| Ağrı Dağı |
|
Ağrı Dağı (Selçuklular döneminde; Eğri Dağ, resmi adıyla Büyük Ağrı Dağı), Türkiye'nin en yüksek dağıdır. Dorukları karla kaplı volkanik bir dağ olan Ağrı Dağı, Türkiye'nin doğu ucunda, Ağrı ilinin sınırları içerisinde yer almaktadır. Ağrı dağı 5165 metrelik rakımıyla, Anadolu Yarımadasının en yüksek doruğudur. Volkanik bir dağ özelliği gösterir. Dağın doruğunda bir örtü buzulu vardır. Doğu yüzünde Serdarbulak yaylası ve 3896 m. yükseklikteki Küçük Ağrı Dağı yer alır.
Bir inanışa göre, Nuh'un Gemisi'nin karaya oturduğu dağ bu dağdır. 1950'li yıllarda, havadan çekilen fotoğraflardaki gemiye benzeyen şekiller Nuh'un gemisinin bulunduğu yönünde yorumlandı, ancak daha sonra bu iddiaların asılsız olduğu ortaya çıktı. Türkiye'nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı, jeolojik konumu ve Büyük Tufan'dan sonra Nuh'un Gemisi'ne ev sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan bir dağdır. Kutsal kitaplarda da adı geçen Ağrı Dağının farklı dillerde birçok ismi vardır. Başlıcaları, Ararat, Kuh-i Nuh, Cebel-ül Haris'tir.
|
| Datça |
|
“Tanrı, yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını istiyorsa Datça Yarımadası’na bırakır." (Strabon)
Ünlü coğrafyacı Strabon böyle demiş Datça için. Güzelliği, iklimi ve doğasıyla Datça, gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerini gülerek karşılayan şirin bir tatil kasabasıdır. Marmaris ve Bodrum gibi tanınmış turizm merkezlerine yakın olmasına rağmen, doğallığını koruyabilmiş ender turizm merkezlerinden biridir. Datça, ünlü tarihçi Strabon’dan bu yana Ege ve Akdeniz’in en sağlıklı coğrafyası olarak tarif ediliyor.
Bol oksijenli ve nem oranı düşük havasından mı bilinmez ama tarihte de en eski tıp okulları bu bölgede kurulmuş. Hastalar bu bölgeye şifa bulmaya gelirmiş. Belki de bu yüzden yörenin insanları daha uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşam süregelmiş. Belki de Datça’da insanların uzun yaşamının sırrı yoğun çam ormanlarından süzülen çam balı, çiçek balı, kekik balından ya da içilen adaçayı, papatya, kuşburnu çaylarından olabilir. Belki de bademleri, zeytinyağı, şifalı sabunları ya da denizinden avlanan kalkan, levrek, mırmır, çuprasındandır... Kimbilir?
Datça’nın her yerinden denize rahatlıkla ulaşmak mümkün. Kumluk Plajı, Hastane Altı Plajı, Taşlık Plajı ve Şifalı Göl şehir içinde herhangi bir araca gereksinim duymadan ulaşabileceğiniz, yüzebileceğiniz yerler. Aktif tatile uygun
Tarih boyunca Datça Datça önce Karyalıların, M.Ö. 1100 yılından sonra da Dorların egemenliği altında kalmış. Dorlar, Hexapolis Birliği altında altı şehir kurmuş. Bu şehirlerden biri olan Knidos, Datça yarımadası üzerine kuruldu ve birliğin merkezi oldu.
Pers saldırılarına (M.Ö.546) karşı koymak için Dorlar, Balıkaşıran denilen yerde kanal açarak yarımadayı ada yapmak istemişlerdi. Ancak umulduğundan daha sert ve keskin çıkan kayalar, çalışanların el ve yüzlerınde yaralar açınca, tanrıların gazabına uğradıklarına inanarak vazgeçip Persleri dostça karşılanmak zorunda kalmışlardı. |
| Gökçeada |
|
Gökçeada bir diğer adıyla; İmroz, Çanakkale'nin bir ilçesi ve Türkiye'nin en büyük adasıdır. Ege Denizi'nin kuzeyinde, Saros Körfezi girişinde yer almaktadır. 95 km. kıyı şeridine sahiptir. Adanın batısında yer alan Avlaka Burnu, Türkiye'nin de en batı noktasını oluşturmaktadır.
Konum ve Yüzölçümü Doğal Yapı
Gökçeada çok engebeli, volkanik kütlelerden oluşmuştur. Adanın % 77'si dağlık, %12'si engebeli, %11'i ise ovadır. Adanın en yüksek noktası Doruk Tepe 673 metredir. İklim ve Bitki Örtüsü
İç Sular Gökçeada'da başlıca ekonomik gelirler; ekolojik zeytincilik, arıcılık, bağcılık, seracılık, organik tarım, balıkçılık ve turizmdir.
Adanın Yerleşim Birimleri: |
| Abant Gölü |
|
Abant Gölü, Bolu'nun 34 kilometre güney batısında bulunan, çam ve köknar ağaçları ile çevrili, 1200 metre yükseklikte bulunan bir tatlısu, krater gölüdür. Abant Gölü, toprak kaymaları sonucu oluşmuştur ve 1.28 kilometrekarelik bir alanı kaplar. Gölün en derin yeri 18 metredir. Gölün etrafında oteller ve restoranlar bulunmaktadır.
Gölün hiçbir akarsu ile beslenmemesi, tamamen kaynak sularıyla oluşması ve nilüferle kaplı oluşuyla bilinen Türkiye milli parklarındandır. Ayrıca yaban geyiği üretim çiftliği de bulunur.
Abant, her mevsim farklı güzeldir. Kış aylarında doyumsuz bir kar manzarısına bürünür. Kışın hemen hemen dört ayı her taraf karla örtülür ve gölün yüzeyi buzla kaplanır. Gölün etrefında at, fayton veya kızaklarla dolaşmak mümkündür.
İlkbaharın gelmesiyle birlilkte gölün yüzeyi nilüferlerle kaplanır. Göl çevredeki dağların yeşiliyle renklenir. Gölde olta balıkçılığına da izin veriliyor. Ücret karşılığı benekli mercan ve alabalık avlanabilir. Gölde Abant alası denilen balık türü yaşamaktadır. |
| Nemrut Dağı |
|
Doğu ve Batı Medeniyetlerinin, 2150 m. yükseklikte muhteşem bir piramitteki kesişme noktası, Dünyanın sekizinci harikası Nemrut, yüksekliği on metreyi bulan büyüleyici heykelleri, metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle, UNESCO Dünya Kültür Mirasında yer almaktadır.
Nemrut Dağı, üzerinde barındırdığı dev heykellerin ve anıt mezarın yanı sıra, dünyanın en muhteşem gündoğumu ve gün batışının seyredilebildiği yer olmasıyla da ilgi çekmektedir. Her yıl binlerce insan gündoğumu ve gün batışını seyretmek için Nemrut Dağına gelmektedir.
Tarihçe
Kommagene Uygarlığının ortaya çıkmasını sağlayan kazılar, Nemrut Dağı'ndan başka Arsameia, Samsat ve Fırat Havzasında gerçekleştirilmiştir. Bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkartılan taşınabilir eserler müzelerde, geri kalanları da Milli Park Alanı içerisinde korumaya alınmıştır. Kommagene Krallığı Yunanca "Genler Topluluğu" anlamına gelen Kommagene, ismiyle bağdaşırcasına, Grek ve Pers uygarlıklarının inanç, kültür ve geleneklerinin bütünleştiği güçlü bir krallıktır. Toros Dağlarındaki çeşitli yolların birleştiği noktada bulunan antik Kommagene Krallığı, Suriye'nin Kuzeyi, Hatay, Pınarbaşı, Kuzey Toroslar ve doğuda Fırat Nehri'nin çevrelediği verimli topraklarda yer almıştır. Tarıma ve hayvancılığa elverişli ve ekonomik önemi yüksek sedir ağacı ormanlarını barındıran Kommagene topraklarının, ilk çağlardan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığı civardaki mağara ve arkeolojik buluntulardan anlaşılmaktadır.
Antik dünyanın küçük ancak güçlü ülkesi Kommagene, baba tarafı Pers Krallarından "Krallar Kralı olarak anılan Darius'a ile, anne tarafı Makedonya Hükümdarı Büyük İskender ile akraba olan bir prensin oğlu Mithradates Kallinikos tarafından, İ.Ö. 109 yılında bağımsız bir krallık olarak kurulmuştur. Farklı topluluklardan meydana gelen ve ayrı inanç ve kültürlere sahip Kommageneliler arasındaki birliği sağlamak konusunda büyük başarı sağlayan Mithradates Kallinikos, tanrılarla olan bağını kuvvetlendireceği ve böylece ulusunu barış içerisinde yaşatacağı inancıyla ülkesinin çeşitli yerlerinde tapınaklar yaptırmıştır. |
| Safranbolu |
|
Anadolu’nun kuzey batı kesiminde, antik devirde tarihçi Homeros’un İlyada destanında Paplagonya olarak geçmektedir. Yörede sırası ile Hititler, Frigler, dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Helenistik Krallıklar (Pondlar), Romalılar, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır.
Coğrafi bakımından ilçe engebeli bir bölgede yerleşmiştir. İlçenin en alçak noktası 300 metre, en yüksek noktası 1750 metre civarındadır. İlçenin büyük bölümü ormandır. Safranbolu kuzeybatı Karadeniz bölgesinde Karabük iline bağlı bir ilçe merkezidir. Bartın ve Kastamonu komşu illeridir. Safranbolu Evleri Ve Mimari Özellikleri Safranbolu Evleri, yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdır. İlçe merkezinde 18. ve 19.yy. ile 20.yy. başlarında yapılmış yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunmaktadır. Bu eserlerin 800 kadarı yasal koruma altındadır.
Evler Safranbolu´nun iki ayrı kesiminde gruplanmış durumdadır. Birincisi “Şehir” diye bilinen ve kışlık olarak kullanılan kesim, ikincisi “Bağlar” diye bilinen ve yazlık olarak kullanılan kesim.
Safranbolu’nun İsimleri Safranbolu’nun belgelere dayanan bilinen ilk tarihi Bizans Döneminde başlamaktadır.(395-1453) Bizans Döneminde Safranbolu Dadybra (Dadibra), Müslüman Arap akınları karşısında bir müstahkem kale olarak (Akratia) kurulmuş ve önem kazanmıştır.
Bizanslılar döneminde kentin adı Dadybra’dır. 1196 tarihinde Selçuklular zamanında kentin adı Zalifre olmuştur. Beylikler döneminde ve Osmanlıların ilk zamanlarında kentin adı Borglu ve Borlu şeklini almıştır. 16 yy. Osmanlı Tapu ve Tahrir defterinden izlenebileceği gibi Borlu, yöreye yerleşen Taraklı Aşiretinden dolayı “Taraklıborlu” olmuştur.
Taraklıborlu adından sonra Safranbolu için Osmanlılar döneminde kullanılan diğer adlar, 18 yy. ortalarında “Zağfiran-ı Borlu”, 19 yy. ikinci yarısında kısa bir süre için “Zağfiran-ı Benderli” 19. yy. son çeyreğinden itibaren “Zağfiranbolu”, son olarakta “Zafranbolu” ve “Safranbolu” biçimine dönüşmüştür. Kente adını veren Safran bitkisi kendi ağırlığının yüz bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilme özelliğine sahiptir. Gıda, ilaç ve kozmetik sanayiinde kullanılmaktadır. Bu ilgi çekici bitkinin dünyada üretildiği ender yerlerden biri Safranbolu’dur. |
| Boğaziçi Köprüsü |
|
BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜ'NÜN İNŞAAT AŞAMALARI VE AÇILIŞI Avrupa’yı Asya’ya bağlayan “1. Boğaziçi Köprüsü”nün temeli Beylerbeyi ayakları şantiyesinde; 20 Şubat 1970’de törenle atıldı. Kabataş ve Kadıköy’den kalkan 2 adet şehirhatları vapuru, davetlileri taşıyarak tören alanına getirdi. 21 pare top atışıyla çalışmalar başladı.
Mart 1970’de Ortaköy ayaklarının kazısı başladı. Hemen ardından da Beylerbeyi ayaklarının kazısı başladı.
Mayıs 1971’de Ortaköy çelik kulelerinin montajına başlandı. Beylerbeyi kulelerinin montajına ise Temmuz 1971’de başlandı. 1972’nin Ocak ayında her iki çelik kule de yükseldi.
Kuleler tamamlanınca Ortaköy’den Beylerbeyi’ne kadar denizin yüzeyine, birbirine paralel; 2 adet kılavuz halat serildi ve bunlar kulelerden aynı anda çekilerek, ilk birleşim sağlandı (Ocak 1972).
Beylerbeyi kulesi Tabliyeler; Köprü’nün üzerindeki trafik akışını sağlayacak olan yolu oluşturan, içleri boş ve her iki uçlarındaki dikey taşıyıcı halatlar yardımıyla, kulelerdeki gerili çelik halatlara salıncak gibi asılan ve birbirlerine lego oyuncakları gibi bağlanan, rijitleştirilmiş taşıyıcı bloklardı.
Aralık 1972’de ilk tabliye köprüye gerilen çelik halatlara, salıncak sistemiyle monte edilmeye başlandı. Kulelerin tepesindeki vinçler yardımıyla ve palangalar vasıtasıyla içi boş tabliyeler askı halatlarına bağlandılar. Tabliyelerin yukarı çekilmesine köprünün ortasından başlandı ve sırasıyla iki uca doğru eşit sayıda çekildi.
26 Mart 1973’de son tabliye de montajlandı. Ardından 60 adet tabliye birbirine kaynaklandı. Böylece, ilk kez yürüyerek Asya’dan Avrupa’ya geçildi.
Nisan 1973’de kauçuk alaşımlı çift kat asfaltının dökümüne başlandı. 1 Haziran 1973’de asfalt döküm işlemi tamamlandı.
Kulelerin altındaki geçiş noktalarına, köprüdeki genleşmeye uyum sağlaması amacıyla dönen-levhalar (rolling leaf) monte edildi.
Yaklaşım viyadüklerinin inşasına (Ortaköy ve Beylerbeyi üzerinden geçen) Şubat 1973’de başladı ve Mayıs 1973’de bitirildi.
20 Temmuz 1973: Yaklaşım viyadüğü inşası 8 Haziran 1973’de ilk defa araçla geçiş tecrübesi yapıldı.
Tüm çalışmalar tamamlandı ve köprü açılışa hazırlandı...
Ve köprü Cumhuriyet’in 50. yıldönümünde, 30 Ekim 1973’de törenle açıldı.
Köprünün açıldığı gün halk o kadar yoğun bir ilgi gösterdi ki, onbinlerce kişi aynı anda köprünün üzerinde Asya’dan Avrupa yakasına doğru ve bir süre sonra da her iki yakaya doğru karşılıklı yürümeye başladı (Köprüyü ertesi günü çalacaklar (!) ya, onun endişesi herhalde, “Aman köprünün başına bir şey gelmeden, bir an önce ben de üzerinden bir kere geçeyim bari” psikolojisi). Açılış şerefine araç yolundan da yayalara yürüme izni verilince, köprünün üzerinde yaya adımlarının çokluğu ve bu yoğunluğun homojen olarak köprünün tüm yüzeyine yayılması sonunda rezonans artışı had safhaya girerek, köprü salıncak gibi sallanmaya başlayınca, daha ilk günden köprümüz çökmesin korkusuyla, derhal yaya geçişine son verildiğini gazeteler günlerce yazdılar...(Gerçekten de lastik tekerlekli araçların geçişleri yerine onbinlerce adımın aynı anda zemine yaptığı darbesel etki, lastik tekerlekten çok daha fazla tehlikeye yol açar, salınım artmaya başlayınca da bunun sönümlenmesi oldukça zordur, hızla sallanan salıncağın uzun süre sonra yavaşlayarak durması gibi)... Hatta yanlış hatırlamıyorsam, gazetelerde şu örnek verilmişti: “Köprüden arka arkaya tanklar geçse o derece risk oluşturmaz ama, bir tabur asker uygun adımla köprüyü geçmeye çalışırsa, bu daha büyük tehlikedir.” Ayakların aynı anda yere vurması yüzünden.
Köprüden yayalara (iki kenardaki yaya yollarından geçmeleri şartıyla) geçiş; 2 Mayıs 1974’de verildi (Geçiş ücreti 1 lira). Köprünün taşıyıcı ayaklarının (daha doğrusu kulelerinin) dördünde de yayaları yukarıya taşıyan dev asansörler mevcuttu ve yayalar bunları kullanarak köprüye çıkarlar, yürüyerek karşıya geçince de, yine buradaki kulelerin asansörlerini kullanarak aşağıya inerlerdi. Ancak köprüden aşağıya atlayanların sayısının artması yüzünden birkaç yıl sonra yayalara yasak geldi ve bundan böyle köprü, günümüze kadar yayalara kapalı olarak hizmetine devam etti. |
| Kelebekler Vadisi |
|
Kanyon duvarının yüksekliği 350-400m ye ulaşır. Kanyonun tabanı, dar üçgen şeklinde batıya doğru açılırken, parlak bir kumsal, denize ve kayalıklara kontrast oluşturur. Kanyonun arka ucunda 60m' lik düşüşlerle akan şelaleler, dere boyunca dev zakkumların cangılında bulunan ve vadiye ismini veren Kaplan Kelebeği habitatıdır.
Vadinin çağlayanlar bölümündeki cangılda Kaplan Kelebeği kolonisi barınıyor. Geceleri hareketli olan ve vadiye ismini veren bu tür yanında, tespit edilebilen 35 kadar gündüz, 35 kadar da gece kelebeği bulunur. Bunlar arasında Danaus Cripsipus' un bir alt türünü oluşturan endemik (Yanlız oraya mahsus) kelebekler de vardır.
M.Ö.4. Yüzyıla uzanan Likya'nın Perdicia isimli yerleşim yerinin bazı kalıntıları Kelebekler Vadisi Kanyonu'nun hemen üstünde yer almakta ve buradaki köy halen o zamanı hatırlatan bir isimle, Faralya olarak anılmaktadır. Ancak köyün şimdiki resmi adı Uzunyurt'dur. Bizans ve uzantısı Yunan yerleşimcileri tarafından Osmanlı'nın son zamanlarına kadar sürdürülmüş olan teraslamalarla, yamaçlara uygulanan bahçecilik kültürü daha sonra Türk göçebelerine devredilmiş ve bugüne kadar gelmiştir. |
| Bozcaada |
|
Çanakkale iline bağlı olan Bozcaada İlçesi Ege Denizi’nin kuzey-doğusunda Çanakkale Boğazı’nın güneyinde yer alan bir adadır. Bozcaada’nın alanı 36.67 km2 olup, etrafındaki irili ufaklı 17 adacık dahil olmak üzere 37.6 km2’lik yüzölçümüne sahiptir. Bu adacıklardan en büyüğü 800 dönümlük arazisi ile halk arasında Tavşan Adası diye bilinen Mavriya Adası’dır. Bozcaada bulunduğu konum itibariyle tüm özelliklerini taşımasa da Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Yazları serin ve kurak, kışları ılık ve az yağışlı geçer. Yılın tüm aylarında rüzgarlı, özellikle kış aylarında aşırı rüzgarlıdır. Bitki örtüsü üzerinde rüzgar önemli bir etkendir. Bitki örtüsünde en önemli alanı bağlar tutmaktadır. Doğal bitki örtüsü ise makiler ve ufak çalılardır. Antik çağda Leukophrys, Yunan Mitolojisinde ise Tenedos adıyla bilinen Bozcaada’nın ilk sakinleri Akaların bir kolu olduğu ve M.Ö. 2000 yıllarında yerleştikleri tahmin edilen Pelasg’lardır. Akalardan sonra Ada’ya sırasıyla Fenikeliler, Atinalılar ve Yunanlılar hakim olmuştur. Ada M.Ö.493’de Pers istilasına uğramış, M.Ö.334 yılında ise Pers istilasına son veren Büyük İskender devri başlamıştır. Bergama Krallığından sonra M.Ö.168 yılında Roma hakimiyetine girmiştir. 1203 yılından sonra Bozcaada üzerinde Bizans-Ceneviz-Venedikliler arasında egemenlik mücadelesi başlamıştır. Bozcaada ilk defa 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet devrinde Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştır. Bozcaada Osmanlı döneminde bir kale dizdarı ve kadı tarafından yönetilmiş, 19.yüzyılın sonlarında merkezi Sakız ve Rodos olan Midilli Sancağına bağlı bir kaymakamlık olarak teşkilatlanmıştır. 1912 yılında Balkan Savaşı sırasında Yunan donanmasınca işgal edilmiş olup, Lozan Antlaşması sonucunda 20 Eylül 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır. |
| Kaz Dağı |
|
KAZ DAĞI (İDA DAĞI) Bugün Kaz Dağı adıyla bildiğimiz tarihi İda Dağı, efsanelere konu olmuş, doğanın eşsiz güzellikleri ile tarihin inceliklerini buluşturan bir masal dağıdır.
Bölgede Adatepe köyü, Yeşilyurt gibi otantik mimarisiyle dikkat çeken yerleşim yerlerinde Kaz Dağı çevresinin özgün kültürüyle tanışmak mümkün.
Bölgeye yolunuz düştüğünde Zeytinyağı Müzesi'ni, Antandros'u, Sütüveren Şelalesi'ni, Zeus Altarı'nı, Hasanboğuldu Şelalesi'ni, Adatepe Köyü'nü ve Tahtakuşlar Etnografya Müzesi'ni görmeden geçmeyin.
Kaz Dağı'nın daha çok resmine aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz. |
| Macahel |
|
Macahel, Artvin ili, Borçka ilçesine bağlı bir bölgenin, daha doğrusu bir vadinin adı. İki sınır vardır Macahel'de: biri Türkiye ile Gürcistan'ı ayıran siyasi sınır. Bir askeri sınır bölgesi oluşu nedeniyle Macahel'e dışarıdan insanların giriş-çıkışı ancak askeri ve resmi makamlardan alınacak izinle mümkündür. Bir de doğal sınır bulunuyor burada: Karçal dağları. Karçal'ın zirvelerine ilk karın düşmesiyle birlikte vadinin Borçka ile bağlantısını kesen yol kapanır ve Macahel köylüleri yılın en az altı ayı dünyadan kopar.
Macahel’de Arıcılık Daha önce sınırlı şekilde yapılan arıcılığın, bölgede yaşayanlara, doğal varlıklar tahrip edilmeden geçim kaynakları yaratmak düşüncesinden hareketle, Tema Vakfı’nın ve Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunlarını Araştırma Derneği’nin de desteğiyle Macahel’de arıcılığı geliştirme çalışmaları başlamıştır.
Ayrıca Macahel yöresinin arıcılık için oldukça elverişli ve türce zengin bitki örtüsü, genetik özelliği bozulmamış saf Kafkas arısının bulunması, yöreye ekonomik katkı sağlanmasında arıcılığın seçilmesinde en büyük etkenlerdendir.
|
| Saros |
|
SAROS KÖRFEZİ KEŞAN Keşan İlçesi M.Ö. 30.yy'dan itibaren Luvi ve Trak Türkleriyle başlayan bir geçmişe sahiptir. Yöre daha sonraları eski Yunan, Pers, Makedonya ve Bizans yönetimlerinde kalmış, 14. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Keşan Marmara Bölgesi'nin Trakya bölümündedir. Yörede Akdeniz ikliminin Marmara'ya özgü iklim şekli hüküm sürer. Toplu bir yerleşme alanı görülen Keşan'da Cumhuriyet döneminde ve özellikle son 20 yılda hızlı bir yapılaşma göze çarpar. Kooperatif ve özel kişilerin yapıları halen hızla devam etmektedir. Bu hızlı gelişmeye sosyal yaşam da ayak uydurmuştur. Keşan'da her gün, özellikle haftalık pazarı olan cumartesi günü çok canlı bir günlük yaşam görülmektedir. Bu hareket Keşan'da sosyo-ekonomik hayatı da olumlu yönden etkilemektedir.
İstanbul’dan yola koyulup Tekirdağ üzerinden Keşan’ı geçince havanın da, bitki örtüsünün de birden değiştiğine tanık olursunuz. Çam ormanı arasından geçen yolda ilerlerken sağınızda Ege’nin kuzeydeki ucu, Saros körfezi açıktaki üç adasıyla önünüze seriliverir. Saros sahil şeridi ve burada yer alan Erikli, Mecidiye, Yayla, Gökçetepe, Sazlıdere gibi sayfiye yerleri deniz, orman ve piknik tipi yaz turizmi merkezleridir. Temiz denizi ve yakınlığı Keşan'ı yaz turizminin ilgi odağı haline dönüştürmüştür. Uzun yıllar önce yerli ve yabancı balıkadamlar tarafından keşfedilen ve Orfoz balığıyla ünlenen Saros Körfezi amatör balıkçılar için de bulunmaz cennetlerden birisidir. Saros Körfezinde 144 çeşit balık, 170 çeşit sualtı canlısı vardır. Körfez otoepürasyon denilen dünyanın kendi kendini temizleyebilen iki körfezinden biridir. Bunun yanısıra dalış turizmi (scuba diving), doğa yürüyüşü (trekking) tarzı turizm etkinlikleri için elverişlidir. Gökçetepe ve Danişment sahillerinde Orman Bakanlığı-Milli Parklar'a bağlı günübirlik ve yataklı dinlenme tesisleri vardır.
Sırtını ormana dayamış olan Adilhan köyü, temiz havası, denizi, bitki örtüsü ve en önemlisi ahtapotların yavrulamaya geldiği sahili ile bakir bir koy. Köy çam, armut, akasya ve zeytin ağaçları ile kaplı. Sahilinin, astım ve nefes darlığı problemi olanlara iyi gelen bir havası var. İstanbul’a yakınlığı nedeniyle yazlık gibi kullanılan köyde; ata binmeyi, kış aylarında yaban domuzu ve bıldırcın avlamayı, yürüyüş, kros, bisiklet ve balık tutmayı seven Robensonlar’a ve dalgıçlara rastlayabilirsiniz.
Gökçetepe ise tam bir balıkçı köyü. Köy girişinde eski Rum mimarisini andıran taş evler, Bizans kale kalıntıları var. Sahile yönelince son yıllarda "Kayıp Cennet" olarak anılan Milli Parklar Genel Müdürlüğü Kamp Alanı önünüze çıkıverir. |
| Kapadokya |
|
Bölgenin coğrafi oluşumu Kayseri'de bulunan Erciyes, ve Aksaray'da bulunan Hasan volkanik dağlarından kaynaklanmaktadır. Bu dağların milyonlarca yıl püskürttüğü lavlar sonucunda bölge kalın bir kül ve çamur tabakasıyla kaplanmıştır. Bu tabaka hem çok hafif, hem de işlenmesi ve kazılması kolay yumuşak bir kaya tabakasıdır. Milyonlarca yıl süren rüzgar, yağmur ve kar aşındırmaları sonucunda derin vadiler meydana gelmiştir. Bu kaya tabakasının yumuşak olması nedeniyle, eski insanlar ev yapmak yerine, bu kayaları oyup, odalar açarak içlerinde yaşamışlardır. Böylelikle hem ev inşası ucuza gelmiş, hem de sağlıklı ve korunaklı evleri olmuştur. |
| Kartalkaya |
|
|
| Antalya |
|
|

Marco Polo'nun hiçbir zaman çıkılamayacak dediği dağa ilk tırmanış, kayıtlara göre 9 Ekim 1829'da Prof. Frederik Von Parat tarafından gerçekleştirildi. İlk kış solo tırmanışı ise 21 Şubat 1970'te Dağcılık Federasyonu eski başkanlarından Dr. Bozkurt Ergör tarafından gerçekleştirildi. 1980'li yıllarda binlerce dağcı Ağrı Dağı'nı ziyaret etti. Ağrı'ya tırmanış 1990 yılında yasaklandı. 1998'de Dağcılık Federasyonu'nun bir grup dağcıya izin vermesiyle bu yasak kaldırıldı.





Gökçeada 289.5 km2 yüzölçümüne, 95 km kıyı şeridi uzunluğuna sahiptir. Adanın doğu-batı uzunluğu 29.5 km, kuzey-güney uzunluğu ise 13 km'dir. Gökçeada (Kuzulimanı), Çanakkale'den izlenen rotaya göre 32 mil, Gelibolu yarımadasındaki Kabatepe limanına 14 mil, Bozcaada'ya 33 mil, Ege denizinde bulunan Yunan adalarından Limni'ye 16 mil, Semadirek adasına 14 mil uzaklıktadır.


Abant gölünün çevresi 6.5 kmdir. Göl çevresinde tur atmanın keyfi bambaşkadır. Lezzetli alabalıkların bulunduğu ve olta balıkçılığı zevkinin tadıldığı Abant'ın çevresi, bitki ve hayvan türleri açısından oldukça zengindir. Kışın gölün donduğu zamanların dışında,gölde su bisikleti ve sandalla gezilebilir.

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak ilan edilen Nemrut Dağı, çevresindeki Kommagene Uygarlığı eserleri ile birlikte ülkenin önemli Milli Parklarından biridir. Nemrut Dağındaki dev heykeller ve tümülüs, Arsameia (Eski Kale), Yeni Kale, Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü Milli Park sınırları içerisinde yer alıyor.
Nemrut Dağı'nın Kraliyet Akademisi tarafından araştırma yapmak üzere bölgeye gönderilen genç bilim adamı Otto Punchtein başkanlığındaki ekip, Nemrut Dağı'nın tepesindeki tümülüs ve tümülüsün doğu ve batı yanlarında oluşturulmuş teraslar üzerindeki devasa heykeller ve çeşitli kabartmalardan oluşan eserler üzerinde çalışır. Uzun çalışmalar sonunda Grekçe yazılı kitabeyi çözen Punchstein, bu eserlerin Kommagene Uygarlığı'na ait olduğunu ve Kommagene Kralı I. Antiochos tarafından yaptırıldığını keşfeder. Antiochos'un ağzından yazılan kitabe, Nemrut Dağı'nın sırrını ve Antiochos'un yasalarını içermektedir. 


Safranbolu evinin boyutu ve biçimini belirleyen üç temel unsurdan söz edilebilir: Çok nüfuslu büyük aile yapısı, yağışlı iklim, kültürel ve maddi zenginlik. Bir ailede karı kocanın normal olarak iki ya da üç çocuğu vardır. Erkek evlat evlendirilince ona ayrı bir ev açılmaz, gelin aynı eve getirilir. Amcalar, yengeler, halalar ve torunlarında dahil olduğu aile hep birlikte bir evde yaşarlar. 



























Kelebekler Vadisi, World Heritage Foundation tarafından,dünya üzerinde korunması acil gerekliliğe inanılan 100 dağdan biri olarak tespit edilen Babadağ'ın eteklerinde bulunan bir kanyondur. Ölüdeniz'e 5 deniz mili uzaklığındadır.
Kelebekler Vadisi'nin iki önemli karakteristik özelliği var. Bunların birincisi ürpertici diklik ve yükseklikte kayalıklar ve batı rüzgarlarına açık bir deniz ufkuyla dış dünyadan yalıtılmış ve soyutlanmışlıktır. Diğeri, kumsalından şelalesine, kaya peyzajlarından batan gün seremonisine, tarihinden kelebeğine pek çok özelliğin, hemen hepsi 100 dekar alanda, hep birarada sunulmuş olmasıdır. 

İda, Edremit Körfezi'nin kuzey kısmına doğu-batı yönünde 60-70 km. boyunca bir duvar gibi uzanıyor. Batıda Ege Denizi boyunca ve Kuzey Marmara'ya doğru ilerliyor. Kaz Dağı, bitki örtüsü ve tarihi önemi sebebiyle 1993 yılından bu yana bir milli park olarak koruma altında tutulmaktadır.
Kaz Dağı çevresi, antik çağlardan beri yerleşime açık bir bölge oldu. Bu nedenle dağın eski Grek mitolojisinde önemli bir yeri var. Oksijen oranının çok yüksek olduğu bölgedeki farklı ekosistem, bölgeye zengin ve çeşitli bir bitki örtüsü kazandırmış. Bölgede şifalı olduğu düşünülen çok sayıda bitki yetişiyor. Ayrıca yeraltı zenginlikleri de çarpıcı. Antik çağlardan beri bölgede madencilik yapılmış. Bölgedeki kanyonlar, çaylar ve göllerde pek çok canlı türü barınıyor. 



Macahel'de ılıman iklim hakimdir. İlkbahar, yaz ve sonbahar mevsimleri bol yağmurlu, kışları ise yumuşak fakat bol kar yağışlı geçer. Ortalama sıcaklık 20-25 derecedir.
60 km. kadar içeriye sokulan körfez temiz ve sahili uzun yürüyüşler için çok elverişlidir. Deniz kabukları toplamak isteyenler için de bol malzeme vardır. Olta balıkçılığı için de özellikle kayalık kısımlarda şansınız yüksek olacaktır.
Güzel Atlar Ülkesi olarak da bilinen Kapadokya bölgesi Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya bölgesi ise Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden ibarettir.
Özellikle Romalılardan ve Araplardan kaçan erken dönem Hıristiyanları, bunları yerin 5-6 kat altına kadar oyarak yer altı şehirleri meydana getirmişler ve gerektiğinde buralarda saklanmışlardır.
Bugün bölgeye gidenler, bu aşınmalar sonucunda oluşmuş Peri Bacaları'nı, vadileri, vadilerde kayalara oyularak yapılmış eski kiliseleri ve bunları süsleyen şahane duvar resimlerini görebilirler.
Ülkemiz genelinde yeşil doğası, ormanları, doğal güzellikleri, gölleri, dağları ve yaylaları ile Bolu ve çevresi, özellikle kış turizminde çok önemli bir yere sahiptir. Bunların en önemlilerinden biri Kartalkaya kış turizm merkezidir.
Doğal güzelliklerin konforla birleştiği Kartalkaya, İstanbul ve Ankara'ya yalnızca 3 saatlik mesafede bulunmasından dolayı en çok burada yaşayanlar tarafından tercih edilen bir kayak merkezidir. İlk yardım merkezi gibi sağlık donanımları mevcut olmasına rağmen hastane olarak Bolu'dakilerden yararlanılmaktadır.
Antalya sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde "Türk Rivierası" adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz'in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 630 km. uzunluğundaki Antalya kıyıları boyunca, antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer alır.
Bugün Antalya'nın "Tarihi Çekirdek Kenti" olan ve "Kaleiçi" adıyla tanınan semti büyük bir kısmı yıkılmış ve yok olmuş iki surla çevrilidir. İç sur, yarım daire şeklinde yat limanını kuşatır. Restorasyon çalışmaları sonucunda Kaleiçi, pansiyonları, barları, çarşısı ile turizm merkezi haline gelmiştir. Liman ise yat limanı olarak düzenlenmiştir. Köprülü Kanyon Milli Parkı sınırlarındaki Köprüçay, ülkenin en ilgi çekici rafting merkezlerindendir. Antalya'nın önemli turizm merkezlerinden olan Manavgat ilçesi sınırlarında akan Manavgat Çayı, rafting için elverişli parkurlara sahiptir.
Bölgedeki akarsuların ortak amacı Akdeniz'e ulaşmaktadır. Bu amaçla Toros Dağlarının yamaçlarından itibaren bazen yer üstünden ve bazen de yer altından oldukça ilginç yolculuklar yaparlar. Bu sırada eşine ender rastlanır güzellikte çağlayanlar oluştururlar. Bu çağlayanların sayısı 20'den fazladır. En güzelleri Antalya'nın 15 km. kuzeyindeki Düden Şelalesi 18 Km. batısındaki Kurşunlu Şelalesi ve Manavgat'ın 3 Km. kuzeyindeki Manavgat Şelalesi'dir. Düden Şelalesi şehir merkezine yaklaşık 10 km. uzaklıktadır. 20 m. yükseklikten dökülen şelalenin ana kaynağı "Kırkgöz Mevkii"ndedir. Aşağı Düden Şelalesi ise Lara yolu üzerinde merkeze 8 km. uzaklıktadır. Yaklaşık 40 m.lik bir falezden denize dökülür. Antalya'nın iki büyük plajı olan Lara ve Konyaaltı arasında kalan bölgede falez oluşumları vardır. Bu oluşumlar 14 metreden 25 metre derinliğe kadar inerler.
Genel olarak 1000 m. ve daha fazla yüksekliği olan, yaz ayları oldukça serin geçen, Toros Dağları'ndaki yaylalarda, Antalyalılar ve Yörükler yaz mevsimini geçirirler. Bölgedeki başlıca yaylalar Bakırlı, Fesleğen, Yeşil Yayla, Saklıkenttir. Coğrafi konumu nedeni ile dört mevsimin aynı anda yaşanabildiği Antalya'da, sahilde denize girerken, Antalya'ya 50 km uzaklıktaki Saklıken'teki kayak merkezinde kış sporları yapılabilir.
Muğla ili, 1.124 km. uzunluğundaki kıyı şeridi, bu kıyı şeridini kaplayan birbirinden güzel koyları, sayısız plajları, hızla gelişen nitelikli turizm işletmeleriyle, ülkemiz turizminin cazibe merkezlerinden biridir ve her yıl 2 milyondan fazla turisti misafir etmektedir.
Muğla Müzesi, Bodrum Kalesi ile Sualtı ve Arkeoloji Müzesi, Milas Müzesi ve Fethiye Müzeleri'nin yanısıra; Yatağan ilçesindeki Stratonikeia ve Lagina; Milas ilçesindeki İassos, Labranda, Herakleia, Euromos antik kentleri ve Gümüşkesen Anıt Mezarı ve Beçin Kalesi; Fethiye ilçesindeki Kaya Köyü ile Kadyanda, Letoon, Telmessos, Pınara, Sdyma ve Kaya Mezarları; Datça ilçesindeki Knidos; Köyceğiz ilçesindeki Kaunos antik kenti; Gökova Körfezi'ndeki Sedir Adası, ilin kültür turizmi için önemli tarih değerleridir. 
0 yorum yazılmıştır