Ancak buzdolabı bütünüyle yapılmadığından, kapı kenarından, boruların girip çıktığı yerlerden ya da kapısı her açılıp kapandığında ısı kaçağı olur. Buzdolabının içindeki ısı değişimine duyarlı olan aygıt sıkıştırıcının elektriğini açar ve çalışmasını sağlar, istenilen sıcaklığa ulaşıldığında yeniden durdurur. Evdeki buzdolabınıza biraz kulak kabartırsanız, motorun kendi kendine çalışıp durduğunu duyabilirsiniz.
|
| Pusula |
|
Yüzyıllardan beri kaşiflerin, gezginlerin, gemicilerin, dağcıların yönlerini bulmada en büyük yardımcısı PUSULA dır. Bu müthiş aletin insanlık tarihindeki yeri çok önemlidir. MS 100 yılında Çinliler, pusulayı icat etmiştir. Manyetik bir ortamda serbest bırakılan bir objenin kuzeye yöneleceği prensibinden hareketle pusulanın keşfi gerçekleşmiştir.
Pusula Nedir?
Basitçe pusula, belli bir eksen etrafında serbestçe dönecek şekilde yapılmış küçük bir mıknatıs çubuğudur. Peki, nedir bu mıknatıs çubuğun özelliği? Her mıknatısın bir kuzey ucu, bir de güney ucu vardır. Eğer iki mıknatıs serbestçe salınacak şekilde yanyana asılırsa, birinin kuzey ucu diğerinin güney ucunu çekecek şekilde dengeye gelirler. İşte pusulanın çalışma prensibi de budur. Pusulanın mıknatıs çubuğu dünyamızın manyetik kuzeyi tarafından çekilmektedir. Bu yüzden dünyanın neresinde olursak olalım pusulamızın N yazılı ve kırmızı renkli ucu daima dünyamızın manyetik kuzeyini gösterecektir.
Manyetik Sapma, Manyetik Kuzey, Coğrafi Kuzey Nedir?

Pusulamızın gösterdiği kuzey her zaman manyetik kuzeydir ve bu gerçek coğrafi kuzeyden birkaç derece farklıdır. Bu farklılığın adı "Manyetik Sapma"dır. Bu sapma, bölgeden bölgeye farklılık gösterir. Bu farklılıkta haritalarda gösterilmektedir.
Pusula Çeşitleri Nelerdir?
İmalat şekline göre kuru pusula ve sivi pusula, çalışma prensibine göre ise Manyetik pusula ve Jiroskop Pusula olarak ikiye ayırabiliriz. |
| Yürüyen Merdiven |
|

Yürüyen merdiven, basamakları olan kılavuz rayları üzerinde sonu olmayan bir döngüyle taşıyan bir zincire bağlıdır. İnen basamaklar, çıkan basamaklarla aynı ağırlıkta oldukları için, birbirlerinini denge ağırlıkları olarak hareket ederler. Motorun sadece sürtünmeyi yenmek ve yolcuları taşımak için yeterli kuvveti sağlaması gerekir. Büyük işletici tekerlek basamakları ve trabzanı hareket ettirir.
Basamaklar Basamaklar, yürüyen merdivenin her iki ucunda üst üste geldiklerinde birbirlerine geçmek üzere şekillendirilmiştir.
Kılavuz Raylar
Hareket esnasında doğru açıyı sağlaması için, her basamağın iki yanına iki adet tekerlek yerleştirilmiştir. Bu tekerlekler kılavuz rayların üzerindedir. Raylar basamakları, yukarı çıkarken yatay durumda tutar ve tekrar yürüyen merdivenin altına ilerleyebilmeleri için katlar. |
| Paratoner |
|
Yıldırım, elektirik yüklü bir bulutla yer arasında meydana gelen bir elektrik boşalması veya kıvılcımdır. Eğer yıldırım, bir binaya düşerse çok büyük zarar verebilir. Fakat bir paratoner, yıldırıma güvenli bir yol oluşturup, onu toprağa ileterek bu zararı engeller.
Elektrik alanları, noktaları veya sivri uçların etrafında en güçlü konumda olmaya meyillidir. Paratonerin ucundaki yükler pozitif iyonlar yaratarak buluttaki negatif yükü azaltır. Eğer yıldırım düşerse negatif yükü izleyerek toprağa iletir. |
| Mikrodalga Fırın |
|
Mikrodalga Fırın Nasıl Çalışır?
Mikrodalga fırınlar elektrik enerjisiyle çalışır. Fırın, bu elektrik enerjisini mikrodalga enerjisine dönüştürür. Bu mikrodalgalar, dalga kılavuzu vasıtasıyla fırının içine ulaşırlar. Bu noktada mikrodalgaların birkaç karakteristik özelliğinden bahsedelim.
- Mikrodalgalar, tıpkı güneş ışığının camdan nasıl geçiyorsa cam, porselen, kağıt ve plastik gibi çoğu maddelerin içinden geçebilirler. - Mikrodalgalar, duvara çarpan bir topun geri dönmesi gibi, metallerden yansıyıp geri dönerler. - Mikrodalgalar maddelerin içine nüfuz ederler ve özellikle yiyecekler tarafından emilirler.

Bu mikrodalgalar pişirmek istediğimiz yiyecek tarafından emilirler. Saniyede 2,45 milyar kez titreşen mikrodalgalar yiyeceğin içine girdiklerinde, su moleküllerinde bir titreşim oluştururlar. Su molekülleri bir ileri bir geri saniyede 4,9 milyar kez titreşirler. Bu yüksek hızdaki titreşmeden dolayı birbirine sürtünen su molekülleri ısı enerjisini açığa çıkarırlar. Bu ısıyla ise yiyecek pişmiş olur. İçinde daha fazla su molekülü olan yiyecekler daha hızlı pişerler.
Klasik fırınlarda olduğu gibi mikrodalga fırınlarda ortam ve yiyecek kapları ısınmazlar. Yalnızca yiyecekler ısınır ve pişerler. Pişirme süresi ise çok daha kısadır.
Mikrodalga fırınları kullanırken dikkat etmeniz gerekenler:
- Çalışan bir mikrodalga fırından en az bir kol mesafesi kadar uzakta durunuz ve yüzünüzü yemek pişmiş mi diye fırına yaklaştırmayın. - Fırın boşken çalıştırmayın. - Kapak kapanmıyor veya hasar görmüşse fırını çalıştırmayın. - Fırının içini sık olarak temizleyin. - Yemek pişirirken metal kap kullanmayın. - Kalın kabuklu yiyecekler pişince içinde buhar kalır ve kabuk çatlayınca dışarı buhar fışkırır. O yüzden dikkatli olun. |
| Barkod Okuyucu |
|
Barkod

Barkod, ikili sistemde bir dizi sayıdır. Kalın siyah bir çubuk veya beyaz bir boşluk, 1'i; ince siyah bir çubuk veya beyaz boşluk, 0'ı simgeler. İkili rakamların değişik bileşenleri, değişik sayıları ya da harfleri gösterir. buradaki barkodda, bir sayıyı göstermek için 5 çubuk grubu kullanılmıştır (İkili sistemde 00110 kodu ondalık sistemde 0 sayısını temsil eder).

Kasiyer, aldıklarımızı barkod okuyucudan geçirirince bir lazer ışını her parçanın üzerindeki barkodu tarar. Bu kod, ürünü süpermarketin bilgisayarına tanıtır. Bilgisayar fiyatı gösterip ödememiz gereken miktarı hesaplamakla kalmayıp bu ürünün mağazadaki stokları azalmışsa otomatik olarak sipariş verir.
Lazer Düşük kuvvetli bir lazerden gelen ışık, tarama penceresinden geçerken barkodu tarar.
Detektör Detektör, yansıyan lazer ışının yanıp sönen sinyallerini, bilgisayarın kullanabilmesi için elektrik sinyallerine çevirir.
Geri Dönen Işın Barkodun, yalnızca beyaz kısımları lazer ışınlarını yansıtır. Bu yüzden yansıyan bu ışın barkodu tanımlayacak şekilde yanıp söner.
Yarı Gümüşlü Ayna Yarı gümüşlü ayna, lazer ışınını tarama penceresinden geçirir ve barkoddan yansıyan ışığın detektöre geçmesine izin verir.
Barkod okuyucunun gelişimi Amerikan bakkaliye endüstrisinin komitesi öncülüğünde gerçekleşmiştir. Komite çeşitli imalatçılar için kod tiplerini ve bunları okuyacak gerekli cihazları belirledi. 26 haziran 1974'te Marslı süpermarketlerinin araştırma bölümü başkanı Clyde Dawson şirketinin Ohio'da tamamen tarayıcılarla donatılmış deposuna sakız alarak tarayıcı kullanımına başladı.
|
| Formula Otomobilleri |
|
Formula Araçlarının Teknik Özellikleri
MOTOR Formula 1 otomobillerinde 8,10 silindirli 3 litre (3000cc) hacimli motor vardır. Silindir sayısının çok yakın bir gelecekte 12'ye çıkması bekleniyor. Bu motorların beygir gücü ise 750-850 arasındadır. Bu motorlar maksimum beygir gücünü 14 bin ile 17,500 devir/dakika arasında verir. Formula 1 otomobillerinin 0-100 km hızlanması yaklaşık 3 saniyedir. Ancak "Çekiş kontrolü" sistemi olmadığı için patinaj yapan araçlar çok vakit kaybeder. LASTİKLER Her pilotun, her yarış için (3 gün) toplam 36 normal (kuru zemin) ve 28 yağmur lastiği kullanma hakkı vardır. Sıralama Turları öncesinde her pilot Grand Prix boyunca kullanacağı iki ayrı özellikteki normal lastiği, yarış direktörlüğüne bildirmek zorundadır. Pilotlar, sıralama ve ısınma turları ile yarış sırasında toplam 28 lastik (14 ön aks ve 14 arka aks) kullanabilirler. FREN SİSTEMİ Formula 1 araçları karbon balata ve karbon disk kullanımı sayesinde inanılmaz derecede kuvvetli frenlere sahipler. Bu frenler yaklaşık 700 derece sıcaklığa eriştikleri zaman en yüksek performanslarını veriyorlar. Otomobilin fren sistemine yardımcı olan bir diğer etken de aerodinamik aksesuarlardır. Kanat gruplarının yarattığı yere basma etkisinin yanı sıra bir de otomobili frenleme etkisi var. Bu sayede pilot ayağını gazdan çektiği anda -hiç frene basmasa bile- standart bir otomobilin frenine sonuna kadar basılmasına eşit bir frenlemeye uğruyor Formula 1 otomobili. AĞIRLIK Formula 1 yarışlarında kullanılan otomobiller yaklaşık 550 kg civarında bir ağırlığa sahiptir. Bu otomobilin toplam ağırlığı, tam teçhizatlı pilot ile birlikte 600 kg'dan fazla olmak zorundadır.Araç eğer bu ağırlıktan daha hafifse yetkililer tarafından o pilot diskalifiye edilir. Bu yüzden araç içinde yapılan değişiklikler yetkililere haber verilmek zorundadır. YAKIT Formula 1 yarışlarında kullanılan yakıt miktarında herhangi bir sınırlama yoktur. Ancak kullanılacak yakıtın nitelikleri yarış direktörlüğüne önceden belirtilmek zorundadır. F1 araçlarına doldurulan yakıt özel bir pompa sistemi ve çok yüksek bir basınç sayesinde gerçekleşir. Bu pompa 1 saniyede 10-12 litre yakıt doldurur.
YARDIMCI AYGITLAR Pilot ile takım yetkilileri, iki yönlü telsiz aracılığıyla haberleşebilirler. Ayrıca pilotlar, elektronik bilgileri otomobillerinin içindeki bilgisayara yükleyebilirler. Pit alanından, otomobil üzerindeki bilgisayara uzaktan kumanda yoluyla değişiklik yapılamaz. Aktif süspansiyon ve çekiş kontrolü gibi elektronik aygıtların pilotlar ya da takımlar tarafından kullanılması kesinlikle yasaktır. TELEMETRE Otomobillerden yarış esnasında (hareket halinde) data transferi yapmaya yarayan sistemdir. Bu sayede otomobilin motor ve kullanım bakımından her türlü bilgisi pit alanındaki mühendislere aktarılır. PİLOTLARIN GÜVENLİKLERİNİN SAĞLANMASI Darbeleri emici arka çarpma modülleri 1997 sezonu başında her Formula 1 otomobili için zorunlu kılındı. Ayrıca her otomobilde, bir kaza anında ve hemen öncesinde meydana gelen gelişmeleri, olayları, bilgileri kaydetmek üzere, bir kaza bilgi kayıt cihazı bulundurulmak zorunluluğu vardır. Bu cihazın kullanımı, FIA'nın, pilotların güvenliklerinin arttırılması amacıyla daha fazla ve ayrıntılı veri elde edilebilmesi için zorunludur.
Safety Car Yarışın güvenlik bakımından sakıncalı görülen kısımlarında piste çıkan görevli aracıdır. Yarış otomobillerinin önünde giderek yarışı bir anlamda dondurur. Bu esnada otomobillerin birbirini geçmesi yasaktır. |
| Mp3 Çalıcılar |
|
Mp3 Nedir?
Mp3 kelimesi, MPEG Layer 3'ün kısaltmasından oluşmuştur. (MPEG=Motion Pictures Experts Group). Yaklaşık Audio CD kalitesinde olan fakat 10 – 12 kat daha az yer kaplayan ses sıkıştırma formatıdır.
Mp3 sıkıştırma formatı başlangıçta CD kalitesinde müzik dosyalarının sabit disklerde eskiye nazaran 16'da 1 oranında sıkıştırılarak daha az yer kaplar hale getirmesiyle yaygınlaştı. Tüm Internet kullanıcıları kendi evlerinde ve ofislerinde bu sıkıştırma algoritmasını kullanan sıkıştırıcı yazılımlar kullanarak CD'lerini, kasetlerini Mp
Bilmediğiniz Gerçekler!
- Dünyanın en büyük timsahı 6 metre boyunda, ağırlığı ise 1 tondan fazla. - Develerin 3 tane kaşı vardır. - Istakozların kanı mavidir. - Bir sineğin hızı saatte 8 km’dir. - Sıçan, deveden daha uzun bir süre susuz kalabilir. - Erkek güve, dişi güvenin kokusunu 14 km’den alabilir. - Bazı böcekler kafaları kopmasına rağmen 1 sene yaşayabilir. - Zürafa kulaklarını diliyle temizler. - Çikolata köpekleri öldürebilir. Gerçek çikolata köpeklerin kalbini ve sinir sitemini olumsuz şekilde etkiler. - Yarasalar bir mağaradan dışarı çıkarken hep sola döner. - Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir. - İngiltere’deki bütün kuğular, kraliyet ailesine aittir. - Kutup ayıları solaktır. - Baykuş mavi rengini görebilen tek kuştur. - Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur. - Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi Çinlilerdir. - Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar. - Bir karıncanın koku alma yeteneği, en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir. - Hamam böcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde, hiçbir değişime uğramamışlardır. - Kediler ültrason seslerini duyarlar. - Zürafa 35 cm. uzunlukta siyah bir dile sahiptir. - Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunur. - Dünyanın en büyük hayvanı mavi balinadır. Aynı zamanda hayvanlar aleminin en hızlı büyüyen hayvanıdır. Kilosu 22 ayda 26 tona kadar ulaşır. - Dünyanın en hızlı hayvanı Leopar’dır. Hızı saate 100 km.’ye ulaşır. - Dünyanın en hızlı kuşu Boğazlı Kırlangıçtır. 3 saniye süreyle saatte 128 km. sürate ulaşmıştır. - İyi bakılan ve erken yaşlarda kısırlaştırılmış bir tavşan 8 ila 12 sene yaşar. - Kediler 100 değişik ses, köpekler ise 10 ses çıkartabilir. - Son 4 bin sene içerisinde herhangi yeni hayvan evcilleştirilmemiştir. - Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir. - Atlar bir aya kadar ayakta kalabilirler. - Kedilerin her bir kulağında 32 adale vardır. - Bir inek hayatı boyunca yaklaşık 200 bin bardak süt üretir. - Karıncalar uyumaz. - Her sene Amerika’daki hayvan bakım yerleri 30 bin kedi ve köpeği uyutma mecburiyetinde kalmaktadır. - Hastalanmayan tek hayvan köpekbalığıdır. - 2 bin 600 değişik cins kurbağa vardır. - Yılanlar duyamaz. - Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar. - Filler zıplamayan tek memelidir. - Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir. - Atların, insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır. - Fareler kusamaz. - Yunuslar gözleri açık uyur. - Kangurular geri geri yürüyemez. - Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir. - Hayvanlar aleminde sadece domuzlar güneşten yanabilir. - Sineklerin 5 gözü vardır. - Sığırların dört tane midesi vardır. - Zürafalar yüzemez. - Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kuştur. - Dünyada en tehlikeli hayvan sivrisinektir, çünkü insan ölümüne en fazla sebep olan hayvandır. - Tüm dünyadaki kedi ve köpekler yılda 11 milyar dolarlık mama tüketmektedir. - İnsanları parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanımak mümkündür. - Kedi ve köpekler insanlar gibi ya sağ ellerini çok kullanırlar ya da sol. - Kirpiler suda batmaz. - Bir ıstakoz, ancak yedi senede, yarım kilo alabilir. - Salyangozların 25 bin civarında dişi vardır. - Mavi yunusların kalbi dakikada sadece dokuz kere çarpar. - Köpekbalıklarının kansere karşı bağışıklığı vardır. - Sivrisineklerin 47 tane dişi vardır. - Büyükçe bir yunus günde 2 ton yiyecek tüketir. - Timsahlar daha derine batabilmek için taş yutarlar. - Kediler şeker tadını ayırt edemezler. - Amerika’da 58 milyondan fazla köpek vardır. - Zürafaların ses telleri yoktur.
| Armadillo |
|
Armadillo, ana yurdu Güney Amerika olan bir memelidir. Ortalama 75 cm. uzunluğundadır. Armadilloların bir defada 4 yavruları olur ve 4 yavrunun da cinsiyetleri aynıdır.

Güney Amerika'da yaşayan bir tür böcek yiyen olan Armadillolar bir tür zırhla korunurlar. Genellikle yiyeceklerini toprağı kazarak ararlar. Çok iyi bir koku alma duyusuna sahiptirler. Yiyeceği şeyin kokusunu alan Armadillo son derece büyük bir hızla toprağı kazar. Burnunu toprağa gömerek, adeta kokuyu yitirmekten korkuyormuş gibi telaşla toprağı kazar. Armadillolar'ı bu durumda görenler, hayvanın bu durumda nasıl soluk aldığına şaşabilirler. Oysa Armadillolar bu durumda soluk almazlar. Toprağı kazdıkları sırada, altı dakikaya kadar soluklarını tutabilme yeteneğine sahiptirler.

|
| Bukalemun |
|
Bukalemunlar
Bukalemunlar; aslında kertenkelelerdir ancak bir çok yönden öbür kertenkelelerden farklılıkları bulunduğundan, bazı bilim adamları kertenkeleleri onları ayrı sınıflandırırlar.

Bukalemunları diğer kertenkelelerden ayıran en önemli özelliği, ayakların, dilin ve gözlerin alışılmadık biçimleri ve renk değiştirme özelliğidir. Bukalemunlar 4 cinste toplanır, bunlardan da yaklaşık 90 kadar tür çıkar. Bukalemun türlerinin bütün üyeleri, Eski Dünya'da (Yarısından çoğu Madagaskar adasında, geri kalanlarsa Büyük Sahra Çölü'nün güneyinde) yaşarlar. Chamaeleo chamaeleon türü ise Akdenizin İspanya ile Suriye arasındaki bölümünde yaşar.
Bukalemunların büyük çoğunluğu Chamaeleo cinsinde toplanır bunlar ağaçlık ve makilik alanlarda yaşarlar. Brookesia cinsine girenler, yer altında ya da kayalıkların arasında yaşarlar. Leandria ve Evoluticauda cinslerin ise kuyrukları Chamaeleo cinsindeki gibi kavrayıcı değidir.
Bukalemunların uzunlukları 8-60cm. arasında değişse de genelde uzunlukları 30 cm. kadardır. Çok yavaş yürürler, bir dal üzerinde dakikada en fazla 12 adım atabilirler. Dilleri boylarının yaklaşık 1-1.5 katı uzunluğundadır ayakları ve kuyrukları ise dalları kavrayacak şekilde gelişmiştir.
Gözleri birbirlerinden bağımsız hareket edebilir, yani bir gözüyle yukarı bakarken diğeri ile aşağıya bakabilir.
Derilerinin rengini sarı, yeşilin çeşitli tonları, kiremit kırmızısı, kestane rengi ve siyaha çevirebilirler hatta bunlar üzerinde görünmemesini sağlayacak benekler veya çizgiler oluşturabilirler.
 Chamaeleo chamaeleon
Bütün bukalemunlarda olduğu gibi Chamaeleo chamaeleon'un da vücudu yanlardan basıktır. Parmaklar ikisi bir arada üçü bir arada bitişmiştir ve kavrayıcı bir kıskaç şeklindedir. Gövdenin üst ve orta kısmmında daha büyük pulların meydana getirdiği uzunlamasına bir sırt çıkıntısı vardır. Vücudun alt tarafında çeneden kuyruğa doğru uzanan ve biraz daha iri pullardan oluşmuş açık renkli bir çizgi vardır. Renk ve deseni sabit değidir, duruma göre, yeşil, gri, kahverengi, siyah ve bunların çeşitli tonlarına değişebilir. Zemin rengi üzerinde, koyu veya açık renkte şerit veya lekeler bulunur. Karın altında çeneden anüse kadar uzanan sarımsı çizgi çoğunlukla renk değiştirmez. Erginlerin boyu 24-30cm. arasındadır.
 Chamaeleo chamaeleon
Bukalemunlar ağaçlarda yaşarlar. Kavrayıcı ayakları ve kuyruğu ile dallar üzerinde rahatlıkla hareket edebilirler. Avlanmak için dalda sakin olarak durur, yakın bir mesafede bir böcek görürlerse, dilini birden dışarı fırlatarak avını yakalarlar. Dişi bir seferde 20 kadar yumurtayı toprağa kazdığı bir çukura bırakır, Elipsoid şeklindeki yumurtaların boyu 18-20mm. kadardır. Türkiye'de Akdeniz bölgesi ve Ege bölgesinin sıcak ve ağaçlık biotoplarında bulunur.
  Chamaeleo jacksoni Chamaeleo jacksoni (Erkek)
Bukalemun Beslenmesi ve Bakımı:
Bukalemunların evde beslenmesi zordur, zira bukalemunlar esaret altında uygun koşullar sağlanmadıkça fazlaca yaşayamazlar. Özellikle Akdeniz ve Ege bölgesinde yaşayan kişilerin haricindekilerin bukalemun beslemeleri pek doğru değildir. Zira bu bölgelerin dışında kalan bölgelerin iklimi bukalemunlar için fazla serttir.
Bukalemunlar böcek yiyerek beslenirler, yaşayabilmeleri için gerekli olan günde en az 20-30 canlı sineği veya hamam böceğini ona sağlamak doğal ortamda mümkünse de ev içinde mümkün olamayabilir.
| Pandalar |
|
Bambu seven, siyah beyaz renkli, sevimli mi sevimli fakat nesli tükenme tehlikesi altında olan hayvanlardır.

Bir diğer adı da bambu ayısıdır. Pandaların ağırlığı 120 kiloya kadar ulaşabilir. Zamanının büyük bir bölümünü bambu yiyerek geçiren pandaların sayılarının azalmasının başlıca nedenlerinden biri, çok sevdiği bambuyu yiyebilmek için Çin'den başka bir yere gitmemeleridir. Bugün dünyada yaklaşık 1000 adet panda var. Bu sevimli hayvanların nesillerini devam ettirilmesi için birçok uluslararası kuruluş çalışmaktadırlar.

Pandalar çok tembel hayvanlardır. Bir panda karnını doyurmak için günde 40 kg kadar bambu yemek zorundadır. Dişleri bambunun sert kabuklarına uygun olarak sağlam ve keskindir, fakat sert bambuları yemek pandaların 14 - 16 saatini alır. Hayvanat bahçelerinde yaşayan pandalar, doğal ortamlarında yaşayan pandalara göre çok daha farklı beslenebiliyorlar. Örneğin çikolata, meyve ve hatta tavuk bile yiyebiliyorlar.
Yemek yemediği zamanlar panda sürekli uyur. Uyumadığında ise hiç acelesi yoktur ve çok yavaş hareket eder. Düşmanları kovaladığında bile kurtulur kurtulmaz, ilk gördüğü ağaca atlar ve uykusuna veya yemeğine kaldığı yerden devam eder.
Pandalar çiftleşme dönemi dışında tamamen yalnız yaşar. Bu durum sadece Nisan-Mayıs aylarında değişir. Bu dönemlerde yalnızlıktan memnun olan panda sesler ve hırıltılar çıkartır, sesini duyurmak için çığlıklar atar. Baharın gelişiyle birlikte pandalar uygun bir eş ararlar. Fakat bu o kadar kolay değil, çünkü aynı bölgede yaşayan pandalar bile birbirinden çok uzakta bulunurlar. Dişi pandaların eş konusunda çok seçici olmaları erkeklerin işini daha da zorlaştırır. Eş adaylarının az olmasına rağmen yine de karşılarına çıkan her "yakışıklıyı" beğenmezler. Dişi panda, erkek pandayı ancak çok beğenirse yanına yaklaştırır. Diğer bir engel ise erkeklerin fazla flört edecek zamanlarının olmaması, çünkü dişi pandaların çiftleşmek için uygun dönemleri yılda en fazla 5 gün sürüyor.
Erkek panda dişi pandanın kalbini kazanır ve çiftleşme başarılı olursa yaklaşık dört ay sonra minik bir panda bebeği dünyaya gelir. Gerçekten miniktir, çünkü yeni doğan bir panda ancak bir fare büyüklüğünde ve 100 gr ağırlığındadır. Bebek panda küçük ve savunmasız olur. Doğduğunda gözleri kapalıdır ve uzun süre öyle kalır. Birkaç hafta sonra gözleri açılır fakat bebek panda hala göremez. Bununla birlikte, yetişkin pandalardan daha iyi işitir. Gözleri açıldıktan sonra bu durum değişir ve dengelenir. Bu dönemle ilgili en önemli ayrıntı pandanın çok şefkatli ve sevecen bir anne olmasıdır. Anne panda bebeğine çok düşkündür, onu kolların arasında insanların bebeklerini salladıkları gibi sallar ve sabırla emzirir. Zaten hayvanlar aleminde de yavrularına karşı en sevecen hayvan pandalardır.
Bebek pandanın gözlerinin açılması 6 hafta sürer. 3 aylık olduğunda tek başına yürümeye, 5 aylık olduğunda ise koşmaya ve bambunun tadına bakmaya başlar. Bebek panda bir buçuk seneden uzun bir süre annesinin yanında kalır. Ancak bu uzun dönemin sonunda tek başına yaşamaya hazırdır.

Her ne kadar İngilizce bir kaynak olsa da aşağıda bir bebek pandanın gelişimi ile ilgili çok güzel bilgiler veren bir sitenin adresi bulunmaktadır. Eğer İngilizce biliyorsanız bu sevimli hayvanlara ait daha çok fotoğrafa ulaşabilirsiniz.
www.liu.edu/CWIS/CWP/library/exhibits/panda/panda.htm
| Van Kedisi |
|
Temel Özellikleri Zeki, canlı ve insana bağlı bir yapısı vardır. Kendilerini temizlemede büyük bir titizlik gösterirler. Van kedisi iyi bir avcı olmanın yanısıra kendi isteğiyle suda yüzmeyi ve suyla oynamayı seven tek kedi türüdür. İyi bir arkadaş ve oyuncu olmakla beraber kucağa alınmaktan hoşlanmaz.
Görünüş ve Vücut Yapısı Uzun olmayan orta büyüklükte bir başı olan Van kedilerinin yüzü üçgen şeklinde ve çevresi belirlenmiştir. Elmacık kemikleri de çıkıktır. Boynu güçlü ama kısadır.
Gözler hafif şekilde basık badem şeklinde ve eğik olarak yüze yerleşmiştir. Göz bebekleri yuvarlak ve belirgindir. Van kedisini çekici kılan özelliklerden birisi de onun gözlerinin rengidir. Her iki gözü mavi, her iki gözü (kehribar sarı renk ve tonları) olabileceği gibi bir gözü mavi diğer gözü kehribar renkte de olabilir.
Kulakları büyük ve geniş, dibe doğru bir yuvarlaklık söz konusudur. Burun ucu, patiler ve kulak içleri pembe renktedir. Van kedilerinde sağırlığın yaygın olduğu kanaati varsa da her iki gözü farklı renkteki kedilerde ve mavi gözlülerde ancak %2-3 civarında sağırlık vardır.
Vücudu uzun, kaslı ve iri kemiklidir. Arka patileri öndekilerden daha uzundur. Bacaklar kaslıdır ve birbirlerinden iyice ayrılabilir. Parmakları da o derece sıktır. Tüyleri uzun ve diplere doğru ipeksi bir yapıdadır. Kuyruğu tilki kuyruğu gibi uzun ve tüylüdür.

Tüy Bakımı Van kedisinin tüyleri Ankara kedisine oranla daha kısadır. Günlük olarak yapılan fırçalamalar yeterlidir. Yazın diğer kediler gibi tüy değişimi yaşar ve o dönemde tüyleri azalır. Tüyler kışın yeniden eski rengini ve şeklini alır
Kökeni Türkiye'de üretilen ve saf Türk kedisi olan bu ırkın anavatanı ve kökeni Van yöresidir. Van kedisi korkmadan suya girip yüzen tek kedi ırkıdır ve 1969 yılında saf kan kedi ırkı olarak kabul edilmiştir.
Dünya üzerindeki kedi cinsleri arasında en doğal olan türlerden biri olarak tanınmaktadır. İlk kez bir ingiliz çift tarafından İngiltere'ye götürülmüş ve çoğaltılmış daha sonrada Avrupa'ya yayılmıştır. |
| Kutup Ayısı |
|
Nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan kutup ayıları fokla besleniyor. Zaten eksi elli dereceye kadar varan soğuğa dayanabilmesini, kalori yönünden çok zengin olan fok yağına borçlu. Yaklaşık 25 yıl yaşayan kutup ayıları, özellikle Kanada, Alaska ve Rusya olmak üzere kuzey buzul bölgesinde yaşarlar.

Kutup ayılarının koku alma duyusu çok özeldir. Yaklaşık 30 kilometreden fok kokusunu alıyorlar. Biz insanlar foklar kadar kokmadığımızdan bizim kokumuzu ise 20 kilometreden alıyorlar. Yani biz onu görmeden çok önce o bizden haberder oluyor. Kısa zaman aralıkları ile burnunu rüzgara doğru kaldırıp, havadaki değişimleri ve fırtınaları bile bu yolla önceden algılayabiliyor. İsterse kilometrelerce mesafe katedebiliyor. Kutup ayıları aynı zamanda, mükemmel yüzücü ve dalgıçlar.
Kutup ayıları dünyanın en saldırgan hayvanları. Kafaları ile santimetrelerce kalınlıktaki buzu kırabiliyorlar. Fokların hava almak için açtıkları deliklerin biraz uzağına yatıp, ellerini birleştirerek saatlerce bekliyorlar. Bir kutup ayısı, fok, delikten başını uzattığı anda sıçrayıp onu bu küçücük delikten yukarıya çekebilir.
Yatay olarak 5 metre sıçrayabilir. Büyük bir ustalıkla avının derisini soyar ve vücudu yağla kaplı olan fokun sadece yağını yer. Fokun diğer parçaları da boşa gitmez çünkü az sonra avı uzaktan izleyen kutup tilkisi, ayı oradan ayrılır ayrılmaz gelir ve avın geri kalanını yer.

Kutup ayıları kendi aralarında oyunsu kavgalarla sosyal davranışların çalışmasını yapıyorlar. Güçlü güreşçiler gibi birbirlerine sarılıp yere devirmeye çalışıyorlar. Bazen bu zorlayıcı güreş oyunlarında ayılar oldukça ısınıyor. Vücut ısıları alışılmışın üzerine çıkarsa kendilerini tekrar soğutabilmek için karınlarının üzerine buza uzanıyor veya bir buz banyosu yapıp karın üstüne kıvrılıyorlar.
Kutup ayıları için yatacak yer sorunu yok. Her yer onlar için yatak olabiliyor. Vücudundaki 3 kalın izolasyon katı, ısı kaybını hissedilmeyecek düzeye indiriyor. Öyle ki üzerlerine düşen hiç bir kar tanesi bile erimiyor. Ayrıca kalori yönünden çok zengin olan fok yağının da bu dayanıklılıkta payı var.
Kutup ayıları eksi 50 dereceyi bulan soğukta yaşayabiliyor ve donma derecesindeki okyanusta yüzebiliyor. Kar fırtınalarında ise kendilerini, bir kar çukuru kazarak saklıyorlar. Uykudan uyanınca zevkle gerinip esneyen Kutup ayıları, çevrelerinde alışılagelmişin dışında bir şey sezdiklerinde ve yavrularını korumak için iki ayak üstüne dikiliyor. Bunu çevreyi daha iyi görebilmek ve gözdağı verebilmek için yapıyor. Bu sırada boyu 3 metre 30 santime kadar ulaşıyor.

Yetişkin bir erkek ayının ağırlığı ise 600 kg’ı bulabiliyor. Fakat bu kadar güçlü ve büyük oldukları halde başlıca besinleri olan foku bulamadıkları koşulda açlık onları fare avına bile yöneltebilir. Dişi ayılar yavrularına çok düşkün. Hamilelik sürecinin yaklaşık son bir ayını kendi kazdığı kar mağarasına girerek geçiren dişi, bu süre içinde hiç bir şey yemez. Fakat bu sırada yavrusu için yağ oranı yüksek (%33) ve besleyici bir süt üretir. Bu süt balıkyağı tadındadır ve fok kokar.
Ortalama 400-450 kg ağırlığındaki dişi ayı hamilelik sırasında 90 kg’a kadar düşebilir. Doğan ve büyüdüğünde yüzlerce kilo ağırlığa ulaşacak olan yavru ise doğduğu anda sadece 500gr’dır.
Yavru kutup ayısının gözlerinin açılması ve tüylerinin uzaması bir buçuk ayı bulur. Bunun ardından annesi ile mağaradan çıkıp onun sırtına binerek daha soğuk bölgelere doğru birlikte yol alırlar. Yavrular et yemeğe başladıktan sonra bile 1,5 yaşına kadar süt emmeye devam eder.
| Kelebekler |
|
Kelebekler, ilk doğduklarında o muhteşem renkli kanatları yoktur. Kelebekler kanatsız doğarlar. Bizim gördüğümüz o güzel biçimlerine ulaşmaları için dört aşama geçirmeleri gerekir. Bazılarının 24 saat, bazılarının 1-2 ay ömre sahip olan kelebekler yumurtadan bir kurtçuk olarak çıkarlar. Kurtçuk büyüdüğünde küçük bir tırtıl olur ve kelebeğin ikinci devresi başlar.
Tırtılın vücudunda toplam 14-15 halka vardır. Başında küçük gözleri, ağız kısmında bizim dişlerimiz gibi çiğnemeye ve ezmeye yarayan çenesi bulunur. Gövdesinin ön kısmında, karnına kadar olan bölgede 8 bacağı vardır. Kelebek henüz tırtıl iken kanatları yoktur ve antenleri çok kısadır. Tükürük bezleri ise bir çeşit ipek salgılar.

Tırtılların diğer canlılar gibi büyüdükçe boyları uzamaz. Onlar büyüdükçe kendi derilerine sığamamayacak kadar şişmanlarlar. Sonunda tırtıllar yavaş yavaş derilerini yırtarak ondan kurtulurlar. Yerine kendi şişmanlamış bedenlerine daha uygun olan yeni bir deri çıkarırlar. Tırtıl, böcek yiyen kuşlar için çok lezzetli bir canlıdır. Bu yüzden tırtıllar kendilerini korumak için çeşitli saklanma tekniklerine sahiptirler. Bazıları dimdik ayakta durarak dal taklidi yapar, bir kısmı kendi rengindeki bir yaprağın üstünde durarak kendisini kamufle eder, bazıları ise ölü taklidi yapar. Bu saklanma teknikleri, tırtılın yaşamını sürdürüp ileride kelebek olabilmesi için çok önemlidir.
Tırtıl, bu kamuflaj tekniklerini, kelebek olduktan sonra da kullanır. Şöyle ki, kelebekler kendilerine uygun renkte olan bölgelerde yaşarlar. Böylece kolayca saklanabilirler.
Üstün korunma sistemiyle gelişimine devam eden tırtıl nihayet üçüncü devreye girer. Tırtıl bu devreye geçeceği vakit karnını tıka basa yaprakla doldurur ve çok şişmanlar. Bu üçüncü devrede tırtıl kendisini bir torbanın içine hapseder ve burada değişime başlar.
Bu evrede tırtılın etrafında oluşan sert kabuğa "krizalit" denir. Bu kabuğun içinde iken hareketsizdir ve hiç yemek yemez. Yalnızca tırtıl iken yediği yaprakların enerjisini kullanır. Krizalit kabuklar bir yaprağın, kayanın veya bir dalın üzerine tutturulmuştur. Bunlardan birine rastlarsanız içine bakın. Çünkü bu krizalitlerin içindeki tırtıla baktığınız zaman kelebeğin üzerinde oluşacak olan hortumunun ve bacaklarının yerlerini görebilirsiniz.
Aşağı yukarı 10 gün kadar bir süre geçtikten sonra kelebek birkaç dakika içinde, krizalitin kabuğunu yırtarak çıkar. O anda kelebeğin kanatları henüz normal boyutlarına ulaşmamıştır. Dördüncü evrede yeni kelebek kanatlarını germek için kanatlarının üzerindeki damarları vücut sıvısıyla şişirir. Kanatlarını kuruttuğu an ise hiç eğitim almadan anında uçar. Kanatlar aynı zamanda kelebeğin solunumuna da yardımcı olur.
Kelebeklerin sırtlarının üzerinde simetri harikası desenler vardır. Pullar öylesine bir düzende dizilmişlerdir ki, iki kanat üzerindeki desenler birbirinin aynıdır. |
| Karıncalar |
|
Karıncalar
Doğada gözlemlenen en karmaşık sosyal örgütlenmeyi sergileyen ordu karıncaları, avlarını, sayılarının çokluğuyla şaşkına çeviriyor. * Karıncalar 100 milyon yıldan uzun süredir dünya üzerinde yaşamaktadır ve gezegenin her yerine yayılmış durumdadırlar. * Bugün yaşayan tüm karıncaların toplam ağırlığı, yaşayan tüm insanların ağırlığından daha fazladır. * Karıncalar kendi vücut ağırlıklarının 20 katını kaldırabilirler. * Dünya üzerinde 35 bin karınca türü mevcuttur. * Çoğu karınca türü sıcak iklimlerde yaşar. * Yaklaşık 9.500 karınca türü bilinmektedir. Bilim adamları bunun yaklaşık iki katının henüz keşfedilmeyi beklediğine inanmaktadır. * Tüm böcekler arasında en büyük beyin karıncanınkidir. * Bir karıncanın ortalama ömrü 45 ila 60 gündür. * Bir karıncanın beyninde yaklaşık 250 bin beyin hücresi bulunur. (Bir insanın beyninde 10 bin milyon beyin hücresi mevcuttur. Dolayısıyla, 40 bin karıncalık bir koloninin toplam beyin hücresi toplamı bir insanınkine denktir.) * Bazı karıncalar günde yedi saat uyur. * Bir karıncanın dışı sert kabuktandır, buna dış iskelet adı da verilir. * En büyük karıncanın uzunluğu 2,54 santimdir. En küçük karınca bir milimin onda biri uzunluğundadır. * Bir karınca kolonisinin nüfusu yüz binlerden milyarlara varabilir. * Karıncalar sadece dokunmak değil, koku almak için de antenlerini kullanırlar. * Karıncanın karnında iki mide vardır. Bir mide yiyeceği kendi için saklar; diğeri ise diğer karıncalarla paylaşılacak yiyecekleri depolar. * Karıncaların akciğeri yoktur. Oksijen vücutlarına tüm bedene yayılmış küçük deliklerden girer; karbondioksit de aynı deliklerden çıkar. * Tüm böcekler gibi, karıncaların da altı bacağı vardır. * Karıncalar gri, kırmızı, kahverengi, sarı, mavi ya da mor olabilirler. * Karıncanın vücudu üç bölümden oluşur: Kafa, gövde, ve metasoma (kuyruk kısmı). * Karıncalar koloni denen büyük gruplar hâlinde yaşarlar. Her karıncanın kolonide belirli bir görevi vardır. * İşçi karıncalar yuvadan çöpü alıp, dışarıya, özel çöplüğe taşımakla görevlidirler. İşçi karıncalar dişidir. Koloninin çoğunluğunu dişi karıncalar oluşturur. * Köle-Yapıcı karıncalar başka karıncaların yuvalarına saldırır ve yumurtalarını çalar. Bu yumurtalar kırılıp, yavru karıncalar çıktığında kolonide köle olarak çalışırlar. * Kraliçe karıncaların doğduklarında kanatları vardır. Başka koloniler kurmak için uçup giderler; sonra kanatları düşer. * Kraliçe karınca 15 yıla kadar yaşayabilir ve bir kez eşlemesi gerekir. * Her karınca kolonisinin en az bir, bazen de birden fazla Kraliçe’si vardır. * Ahşap karıncaları önemli yırtıcı böceklerdir ve geniş bir koloni oldukları takdirde günde binlerce böcek toplayabilirler. * Ahşap karıncaları düşmanını ağzını açarak tehdit edebilir. * Normal şartlarda, Marangoz karıncalar canlı ya da ölü ağaçlarda yuva yapıp, kütükleri ya da ağaç gövdelerini çürütürler. Öte yandan, yuvalarını evlere, telefon direklerine ve diğer insan elinden çıkma ahşap yapılara da yapabilirler. * Karıncaların başlıca düşmanı insanlardır. Yuvalarını ve yaşam ortamlarını yok edip, böcek ilaçlarıyla onları öldürüyor, hatta bazı yerlerde onları yiyor. |
|
Kene |
|

-
Kırmızı - kahve renginde yassı, oval bir dış parazittir.
-
Keneler evcil ve yabani hayvanlara ve insanlara yapışıp kan emerek büyürler.
-
Evcil hayvanlar vasıtası ile evlerin içine kadar gelebilirler.
-
KKKA virüsünün bulaşmasında Hyalomma türüne ait keneler daha büyük bir yere sahip olmakla beraber, tüm keneler de bu virüsü bulaştırabilir.
-
Hyalomma soyuna ait keneler ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir.
Bulunduğu Yerler
- Hayvan barınakları ve hayvanların üzerinde, - Su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde, - Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerde, - Çayırlarda yaşarlar.
Hangi Kaynaklar İle Bulaşabilir?
Bir çok kuş ve yaban hayvanı virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında önemli rol oynar. Keneler virüsü enfekte hayvanlardan (küçük kemiriciler, yaban hayvanlar evcil memeli hayvanlar ve kuşlar) alırlar.
 
-
Hastalık (Virüs bulaşması) enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır.
-
Keneler, insanları kan emmek amacı ile ısırmaları sırasında virüsü bulaştırmaktadırlar.
-
Virüs, kene ısırmasının yanı sıra hasta hayvan ve insanların kan, ifrazat ve dokularıyla direkt temasla da bulaşmaktadır.
-
Her kene bu virüsü taşımadığından, her kene ısırdığında bu virüs bulaşmayabilir. Kene ile temaslarda başka virüslerde bulaşabileceğinden hassas davranmakta fayda vardır.
Özellikle Nisan ve Ekim aylarında aktif hale geçerek çevrelerindeki hayvanlar ve insanlarla (hayvan barınaklarında , avcılık sırasında, piknik doğa yürüyüşü v.b. yapılan kırsal alan gezileri sırasında ayaklara atlayarak ve/veya tutunarak ormanlık alanlarda ağaçtan düşerek v.b.) temas ederek derinin açık bulunan kısımlarından vücuda dolayısı ile kan kaynaklarına ulaşırlar.
Bir süre sonra kenenin tutunduğu bölge kızarır ve kaşınır.

Eğer, kene vücut üzerinde iken tespit edilmiş ise en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Vücuda yapışmış keneyi kesinlikle elle öldürmemek, patlatmamak ve kenenin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, gaz yağı gibi) dökmemek gerekir. Çünkü bu işlemler kenenin kusmasına neden olur ve mikrobun vücuda girmesini kolaylaştırır. Herhangibir sağlık kurumuna ulaşmanın zor olduğu durumlarda; cımbızla sağa sola oynatılarak çıkarılması daha uygundur.

Kenelerin kesinlikle çıplak elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerekir. Çünkü kenenin taşıdığı virüsler bu sırada da bulaşabilir.
| Balarıları |
|
Yirmi bin türden oluşan geniş bir familyaya sahip olan arılar, hayvanlar dünyasındaki en çarpıcı mühendislik ve mimarlık bilgisine sahip, sosyal hayatları ile diğer pek çok canlıdan ayrılan, aralarındaki iletişim ile kendilerini inceleyen bilim adamlarını hayretler içinde bırakan canlılardır.
Balarıları ise diğer arılardan farklı özelliklere sahiptir. Koloniler halinde ağaç kovuklarında veya benzeri kapalı mekanlarda kendilerine yuva yaparlar. Bir arı kolonisi, bir kraliçe, birkaç yüz erkek ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş olarak birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar dişidir.
Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur ve bu kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür. Temel görevi ise yumurtlamaktır. Üreme sadece kraliçe arı vasıtasıyla olur, onun dışında diğer dişiler erkeklerle çiftleşemezler. Kraliçe, yumurtlamadan başka, koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli maddeler de salgılar.
Erkekler ise, dişilerden iridirler ama ne iğneleri vardır, ne de kendileri için besin toplayabilecek organları. Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm işleri ise işçi arılar yaparlar.
Arı kovanındaki hayatın her aşamasında bir düzen vardır. Larvaların bakımından, kovanın genel ihtiyaçlarının teminine kadar her görev hiç aksamadan yerine getirilir. Bu düzenin en belirgin örneklerinden biri de kovandaki yavruların bakımı sırasında ortaya çıkar.
KOVANIN EN ÇALIŞKAN ELEMANLARI: İŞÇİ ARILAR
Kovandaki işlerin aksamamasında ve düzenin sağlanmasında en büyük etken işçi arılardır. Sayının çokluğu nedeniyle arı kovanlarında yapılması gereken çok fazla iş vardır. Yavru arıların bakımı, temizlik, beslenme, yiyecek toplama ve depolama, güvenlik gibi pek çok işten işçi arılar sorumludur. Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden çıkar çıkmaz, büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar. İşçi arıların görevlerinin detaylarına geçmeden önce, yaptıkları belli başlı işler şöyle maddelendirilebilir:
1. Kovanın temizliği 2. Arı larvalarının ve yavrularının bakımı 3. Kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi 4. Bal yapılması 5. Peteklerin inşası ve onarım işleri 6. Kovanın havalandırılması 7. Kovanın güvenliği 8. Nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su, reçine gibi malzemelerin toplanması ve depolanması
KOVANIN DEVAMLILIĞINI SAĞLAYAN KRALİÇE ARI
Arı kovanında kısa bir gözlem yapılacak olunursa işçi arıların kendilerine göre daha büyükçe olan bir arıya özel bir ihtimam gösterdikleri görülecektir. Beslenmesi, temizliği, güvenliği gibi tüm ihtiyaçları diğer arılar tarafından karşılanan bu arı, koloninin devamlılığını sağlayan kraliçe arıdır. Bir kovanda yaşayan işçi arıların sayısı on binlerle ifade edilirken, sadece bir tane kraliçe bulunur. Kraliçenin varlığı arılar için hayati bir öneme sahiptir. Çünkü yumurtlayarak koloninin devamını sağlayan, kraliçe arıdır. Bundan başka kolonideki disiplin de kraliçenin salgıladığı bir madde ile sağlanır.
ERKEK ARILAR
Her arının çok fazla görevinin olduğu arı kolonilerindeki tek istisna erkek arılardır. Erkek arılar ne kovanın savunmasına, ne temizliğine, ne de besin toplamaya bir katkıda bulunurlar. Erkek arıların kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçe arıyı döllemektir. Çiftleşme organları dışında diğer arılarda bulunan özelliklerin hemen hemen hiçbirine sahip olmadıkları için erkek arıların kraliçe arıyı döllemekten başka bir iş yapması mümkün değildir. Dişi arılar ve erkek arılar arasında çok belirgin farklılıklar vardır. Bu farklardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:
-Dişi arıların polen keseleri vardır, erkeklerinse yoktur. -Dişi arıların zehirli iğnesi vardır, erkeklerde ise yoktur. -Dişi arıların ayaklarında polen toplamaya yarayan fırçalar, karınlarında tüyler vardır, erkeklerde bunlar yoktur. -Dişi arıların balmumu bezleri vardır, erkeklerde yoktur. -Dişi arılar petek inşa eder, erkekler edemezler. -Dişi arılar yön bildirme dansı gibi yeteneklere sahiptir, erkeklerin ise böyle yetenekleri yoktur. -Dişi arılar besin toplayabilir, erkekler toplayamaz. -Dişi arılar dadılık yapar, erkek arılar yapamazlar. |
| Penguenler |
|
PENGUENLER
Penguenler paytak yürüyüşleriyle doğadaki pek çok sevimli hayvanlardan biridir. Aslında penguenler bir kuş türüdür fakat uçamazlar. Topluluk halinde yaşarlar. Bir penguen ömür boyunca aynı penguen ile birlikte olur. Yani anne-baba penguenler hep beraberdirler.
Penguenler çoğunlukla kutuplarda yaşarlar. Çok soğuk olmasına karşın üşümezler çünkü derilerinin altında onları soğuktan koruyacak yağ tabakaları vardır.
Kış geldiğinde 400 bin penguenden oluşan penguen topluluğu hep beraber güneye doğru giderler. Bu göç, tamamen hayvansal içgüdülerle gerçekleşir. Göç mevsimi, penguenlerin çiftleşme dönemidir ayrıca. Önce penguen kendine bir eş seçer ve bu toplulukta eşini kaybetmemek için, eşinin sesini diğerlerinden ayıracak şekilde hafızasına kazır. Eğer birbirlerini seslerinden ayırt edemeseler bu kadar kalabalık ve birbirine çok benzeyen hayvanlardan oluşmuş toplulukta birbirlerini bulamazlar. Tıpkı yavru penguenlerin anne-babasını seslerinden doğru tanıması gibi.

Çiftleşmenin ardından anne penguen sadece bir tane yumurta yumurtlar. Ve baba penguen yumurtanın üzerine kuluçkaya yatar. Bu sırada anne penguen de yiyecek aramaya gider. Bir yavru penguen 65 gün sonra yumurtadan çıkar. Annenin görevi yavrusuna yiyecek bulmak ve onu korumaktır. Kuluçkadan çıkan yavru penguen, ilk iki ayı anne ve babasının ayaklarının arasında geçirir. Bu korunma yavru için çok önemlidir. Çünkü, yanlışlıkla kısa bir süre için dahi buradan çıkması, donarak ölümüne sebep olacaktır.
Penguenler büyük gövdeli olmalarına karşın, yürüyüşlerini zorlaştıracak kadar küçük bacaklara sahiptir. Ama buna rağmen kilometrelerce yürüyebilmektedirler.
Penguenler tıpkı bir hacıyatmaz gibi sağa sola sallanarak yürürler. Aslında penguenler enerji tasarrufu yapabilmek için sarkaç benzeri bir yürüyüş yapmaktadırlar. Aşırı kısa bacaklı olan penguenler, yana doğru adımlar atarak kaslarının daha az yorulmasını sağlar. Böylece her adımın sonunda bir sonraki adım için enerji depolarlar. Normal yürümüş olsalar kendi heybetlerindeki bir hayvandan iki kat daha fazla enerji harcamaları gerekirdi.
Penguenler topluluk halinde uyumla yaşayan çok sevimli canlıdırlar. |
| Baykuş |
|
130'u aşan türüyle baykuşlar yerkürenin nerdeyse her noktasına (Kutup Dairesi'nden Arizona Çölü'ne, Amazon'dan Ceyhan'a kadar düşünebildiğiniz hemen her alan) dağılmışlardır. Bu familyadaki kuşlar 15 cm'den 75 cm 'ye kadar değişen büyüklükteki fertleriyle yırtıcıların en olağandışı üyeleridir.
Her ne kadar yırtıcı parantezi altında incelenseler de baykuşlar, gece müddetince avlanmaları ve besinlerini hızlarıyla değil de çok gelişmiş duyu sistemleriyle avlama kabiliyetleriyle diğer yırtıcılardan ayrılırlar. Besinleri söz konusu olduğunda baykuşların favori menüsünü genelde küçük memeliler ve kemirgenler oluşturur. Tüm bunların yanına küçük kuşları orta büyüklükteki memelileri ya da böcek ve balıkları da eklersek yanılmış sayılmayız. Aslında farklılıklarını sayarken bir eksiklik de su yüzüne çıktı: Baykuşlar hem farklı avlarını, farklı yollarla, farklı zamanlarda avlıyor; hem de onları farklı bir biçimde mideye indiriyorlar! Baykuşlar bilinenin aksine gece gördükleri gibi, gündüzleri de görebilirler.
Ülkemizdeki Türler

İshakkuşu (19 cm): Ülkemizin en küçük baykuş türü olup böcekle beslenir. Kışın güneye yolculuk eden bu tür park bahçelik alanlarda geniş yapraklı ağaçlı bölgelerde yaşar.
Küçük ishakkuşu (20-21 cm): Güneydoğu Anadolu 'da yaşayan bu tür, ishakkuşundan 1-2 cm büyükçedir, bazen küçük kuşlara da saldırır ve kukumavdan görünüş olarak tek farkı yan duruş da kukumavdan daha sarı görünen kanat çizgisi ve önden bakıldığında dik değil de paralel görünen kısa çizgili tüylerdir.
Kukumav (23-25cm): Ülkemizin her yerinde, özellikle kumluk veya taşlık harabe bölgelerde bulunurlar. Başlarındaki kulak tüyleri fark edilemediğinden kel görünürler. Genellikle yiyecek olarak kuş, böcek ve sürüngenleri tercih ederler.
Kulaklı orman baykuşu (31-36 cm): Kış aylarında gruplar oluşturup ağaçlarda tüneyen bu tür, tehlike, kamuflaj ve alarm anında kulak tüylerini havaya diker. Açık alanları gören ağaçlı bölgeleri kendilerine üs seçerler ve kullanılmış eski yuvaları kullanırlar.
Kır baykuşu (34-40): Açık kırlarda yaşarlar. Yerde yuva yaparlar ve de gündüz de aktiftirler. Tüyleri sırtında kahverengi üzerine beyaz benekli, alt bölümleri soluktur.
Alaca Baykuş (37-43 cm): Yapraklı ve karışık ormanlarda yaşar. Yıllanmış meşeler onun için iyi bir yapı özelliği taşır. Gövde tüyleri enine ve boyuna çizgilerle alacalanmıştır.
Peçeli Baykuş (33-38 cm): Peçe tüyleri çok belirgin olup tüy rengi beyazdan açık kahveye kadar varyasyon gösterebilir. Bu özellikleri onların en fotojenik baykuş türü olmalarını sağlamıştır. Ansiklopedilerde avlanan baykuş resimlerinden bir çoğu peçelilere aittir.
Balık Baykuşu (50-58 cm): Ülkemizin en nadir rastlanabilen kuş türüdür. Kaya başlarından gözetlediği balık ve su canlılarıyla beslenir. Bazen alçaktan su üstünde arama yaptığı da olur. 
Puhu (60-75 cm): Baykuşlar aleminin kesin hakimidir. Kendisinden büyük avlara (küçük bir geyik!) bile saldırır. Bir oturuşta bir kuzuyu mideye indirebilir. Bölgesinde yırtıcıya tahammülü yoktur. Kayalık veya taşlık arazi ve sık ormanların olgun yaşlı ağaçlarını yuva için seçer. Martılar, kirpiler, sıçanlar, orman horozları menüsünün nadide seçenekleridir. |
| Aslan |
|
Hayvanlar Kralı olarak da adlandırılan aslanın yelesi, keskin dişleri ve güçlü patileri ile muhteşem bir görünüşü vardır. Yele yalnızca erkek aslanlarda bulunur. Çevikliği ve gücü çok üstündür. Ancak ağaçlara tırmanamaz.
Aslanlar gruplar halinde yaşar. Belli bir alanı paylaşan ve kendi içlerinde oldukça uyumlu bir yaşam süren bu gruplarda erkek aslanların hemen hemen iki katı sayıda dişi aslan ve yavrular bulunur. Bazı gruplar üç ya da dört, bazıları ise otuz beş ya da daha fazla aslandan oluşur. Aslan gruplarının ana üyeleri sayılan dişiler, neredeyse bütün işleri üstlenir. Bölgelerini diğer aslanlardan korur, ava gider, yavrulara bakar, hatta birbirlerinin yavrusunu emzirirler. Aslanlar doğdukları zaman annelerinin sütüyle beslenirler.
Biraz daha büyüdüklerinde anneleri onlara kendi yakalamış olduğu yiyeceklerin bir kısmını verir. İki yaşına geldikten sonra kendi kendilerine avlanarak yiyecek bulmayı öğrenirler. Bu eğitimi onlara anneleri verir. Bir dişi aslan öldüğü takdirde, onun yavrularını gruptaki diğer aslanlar büyütür. Aslanlar bu bakımdan yalnız yaşayan diğer kedilere göre daha şanslıdır.
Aslanlar yaygın olarak Afrika'da yaşarlar. Bu bölgelerde gündüzler son derece sıcak geçtiği için, aslanların günlerinin büyük bölümü uyumakla geçer. Hatta bazen günde 20 saat bile uyudukları olur. Aslanlar günbatımından sonra hareketlenir ve alaca karanlıkta ortaya çıkarlar. Kükremeleri neredeyse bütün gece boyunca Afrika savanlarında duyulabilir.
| |
|
| |
Dünyanın en büyük ağacı sekoya
Sekoyalar dünyanın enbüyük ağaçlarıdır.
Yapraklar ağaçların en önemli organlarıdır. Resimde kayın ağacı yaprakları görülüyor.
Ağaç, tek gövdesi bulunan, beslenmeyi ana ve yan köklerden alan 4-5 m boyundaki odunsu bitki.
Toprağa düşen tohumdan en önce fide meydana gelir. Fide bir yıl sonra fidan halini alır. Hücrelerinin çoğalmasıyla dal ve yapraklar, gövde ve kök olarak üç parçadan ibaret bir ağacın küçük bir modeli olur. Her yıl ağacın dallarında ve köklerinde yeni sürgünler çıkarken, gövdede de bir tane yıllık halka meydana gelir. Bu halkalar, ağacın enine büyüyerek yaptığı odun tabakasıdır. Yağışı bol yıllarda, geniş bir halka; kurak geçen yıllarda ise, ince ve küçük bir halka meydana gelir. Bu halkalardan ağacın yaşı kolayca anlaşılabilir.
Gövdesinden enine kesilen bir ağaç incelenecek olursa, en dışta kabuk, sonra yıllık halkaları meydana getiren hücre tabakaları ve en içte de öz kısım görülür.
Bir ağacın gerçekten canlı olan biricik kısmı, kabuğun altında odunun yüzeyindeki ince bir hücre tabakasıdır. Buna katman doku tabakası denir. Bu tabaka ağacı geliştiren ve büyümesini sağlayan tabakadır. Genç bir ağaca çivi çakıldığında veya ağaç bir dal verdiğinde, çivinin ve dalın yerden yüksekliği hiç değişmez.
Bütün canlı varlıklar gibi ağacın da dokularının arasında devamlı bir su dolaşımı olur. Bu su dolaşımının sağlanabilmsi için ağacın devamlı ve bol miktar suya ihtiyacı vardır. Çok büyük bir kayın ağacı, kuru ve sıcak bir günde 250 litre, küçük bir ayçiçeği ise 1 litre su harcar. Okaliptüs ağaçları ise günde ortalama 400 litre su harcadıklarından bataklıkları kurutmada faydalanılır.
Ağacın ihtiyacı olan su, büyük ağaç türlerinde 50 metrenin üzerinde bir yüksekliğe çıkmak mecburiyetindedirler. Bu hadisede önemli olan birinci kuvvet kılcallık olayıdır. Odun boruları demetlerinde 20 metreye kadar etkilidir. İkinci kuvvet ise, kök basıncıdır. Bu basınç ile ağaçta su 30 metre kadar yüksekliğe çıkarılabilmektedir. Bir diğer önemli kuvvet de yapraklardan suyun buharlaşması (terleme) ile meydana gelen emme kuvvetidir. Buna kohezyon gerilimi de denir. Terlemenin (transpirasyon) büyük kısmı gözeneklerle, az bir kısmı da diğer yüzeylerle sağlanır. Kohezyon kuvveti su moleküllerini birbirine bağlar. Bu gerilim, suyun kopmayan bir sütun halinde yükselmesini sağlar. 100 metreye kadar etkilidir. Sekoya gibi yüksekliği 100 metreyi bulan dev ağaçlarda su tepelere kadar kohezyon kuvvetiyle yükselir.
Bir ağaç kendi besinini doğrudan doğruya toprak ve havadan güneş ışığı vasıtasıyla üretir. Bu, hiçbir canlı hayvan vücudunun yapamadığı son derece karmaşık bir hadisedir. Yapraklardaki klorofil denilen yeşil madde sayesinde, havanın karbondioksitinden, güneş ışığı altında fotosentez denilen olay sonucunda kendisi ve diğer canlılara faydalı besinleri meydana getirir.
Her yaprak, kendini dışarıya karşı koruyacak çok etkili bir tabaka ile sıkı sıkıya örtülüdür. Hava, yaprakların altındaki çok küçük deliklerden girebilir. Suyun buharlaşması da, yine bu deliklerden (por) sağlanır. Yaprak ihtiyaca göre bu delikleri açar veya kapatır. Ağaç kabuğu çok etkili bir su geçirmeyici zırhtır. Bir ağaç, başından ayaklarına kadar, su buğusunun dışarı sızmasına karşı sırlanmıştır.
Ağaçlar günlük hayatın her kısmında son derece çeşitli ve o derece yaygın olarak kullanılır. Kağıt yapımından mobilya yapımına, meyvelerinin besin olarak kullanımından süs ağaçlarına kadar, sayısız denebilecek kullanılış yeri vardır. Büyük ağaç toplulukları olan ormanlar ise, bir memleketin iklimini, hatta ekonomisini etkileyecek kadar önemlidir.
Eski jeolojik devirlerde yaşamış, bugün nesli tükenmiş dev ağaçlara dünyanın bazı bölgelerinde nadiren rastlanabilmektedir.
Ağaçların boyları ve yükseklikleri bir hayli değişiklik gösterir. Boyları üç metreden yüz on metreye kadar; yaşları otuz-kırk yıldan beş bin yıla kadar olan ağaçlara rastlanmaktadır. Dünyanın en yaşlı ve yüksek ağaçlarından olan ve ABD'de Sierra Nevada Dağlarında bulunan sekoyalar (Sequoia) yüz on metre yüksekliğe ve 6-9 m çapa erişebilir. Bunların yaşları da dört bin yılı bulmaktadır. Avustralya'da yüksek boylu ormanlar meydana getiren okaliptus ağaçları da yüz metreyi bulmaktadır. Ağaçların yaşları bir hayli farklılıklar göstermektedir. Son yıllarda dünyanın en yaşlı ağacının higori çamının (Pirus aristata) olduğu belirlenmiştir.
Ağaçların gelişmesi için en elverişli şart bol yağmur olup, bu da tropik iklimlerde görülür. Tropikal iklimlerde kurak bölgelerin cüce bitkileri ağaç haline gelir.
Fırtınalar, seller, yıldırım, yangın gibi tabii afetler, usulsüz kesimler gibi insanların yaptığı tahripler, bitki hastalıkları, ağaçların en büyük düşmanları olarak sayılabilir.
Türkiye'de yetişen bazı ağaçların yaşları:
Türkiye'de yetişen bazı ağaçların yükseklik ve kalınlıkları:
Ağaçların özellikleri
Ağaçlar, yaşamları boyunca büyümeyi sürdüren odunsu bitkilerdir. Ağaçların biçimleri, büyüklükleri ve yaşam süreleri, türden türe değişkenlik gösterir.
Yeryüzünde, narin süs ağaçlarından, dev sekoyalara kadar, 20.000 kadar'den fazla ağaç türü olduğu bilinmektedir. Bilinen en yaşlı ağaç, Kaliforniya'da bulunan 4700 yaşındaki bir çam ağacıdır. Bilinen en uzun boylu ağaçsa, Avustralya'da bulunan yaklaşık 150 m. boyundaki bir okaliptüs ağacıdır. Ağaç türlerinin en çeşitli olduğu yerler, tropikal yağmur ormanlardır. Ülkemizde de çok sayda ağaç türü bulunur. Ağaçların biçimleri ve büyüklükleri birbirinden ne kadar farklı olursa olsun, iki bitki grubundan birine aittirler. Açık tohumlular ya da kapalı tohumlular. Kapalı tohumlu bitkiler, tohumu koruyucu bir tabakayla kaplı, çiçekli bitkilerdir. Bilinen bitki türlerinin %90'ı kapalı tohumludur. Açık tohumlu bitkilerse, koruyucu bir tabaka kaplanmamış tohumlar üreten ağaçlar ve çalılardır. Bunlar, çiçek açmazlar. En bilinenleri, servi, çam, ladin, ginko gibi ağaçlardır.
Cinsler
- Abies, Göknar
- Acacia, Akasya
- Acer, Akçaağaç
- Actinostrobus, Servi çamı
- Athrotaxis, Tazmanya sediri
- Aesculus, At kestanesi
- Agathis
- Ailanthus, Kokarağaç
- Albizia, Gülibrişim
- Alnus, Kızılağaç
- Amentotaxus
- Araucaria, Arokarya
- Arbutus, Koca yemiş
- Aucuba, Akuba
- Austrocedrus, Şili sediri
- Berberis, Kadıntuzluğu
- Betula, Huş
- Biota Doğu mazısı
- Broussonetia, Kağıt dutu
- Buxus, Şimşir
- Calocedrus, Su sediri
- Camellia
- Carpinus, Gürgen
- Carya
- Castanopsis
- Catalpa, Katalpa
- Cathaya
- Cephalotaxus
- Celtis, Çitlenbik
- Ceratonia, Keçiboynuzu
- Cercidiphyllum, Katsura ağacı
- Cercis, Erguvan
- Chamaecyparis, Yalancı servi
- Citrus, Limon,Portakal,Greyfurt,Mandalina
- Clematis, Akasma
- Cornus, Kızılcık
- Corylus, Fındık
- Cotinus, Sumak
- Cotoneaster, Dağ muşmulası
- Crataegus, Alıç
- Cryptomeria, Japon çamı
- Cunninghamia, Tırpan ağacı
- Cupressocyparis, Melez servi
- Cupressus, Servi
- Cydonia, Ayva
- Daphne
- Dalbergia, Pelesenk ağaçları
- Diospyros, Trabzon hurması, Abanoz ağaçları
- Dipteronia
- Elaeagnus, İğde
- Eriobotrya, Malta eriği
- Eucalyptus, Okaliptüs
- Euonymus, Papazkülahı
- Fagus, Kayın
- Ficus, İncir
- Fitzroya Patagonya servisi
- Forsythia, Altınçanak
- Fraxinus, Dişbudak
- Fuchsia, Küpe çiçeği
- Ginkgo, Mabet ağacı
- Gleditsia, Yabani keçiboynuzu
- Hedera, Sarmaşık
- Hibiscus, Ağaçhatmi
- Hippophae, Yalancı iğde
- Hydrangea, Ortanca
- İlex, Çobanpüskülü
- Jacaranda
- Jasminum, Yasemin
- Juglans, Ceviz
- Kalmia
- Keteeleria, Yalancı göknar
- Koelreuteria, Fener ağacı
- Laburnum, Sarısalkım
- Lagerstromeia, Oya ağacı
- Larix, Melez
- Laurus, Defne
- Ligustrum, Kurtbağrı
- Liquidambar, Sığla ağacı
- Liriodendron, Lale ağacı
- Lithocarpus
- Lonicera, Hanımeli
- Maclura, Yalancı portakal ağacı
- Magnolia, Manolya
- Mahonia, Sarıboya ağacı
- Malus, Çiçek elması
- Melia, Tespih ağacı
- Mespilus, Muşmula
- Metasequoia, Su ladini
- Microbiota
- Morus, Dut
- Myrtus, Mersin
- Nerium, Zakkum
- Nothofagus, Yalancı kayın
- Olea, Zeytin
- Osmanthus
- Ostrya, Kayacık
- Paulownia Pavlonya, İmparator pavlonyası
- Phellodendron, Mantar ağacı
- Phillyrea, Akçakesme
- Phoenix, Hurma
- Picea, Ladin
- Pinus, Çam
- Pistacia, Sakız ağacı, Menengiç
- Pittosporum
- Platanus, Çınar
- Podocarpus Taşporsuğu
- Populus, Kavak
- Prunus, Kiraz,Erik,Şeftali,Kayısı
- Pseudolarix, Yalancı melez
- Pseudotaxus Çin yalancıporsuğu
- Pseudotsuga, Duglas göknarı
- Pterocarya, Kanatlı ceviz
- Punica, Nar
- Pyracantha, Ateşdikeni
- Pyrus, Armut
- Quercus, Meşe
- Rhamnus, Cehri
- Rhododendron, Ormangülü
- Robinia, Yalancı akasya
- Salix, Söğüt
- Sambucus, Mürver
- Sassafras
- Sciadopitys, Japon şemsiye çamı
- Sequoia, Sekoya
- Sequoiadendron, Mamut ağacı
- Sophora, Sofora
- Sorbus, Üvez
- Syringa, Leylak
- Taiwania
- Tamarix, Ilgın
- Taxodium, Bataklık servisi
- Taxus, Porsuk ağacı
- Tetraclinis Berberistan mazısı
- Thuja, Mazı
- Thujopsis, Yalancı mazı
- Tilia, Ihlamur
- Torreya
- Tsuga, Suga
- Ulmus, Karaağaç
- Vaccinum, Yaban mersini
- Viburnum, Kartopu
- Washingtonia, Kanarya palmiyesi
- Wisteria, Morsalkım
- Yucca, Avize ağacı
- Zelkova, Zelkova
- Ziziphus, Hünnap
Ayrıca Bildiğiniz Gibi Ormanlarımız Yokoluyor Bu Başka Bir Anlamda Ciğerlerimiz Yokoluyor Demek de Olabilir Bu Nedenle Ormanlarımızı Koruyalım Gereksiz Yanan Bir Ateş Gördüğünüz Zaman Söndürün (4-12 yaşlarındaysanız yanınızda bir büyüğünüz olmalı)Ve Reklamlardaki Kampanyalara Katılmasanız Bile Kendiniz Bir Fidan Dikin!!!
Symphysodon aequifasciatus türü bir akvaryum balığı
Balıklar (Pisces) poikloterm olan, nerdeyse sadece suda yaşıyan ve solungaçları ile solunum yapan, soğuk kanlı, yürekleri çift gözlü, çoğunun vücudu pullu, genellikle yumurta ile üreyen omurgalı hayvanlardır. Bazıları doğurarak ürer.
Bulunmuş olan en eski balık fosilleri 500 milyon yaşındadır. Günümüzün balıkları kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) ve kemikli balıklar (Osteichthyes) olarak ikiye ayrılırlar. Bunlar gibi diğer iki grubu oluşturmuş olan Placodermi (Zırhlı balıklar) ve Acanthodii (dikenli köpek balıkları)'nın nesilleri 300-400 milyon yıl evvel tamamen tükenmiştir
Bir kulakcık ve karıncıktan meydana gelen yüreklerinde daima kirli kan bulunur. Yürekten çıkan kirli kan solungaçlarda temizlendiğinden, vücutta temiz kan dolaşır. Ağızdan alınan su, solungaçlardan dışarı atılırken suda çözülmüş oksijen, osmozla kana verilir. Bu arada suda bulunan besinler ise yutulur. köpek balıklarında su hem ağızdan hem de ilk solungaç yarığından alınır. Tuzlu su balıkları su içtikleri halde, tatlı su balıkları su içmezler. Gerekli su ihtiyaçlarını solungaç zarlarından osmozla alırlar. Deniz balıkları içtikleri suyun tuzunu böbrekle değil, solungaçları ile ayırır. Balıklarda göğüs ve karın yüzgeçleri çift, sırt, kuyruk ve anal yüzgeçleri tektir. Tek yüzgeçler nadiren birden fazla olsalar da simetrik çiftler meydana getirmezler.
Uçan balıklar çok gelişmiş olan göğüs yüzgeçlerini açarak bir-iki dakika su üstünde uçabilirler. Yaşadığı yerlerde su kuruduğu zaman balçığa gömülüp akciğer solunumu yapabilen, sürünerek gölden göle geçebilen, kısa bir süre havada uçabilen, elektrik ve ışık üretebilen çeşitli balık türleri mevcuttur. Balıkların pulları birbirleri üzerine kiremit gibi dizilmiş, kemiksi, kaygan ve antiseptiktir. Antiseptik mukus salgısı, üzerine yapışan bakteri ve sporları yok eder.
Balıkların harekette önemli rol oynayan değişik kuyruk tipleri mevcuttur. Çatallanmış kuyruk tipine “difiserk”, çatallı olup eşit parçalı olana “homoserk”, köpek balıklarında olduğu gibi çatalları eş olmayan kuyruk tipine de “heteroserk” denir.
Balıklar omurgalı canlılar içerisinde sayıca en fazla olanıdır. Çalışmalarda balık türünün 40.000 kadar olduğu söylenmektedir.
Balıkların günümüzde sportif ve akvaryumdaki değeri yanında büyük bir protein kaynağı olması ticari değerini arttırmaktadır. Balıkların yeryüzündeki dağılımları o kadar geniştir ki, Antartika sularında, sıcak tropikal sularda, acı sularda, tatlı sularda, ışığın ulaştığı dağ derelerinde veya insanların henüz ulaşamadığı oldukça derin ve karanlık sularda yaşayabilmektedir. Üç türlü beslenme görülür: Herbivor (otçul), karnivor (etçil) ve omnivor (hem et hem de bitkisel besin yiyenler). Yalnız çenelerinde değil, bütün ağız boşluklarında ve yutaklarında sıralanış ve şekil olarak birbirinden farklı birçok diş bulunur. Bu genelde beslenme şekillerine göredir. Bazılarında farinks (yutak) dişleri gelişmiştir. Yalnız Mersin balıklarında ve Demetsolungaçlılarda diş bulunmaz.
******>
Duyu Organları
Görme organları
Balıklarda gözler yüksek omurgalılara benzer. Kornea daha düz ve mercek daha yuvarlaktır. Kornea, merceğin önünde koruyucu bir görev yapar. İris; kırmızı, siyah, portakal rengi, mavi, yeşil olabilir. Balıklarda göz yapısı, yaşadıkları çevreye uygun bir özellik arz eder. Işığın kolay geçtiği temiz sularda yaşayanlar iyi görür ve renkleri ayırt ederler. Derinde yaşayanlarda gözler oldukça büyük olup, ışığın zayıf olarak ulaştığı daha derinlerde teleskop gözlü olanlarına da rastlanır. Bulanık sularda yaşayan balıklarda ise gözler küçülmüştür. Kör mağara balıklarında gözler görev yapmaz. Işık olmadığından gözlere ihtiyaç duymazlar. Balıklarda gözyaşı bezi ve gözkapağı bulunmaz. Yalnız Raja balıklarında üstten gelen ışığa karşı gözü korumak için üzeri pullu kalın bir kapak vardır. Balıklar dinlenme halinde yakını görür, uzak için uyum yapar. Memelilerde durum tersinedir. Bazı dişli sazanlarda gözler yatay bir bantla ikiye ayrılmıştır. Üstteki kısım havada, alttaki kısım suda görmeye yarar. Böyle balıklara "dört gözlü" denir.popoları görmeye yarayan güzel bir organdır. .
Tat alma organı
Balıklarda tat alma cisimcikleri dudaklarda, farinkste, burun epitelinde, baş derisinde, bıyıkların uçlarında yerleşmiş olduğu gibi bazılarında da ağız içinde yerleşmiştir. Balıklarda dil yoktur. Olanlarında da gelişmemiştir. Sazanların ağzı içinde çok kalın kastan yapılmış yastık şeklinde bir yapı bulunur. Bu organ tat almaya yarar. Balıklar bazı maddeleri memelilerden daha iyi ayırt edebilirler.
Dokunma duyusu
Dokunma duyusunda bıyıkların rolü büyüktür. Bıyıklar tat almada etkili olduğu gibi, besin bulma ve dokunma organı olarak da görev yaparlar.
Balıkların baş, gövde ve yüzgeç derileri üstünde tomurcuk veya çukurcuklar halinde küçük duyu organları mevcuttur. İçlerinde sinir uçları dallanmış haldedir. Görevleri; yaklaşan düşmanı, sıcaklık değişimini, besin ve tuzluluğu hissetmektir. Duyuda yan organın da etkisi önemlidir. Bazı derin deniz balıklarının yüzgeç ışınlarında uzamış olan bazı kısımlarında duygu organları yer almıştır.
İşitme ve yan organ (Yanal çizgi)
Balıklarda dış ve orta kulak yoktur. İşitme organı bir kapsül içinde bulunan iç kulaktan ibaret olup, sudaki ses titreşimlerini idrak eder. Bu işitme organına “labirent” denir. İşitmede etkili olduğu gibi, dengenin sağlanmasında, ağırlık ve yerçekimi tespitinde de önemli rol oynar. İçlerinde kalsiyum karbonattan yapılmış “otolit” adı verilen cisimcikler de bulunur. Bazı balıklarda hava kesesinin ön kısmının her iki yanında iç kulakla ilişkili dörder adet kemikcik bulunur. “Weber cihazı” adını alan bu sistem ses dalgalarını ve basınç değişimini iç kulağa ileterek daha iyi işitmeğe yardım eder. Küçük frekanslı titreşimler, yanal çizgi sistemiyle idrak edilir. Bu, vücudun yanlarında derinin altında uzanan içi mukus dolu bir çift kanaldır. Belirli aralıklarla bu kanalı pulların arasından veya ortasından dışarı bağlayan yollar, bu yolların ucunda içinde sıvı ve sinir hücreleri bulunan bir torba vardır. Sudaki titreşimler bu sıvıya geçerek sinir hücreleri tarafından idrak edilir. Mesaj daha sonra sinirler vasıtasıyla beyne iletilir.
Bir başka balığın hareketinin doğurduğu titreşimleri, yanındaki balık bu yolla duyar. Yan organ çok alçak frekanslı titreşimleri idrak edip işitmeye yardımcı olduğu gibi, su akıntısının yönünü, sıcaklık ve soğukluk farklarını da tesbit eder. Yan organ işitmede de yardımcı olur. Ses ve basınç dalgalarını tesbit edebilir. Kemikli balıklarda, vücudun her iki yanında solungaçlardan kuyruk yüzgecine kadar uzanır.
Koku duyusu
Balıklarda burun (nostril), solunum için değil, suda çözünmüş kimyasal maddeleri koklamaya yarayan bir duyu organıdır. Koku alma kapsülleri üst çene üzerinde bulunan bir çift (veya bir adet) burun çukuruna yerleşmiştir. Koku maddelerini taşıyan su burun deliklerine girip çıkarken, koklama kapsüllerini yalayarak sinirleri uyarır. Bu duyu köpek balıkları gibi bazı balıklarda çok kuvvetlidir. Köpek balıkları kan kokusunu yüzlerce metre uzaktan alabilirler.pullarla tat alırlar
Yüzme kesesi
Balıkların suda batmadan durmasını sağladığı için önemlidir. Sindirim kanalının bir uzantısı olup, sırt tarafta torba şeklindedir. İçi CO2, O2 ve NO2 gazları ile doludur. Balığın yoğunluğunu, suyun yoğunluğuna göre ayarlar. Balık suda batmadan durmak için, içindeki gazı artırarak keseyi şişirir. Yüzerken havasını azaltır. Bazı balıklarda yüzme kesesi ikiye ayrılmıştır. Yüzme kesesi solunum, hidrostatik görev, ses meydana getirme ve bazı uyartıları hissetmede de etkilidir. Bütün balıklarda hava kesesi bulunmaz. Böyle balıklarda yağlı vücut ve göğüs yüzgeçleri batmalarına mani olur. Dip balıklarında yüzme kesesinin dışarıyla herhangi bir bağlantısı yoktur. Gaz özel bir sistemle hava kesesine doldurulur ve boşaltılır. Bu durumda karşımıza beş tip balık çıkmakta; Fizostom balıklar ve Fizoklist balıklar. Fizostom balıklarda hava kesesi yutakla bağlantılı olduğu için gaz girşi çıkışı sorun olmamaktadır ama Fizoklist balıklarda herhangi bir yutak bağlantısı olmadığından gaz giriş çıkışını "Rete Mirable" dediğimiz kılcal damar ağı yardımıyla olduğu bulunmuştur. Rete mirable mekanizmasında; gaz bezinden toplardamarlara laktik asit verilir.Laktik asit oksijen bağlanma yeteneğini düşürerek atardamarlarda yüksek kısmi oksijen basıncı oluşmasını sağlar.Bu olay tekrarlanarak tepe noktasındaki oksijen basıncının iyice yükselmesi sağlanır ve yüzme kesesinin içine diffüzyonla hava girşişi olur. Kan damarlarındaki bu ters akımdan dolayı oksijen keseden dışarı çıkamaz.
Balıklar hakkında ilginç bilgiler
- En kücük balık Trimmatom nanus, Hint Okyanusu'nda yasayan bir gobidir. Tam büyüklüğe ulaştığında boyu yaklaşık 1 santimetredir.
- En büyük balık balina köpek balığıdır. Ağırlığı 14 tondan fazladır. Bu balık insanlara için zararsızdır, genelde yüzen planktonlarla beslenir.
- Dört gözlü anableplerin gözleri ikiye bölünmüştür. Balık yüzeyin altında yüzdüğünde gözün üstü suyun üstünü, gözün altı suyun altını görür.
- Kara yutan kendi büyüklügünün iki katını yutabilir. Ağızlarında, çenelerini çok açabilmeye olanak veren menteşe yapıları bulunur.
- Uçan levye balığı gerçekten uçabilen bir balıktır. Balık, pektoral yüzgeçlerini kullanarak suyun yüzeyinden yükselerek 3 metreye kadar uçabilir.
- Yürüyen kedi balığı, oksijeni soluyabilen özel yapıları sayesinde suyun dşında 4 gün yaşayabilir ve yan yüzeylerindeki ayaksı yapılar sayesinde bir gölden başka bir göle sürünebilir.
- Dünyada en çok bulunan balık, küçük tatlı su balığı olan bristlemouth´tur (kırılganagiz). Bilim adamları, bristlemouthlarin sayısının trilyonlara ulaştığını tahmin etmektedir.
| Deniz Kestanesi |
|
Deniz kestaneleri, dikenli deniz yaratıklarının ismidir. Bu yaratıklar dünyanın yer yanındaki okyanuslarda bulunurlar. Dikenlerle kaplı küre şeklinde bir kabukları vardır. Kabuğun büyüklüğü yetişkinlerde genellikle 3-10 cm'dir.

Tipik bir deniz kestanesinin dikenleri 1-2 cm uzunluğunda, 1-2 mm kalınlığındadır. Bu dikenler çok keskin değillerdir. Bazı deniz kestanesi türlerinin 10-20 cm uzunluğunda olabilen ince dikenleri vardır. Deniz kestaneleri genellikle mat renklerdedirler, sıklıkla karşılaşılan renklere yeşil, zeytin yeşili, kahverengi, mor ve siyah dahildir. Deniz kestaneleri, deniz yıldızları, deniz hıyarları ve deniz laleleri gibi derisidikenlilerdendir . Diğer derisidikenliler gibi yüzlerce, küçük, şeffaf 'tüp ayaklar' sayesinde hareket ederler.
İlk bakışta bir deniz kestanesi ya cansız bir nesne ya da hareket edemeyen bir canlı olarak gözükür. Bazen görülebilir tek canlılık işareti dikenlerdir. Çoğu deniz kestanesinde, hafif bir dokunuş dikenlerde görülebilir bir tepkiye neden olur; dikenler dokunuşun yönüne doğru yönelirler. Deniz kestanelerinin görünüşte gözleri veya bacakları yoktur. Fakat yüzeylerde, dikenleri ile birlikte çalışan yapışkan tüp ayakları sayesinde rahatlıkla hareket edebilir.
Bazı türlerde uzun ve keskin olan dikenler, deniz kestanelerini yırtıcılardan korurlar. Deniz kestanelerin başlıca besini alglerdir. Dikenler üstüne basan bir insanda acı veren bir yara oluşturabilir, fakat ciddi anlamda tehlikeli değillerdir ve bu dikenlerin gerçekten zehirli olup olmadığı kesin değildir.
Deniz kestaneleri deniz samurlarının en rağbet ettikleri yiyeceklerdendir.
| Yunus |
|

Birçok kişi tarafından balık olarak bilinen yunuslar aslında memeli hayvanlardır. Yunusların hayvanlar aleminin en zeki canlılarından olduğu kabul edilir ve arkadaş canlısı genel görünümleri ile oyuncu tavırları, onları insanların gözünde popüler bir yere koyar.

Yunuslar ve balinalar diğer tüm memeliler gibi ciğerleri ile solunum yaparlar. Bu, onların su içinde iken balıklar gibi nefes alıp veremeyecekleri anlamına gelir. Bu nedenle nefes almak için düzenli olarak su yüzeyine çıkarlar. Başlarının üstünde hava alıp vermelerini sağlayan bir delik bulunur. Burası öyle tasarlanmıştır ki hayvan suya daldığında delik bir kapak tarafından otomatik olarak örtülür ve içeri su kaçması önlenir. Su yüzeyine çıkıldığında ise, kapak yine otomatik olarak açılır.

Yunuslar her nefes alışlarında ciğerlerinin % 80- 90'ını havayla doldururlar. Oysa çoğu insan için bu oran ancak % 15'i bulur.Yunuslar için nefes almak insanlarda veya diğer kara memelilerinde olduğu gibi bir refleks değildir, iradeli bir harekettir. Yani biz nasıl yürümeye karar veriyorsak, yunuslar da nefes almaya karar verir. Bu, hayvanın suda uyurken boğularak ölmemesi için alınmış bir tedbirdir. Yunus uykusu sırasında beyninin sağ ve sol yarım kürelerini yaklaşık on beş dakika arayla nöbetleşe kullanır. Bir yarım küre uyurken, diğer yarım küre yüzeye çıkarak hayvanın nefes almasını kontrol eder. Yunusların ağızlarındaki gagaya benzer çıkıntı ise sudaki hareketlerini kolaylaştıran bir başka tasarımdır. Hayvan bu yapı sayesinde suyu daha iyi yarmakta ve daha az enerji harcayarak, daha hızlı yüzebilmektedir. Modern gemilerin burunlarında da yunus ağzına benzer bir çıkıntı vardır. Bu hidrodinamik tasarım, gemilerin hızını da aynen yunuslarınki gibi artırmaktadır.

Yunuslar çok büyük gruplar halinde yaşar. Güvenli bir koruma için dişiler ve yavrular böyle bir grubun ortasında yer alır. Grubun hasta üyesi yalnız bırakılmaz, ölene kadar grubun içinde tutulur. Bu güçlü dayanışma bağı, yeni bir yavru gruba katıldığı ilk günden itibaren başlar. Yunus yavruları önce kuyrukları dışarı çıkacak biçimde doğarlar. Bu sayede doğum tamamlanana kadar yavrunun havasızlıktan ölmesi önlenmiş olur. En son yunusun başı doğum kanalından çıkar çıkmaz, ilk nefesini alması için hızla su yüzeyine çıkarılır. Genellikle, yardım amacıyla anne yunusa bir başka dişi yunusda eşlik eder.
Anne yunus doğumdan sonra hemen yavrusunu emzirir. Süt emmek için dudağı olmayan yavru, annesinin karnındaki bir yarıktan çıkan iki süt kaynağından beslenir. Bu bölgeye ufak ağız darbeleriyle dokunduğunda süt fışkırır. Yavru her gün onlarca litre süt içer. Bu sütün % 50'si yağdan meydana gelir (ineklerde ise sütün sadece % 15'i yağdır). Bu yoğun kıvam sayesinde, yavrunun vücut ısısını dengelemek için ihtiyaç duyduğu yağlı deri tabakası hızla oluşur. Hızlı dalışlar esnasında diğer dişiler yavruyu aşağı doğru iterek yardımcı olurlar. Ayrıca, yavruya avlanmayı ve sonarını kullanmayı da öğretirler. Bu yıllarca süren bir eğitim safhasıdır. Bazıları yıllarca sevdikleri bir aile üyesinin peşinden ayrılmazlar. 30 sene boyunca bu böyle devam edebilir.
|
| Balina |
|
Balinalar, doğurarak üreyen deniz memelileridir. Bilinen 80'den fazla balina türü iki ana grupta toplanır: Dişli ve çubuklu balinalar. Dişleri olan balinaların en çok tanınan üyesi katil balina adıyla bilinen türdür. Çubuklu balinalar, mavi balina, çatal kuyruklu balina, kambur balina, ve gri balinadan oluşur. Üst çenelerinin dişetlerinden aşağıya doğru uzayan ve balina çubuğu denen sert kılları vardır. Katil balinanın da dahil olduğu dişleri olan balina türü, balıkların yanı sıra bazı deniz kuşları ve deniz memelilerini de yiyebilir, dişsiz balinalar ise küçük balıklar ve plankton adı verilen deniz canlıları ile beslenirler. Balinalar bütün ömürlerini derin sularda geçirmelerine rağmen nefes alıp verirler. Bir balina nefes almak için su yüzüne çıkmak zorundadır ama onları nadiren su yüzünde görebiliriz, çünkü balina bir kez nefes aldıktan sonra okyanusun derinliklerine dalar ve bir daha nefes almak için su yüzüne çıkana kadar nefesini tutar. Bu, 90 dakika kadar sürebilir.
Balinaların başının üstünde bulunan hava delikleri sadece solunum içindir. Soluk alırken, su veya suyla beraber yuttuğu hayvancıklar ciğerlere geçemez. Ciğerlerdeki su buharıyla yüklü hava, burun deliklerinden dışarı atılır. Su buharı yoğunlaştığında 4-5 m. yüksekliğinde bir sütun halinde görülür.
Balinaların vücudu derilerinin altındaki çok kalın bir yağ tabakası ile kaplıdır, bu yağ tabakası vücut ısılarını sabit tutmaya yarar. Bir balina yavrusu annesinin yaklaşık 11 ay süren hamileliğinden sonra doğar ve 6-7 ay boyunca annesi tarafından bakılır. Balinalar, çıkardıkları seslerin hayvanlara ve cisimlere çarpması sayesinde onların yerlerini saptarlar.
| |
Dikkatli Olun!!!
Bir gün denize gitmiştik ben denize girecektim ama giremedim!Neden diye sorarsanız derelere atılan çöplerden dolayı derelerdeki sular ve sulardaki atıklar denizlere geliyor ve o yüzden denizler kirleniyor ve böylece denizde yaşayan yavru balıklarda ölüyor balıklarımızın ölmesini istemiyorsak derelere,denizlere,nehirlere ve benzeri yerlere atıklarınızı atmayın tabi çimlere ve sokağada!!!!!!!!!!!!
KÜRESEL ISINMA
kuresel ısınma aslında yenı gelişen bir olay değildir.kuresel ısınma bizim doğaya
karşı yaptığımız bilinçsiz davranışların bir parçasıdır sadece. aslında objetif olarak baktığımız zaman kullandığımız ürünler bırakın doğayı kendı vucudumuz içinde sağlığı olmayan aksine fazlasıyla zararlı olan ürünlerdir.
bu gunlerde diğer ir konu olan orman yangınları da kuresel ısınmayı tetıklemektedir.ormanlarımız yok olurken sularımız azalırken doğa niye bize elini uzatsın. bu konu hakkında duyarlılık hızla başlamıştır. özellikle yapılan konserlere binlerce sanatçı akını yaşanmıştır .ntv nın yayınladığı live earth dunyanın eskı halıne dönmesı için buyuk çaba harcamakta.green peace kutuptaki ısınmayı önlemek adına imza topluyur şahsen ben caddebostanda karşılaştım.ama tabi bunlar insanın içinde duyması gereken sorumluluklardır. kuçuk buyuk demeden her insan bu asli görevını yerınegetirmeyı kendısıne bır borç bilmeli.aynı dunyada yaşıoruz ama nır doğaya zarar verıyoruz kii başka dunya mı var böyle uzerınde rahat yaşayabileceğimiz……..
| | |